Robert’ın kendini savunma felsefesinin eşi benzeri yoktur. Kendisi hiç tabanca taşımaz. Fakat, polyester ceketinin cebinde daima bir el bombası vardır. Bela çıktığında pimi çeker bombayı bırakır ve “sonu nereye varırsa varsın” yapar.
onlar ekmeği tutsalar parmak uçlarındaki kan dört duvