...insanlar için bir haşir ve neşir olacak ve Hak ismiyle evvelki hizmetlerinin mükâfatını ve kusuratının mücazatını çekecek. Ve Hafîz ismiyle cüz'î-küllî kayıd altına alınan her amelinden muhasebe ve sorguya çekilecek. Ve dâr-ı bekada saadet-i ebediye ziyafetgâhının ve şekavet-i daime hapishanesinin kapıları açılacak. Ve bu âlemde çok taifelere kumandanlık yapan ve karışan ve bazan karıştıran bir zabit, toprağa girip her amelinden sual olunmamak ve uyandırılmamak üzere yatıp saklanmayacaktır. Meyve Risalesi - 55
Hoca efendi Allah adama o kadar sual sormaz. Yalnız bir şey sorar: "Dünyada iken ben seninleydim, ya sen kiminleydin?" der.
Sayfa 135 - Kubbealtı Neşriyat·Kitabı okuyor
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Çocuk olarak kendi içime o kadar kapanmıştım ki, her sual ruhumun duvarlarını aşıp zorla içeri girmek için yapılan bir tecavüz gibi gelirdi bana.
Sayfa 46·Kitabı okuyor
Sözde cigarayı bırakmağa niyetliydim. Bugünkü, inan bana unuttum kaçıncı paket. Evde bir ölüm sükûtu var. Sual sormağa korkuyorlar. Ah bir sorsalar da seni anlatsam... Ah bu rezil dünya seni tanısa, seni öğrense, seni anlasa...
Hatay Meselesi
Ömrünün sonlarında Hatay meselesinde bir başka sözünü duymuştum. Atatürk bu mesele yüzünden uykusuz, sinirli idi. Rastladığı elçilerle tartışır, söylemediğini bırakmaz, kendi hazır bulunduğu yerlerde ecnebi sefaretlerin kulağına gidecek nümayişler yaptırırdı. Bir akşam sofrada vaktiyle Hariciye’de de bulunan bir arkadaşı: -Paşam, niçin kendinizi de milletinizi de üzüp duruyorsunuz? Bir tümen yollasanız Hatay’ı alırsınız. Renani’de Alman olup bitenlerini kabul eden Fransızlar, Suriye’nin bir sancağı için sizinle muharebe mi edecekler? dedi. Öfke ve siniri dalga gibi dinerek, sesi yavaşladı: -Evet, bunu ben de bilirim. Bir tümen yollasam, Hatay’ı alabiliriz. Renani’de Almanlarla muharebe etmeyen Fransızlar da Hatay için bizimle muharebe açmazlar. Fakat ya bu sefer haysiyetlerine dokunup karşı koyacakları tutarsa? Sual sorana dönerek: -Ben bir sancak için altmış şu kadar Türk vilayetini tehlikeye sokamam, dedi.
Sayfa 342·Kitabı okudu
Tarih
Hayır, insan sade ölürken ayrılmıyor, arkada bırakmıyordu. Belki bütün ömrümce her an birçok şeyler onu arkada bırakıyordu. Sonra olduğu yerde birdenbire kabuklaşıyor, çok ince, görünmez bir şeyle o anda etrafında olanlardan ayrılıyordu. "Biz mi gidiyoruz, onlar mı?.." Sual buydu...
Alıntı