içindeki o gece, o karanlık ve o karmaşık kökler, o muhteşem ve korkutucu ülkeye; o ülkenin, yüreğini sıkıştıracak denli hızlı akşamları kadar kavurucu günlerine de bağlıyordu onu...
Ah, evet ! Çocukluğu böyle geçmişti, mahallenin yoksul adasında, cahil ve sakat bir ailenin ortasında, gencecik damarlarında kanı kaynayarak, doymak bilmez bir yaşama iştahıyla...
Kırk yaşındayım... Bu taşın altında gömülen ve babam olan adam benden genç. Toprak ölü çocuklarla dolu... Bugünün kır saçlı çocuklarının gencecik babaları...
Kitapların içerikleri aslında pek önemli değildi. Önemli olan bu mekan ve önümüze serdiği ufuklardı. Kapıdan içeri adım attığımız anda daracık mahallemizden bizi alıp götürürdü.