Aycann

Puan vermedi·172 syf.··
2026 13. kitabı
“Bir insanın kötülüğü seçme özgürlüğü elinden alınırsa o gerçekten iyi biri mi olur?” Anthony Burgess’in Otomatik Portakal adlı romanı, ilk bakışta şiddet ve sokak dili üzerine kurulmuş bir hikâye gibi görünse de, derinlemesine okunduğunda insan doğası, özgür irade ve toplumun birey üzerindeki etkisi üzerine güçlü bir sorgulama metnidir. Romanın başkarakteri Alex, genç yaşına rağmen şiddetle iç içe bir hayat sürmektedir. Ancak onu sadece “kötü biri” olarak görmek yeterli değildir. Alex aynı zamanda müziğe, özellikle klasik müziğe yoğun ilgi duyan, estetik duygusu gelişmiş bir karakterdir. Bu durum, onun iç dünyasında bir tezat yaratır: bir yanda sanat ve duyarlılık, diğer yanda ise bilinçli şiddet eğilimi. Roman boyunca dikkat çeken en önemli unsurlardan biri kullanılan dildir. Yazar, sokak argosu, tekrar eden söz kalıpları ve ses yansımalarıyla karakterlerin dünyasını doğrudan okura hissettirir. Özellikle Alex’in duygularını “anlatmak” yerine seslerle ifade etmesi, metni daha ritmik ve canlı hale getirir. Bu dil, okuru hem içine çeker hem de zaman zaman rahatsız eder. Romanın önemli bir teması da özgür irade meselesidir. Devlet, Alex’i “iyileştirmek” amacıyla onu şiddetten tiksindiren bir yönteme tabi tutar. Ancak bu süreç sonunda Alex artık iyi olduğu için değil, fiziksel olarak şiddet gösteremediği için “zararsız” hale gelir. Bu durum, insanın gerçekten iyi olup olamayacağı sorusunu gündeme getirir: Bir insan zorla iyi hale getirildiğinde hâlâ insan kalır mı? Bu süreçte klasik koşullanma gibi psikolojik yaklaşımlar da hissedilir. Alex, şiddet görüntülerini fiziksel acıyla ilişkilendirerek şartlandırılır. Bu durum Pavlov’un ve davranışçı psikolojinin deneylerini çağrıştırır. Ancak roman, bu yöntemin ahlaki bir çözüm olup olmadığını tartışmaya açar. Bir diğer
Edebiyat
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113bin okunma
Reklam
Puan vermedi·160 syf.··
2026 3. kitabı
Jack London Martin Eden , Beyaz Diş ve Âdem'den Önce adlı eserleri, insan doğasına dair giderek derinleşen bir yüzleşme sunar. Martin Eden’de bireysel mücadele, sınıf atlama arzusu ve entelektüel yalnızlık üzerinden insanın kibri ve yabancılaşması görülür; okur, kahramanla bağ kurar ancak sona yaklaştıkça onun insandan kopuşuna ve içsel sertliğine öfke duyar. Beyaz Diş’te insanın hayvana uyguladığı sistematik vahşet ön plana çıkar; bu anlatı, merhamet ve vicdan duygularını keskinleştirirken insanın acımasızlığını en çıplak hâliyle ortaya koyar. Adem’den Önce ise insanlığın evrimsel altyapısına, ilkel dürtülerine ve tür olarak taşınan karanlık mirasa ışık tutar; burada ister ilkel ister modern olsun, insanın vahşet potansiyelinin değişen biçimlerle varlığını sürdürdüğü görülür. Bu üç eserde de insan, koşullar değiştiğinde ahlaki sınırlarını kolayca esnetebilen bir varlık olarak betimlenir ve okur, her defasında “İnsan gerçekten nedir?” sorusuyla baş başa bırakılır. Jack London’ın anlatıları karamsarlık üretmekten çok rahatsız edici bir farkındalık yaratır; bu rahatsızlık, insanı inkâr etmekten değil, insandan daha iyisini bekleme arzusundan doğan bir sorgulamaya dönüşür.
Edebiyat & Roman
Âdem'den ÖnceJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202526bin okunma
Düşlüyorum, o hâlde varım!..
Puan vermedi·238 syf.··
2025 3. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 21 Mart 2025 19:00
İhsan Oktay Anar ,1990 sonrası Türk edebiyatının postmodern çizgideki önemli yazarlarından biridir. Kendine özgü bir dili olan yazarın romanlarında anlatıcı, geleneksel anlatılar ile günümüz postmodern edebiyatı arasında bağ kurması açısından değerlidir. Romanlarında tarih, felsefe, din, mitoloji gibi önemli yapılardan yararlanır. Tarihi bir hazine olarak gören yazar, tarihle kurgusal türler arasında bağ kurmaktadır. Yazar, insanın bilme ve ölümsüz olma tutkularının yanısıra düş ile gerçeğin çatıştığı çatışmalar içerisinde öykü içinde öykü tekniği ile Puslu Kıtalar Atlası’nı kaleme almıştır. Bunu yaparken de arka planda felsefi yapıyı kullanıp kurgu ile tarihi harmanlamıştır. Postmodernizmin bir tekniği olan metinlerarasılığı son derece başarılı bir şekilde kullanıp bu tekniği bilip de belirli bir seviye ulaşmış okuyucuya hitap eder. Kitap üç epigraf ile başlar: Birincisi Carmina Burana metininde alınan bir alıntıdır. İkinci ve üçüncü epigraf ise Tevrat’tan alınmış boşluk ve şeytan kibrini ortaya koyar. Yazar, eserinde Şeyh Galip’in Terci-i Bendi’nde yer alan “Ah minel aşk ve min’el garaib” cümlesini kullanmasıyla da yazarın alıntı tekniğinin ne kadar da başarılı kullandığını gösterir. Romanın felsefe kurgusunu Descartes’in “Düşünüyorum o hâlde varım.” cümlesinin alıntılanması üzerine kurar. Yazar, Puslu Kıtalar Atlası’nda Uzun İhsan Efendi’nin harita çizme isteğini, Piri Reis’in çizdiği haritasına gönderme yapar ve kurgu ile gerçeği harmanlar. Kitapta yer alan bu tür alıntı, parodi tekniklerini zenginleştirmek mümkündür. Kitabı okumadan önce bu tür metinlerarasılık tekniklerini bilmek kitabı anlamamızı sağlamakla beraber Anar’ı anlamak için de bir kilit noktası olacaktır.
Edebiyat & Roman
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,6bin okunma
Puan vermedi·129 syf.··
2024 7. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 08 Ekim 2024 22:57
Yusuf Atılgan , Aylak Adam romanından yaklaşık on beş (15) yıl sonra Anayurt Oteli’ni yayımlamıştır. İki romanda da gözle görülür benzerlikler mevcuttur. Bu benzerlikler: Toplumdan kopmuş yalnız kişiler, kadınlarla kurulan iletişim başarısızlıkları, hayattan kopma gibi konulardır. Anayurt Oteli’nde yazar, olayları okuyucuya açık açık vermeyip okuyucunun bu olayları kullanılan geriye dönüş, bilinç akışı gibi tekniklerle çözümlemesini ister. Roman, bir pazar günü başlayıp bir pazar günü sona erer. Roman kahramanı Zebercet, ruhsal olarak sağlıksız ve de hayatta başarısız olmuş biridir. Bu başarısızlığı, tüm hayatını etkileyip onu çıkmaza sokacak dereceye gelmiştir. Yalnızlık ruhuna öyle işlemiştir ki başka insanlarla iletişim kurup onlarla yarenlik etmekten kaçınır. Bunun sebebi ise çocukluğundan beri yaşadığı dışlanmışlıktır. Hem okulda hem askerde hem de sokaklarda insanlar tarafından başta fiziksel özellikleri olmak üzere birçok özelliğiyle alay konusu olmuştur. Bu da romanı bireysellikten çıkarıp toplumsal bir zemine oturtur. Aslında roman, Zebercet üzerinden toplumda yaşanan cinayetlere, insanların davranışlarına, hırsızlığa, eşcinselliğe de atıfta bulunur. Bu da yaşanan sorunların sadece bireysel tarafını değil aynı zamanda toplumsal olarak da göz önüne alır. Yaşamın anlamsızlığı Zebercet’i sarıp sarmalar. Yazar, bunu roman boyunca okuyucuya hissettirir. Zebercet, kendini koruma iç güdüsüyle otelde bir hayat kurar ve bu hayat içinde “başkaları” çok az vardır. Otel onun için adeta bir sığınak olmuştur. En sonunda bu sığınağı da yıkarak yavaş yavaş kendini sona hazırlar. Yalnızlık, saplantı, dışlanmışlık, hayal kırıklıkları… En sonunda hayatına son vermeyle özgürlüğe kavuşma… “Dayanılacak gibi değildi bu özgürlük.” (s.108)
Edebiyat & Roman
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Yapı Kredi Yayınları · 200337bin okunma
9/10
·351 syf.··
2023 17. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 05 Aralık 2023 20:44
Bağ-ı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz Biz neşatın da gamın da ruzigârın görmüşüz. Nabî Osmanlı dönemin son yapraklarını döktüğü zamandan başlayarak Cumhuriyet dönemiyle derinleşen bir otobiyografi. Otobiyografi deyip geçmemekte fayda var zira arka planda tarihin tozlu yıllarından nefes aldıran yıllara da tanıklık ediyor. Kitabın her sayfası biz okuyucuyu, o içinde olan ana götürüp tarihe tanıklık ettiriyor. Kitabın eşsiz bir diğer özelliği de isimlerine herkesin aşina olduğu yazar/şairlere yer vermesidir. Yazar, bu anlatıları kimi mektuplarla daha bir tatlı hâle getirip okuyucuyla bir nevi edebiyat dedikodusu yapmakta. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği/bölümünü okuyan ve de edebiyata meraklı olan kimseler için güzel bir çalışma…
Bir Devrin RomanıHalide Nusret Zorlutuna · Panama Yayıncılık · 2018185 okunma
Reklam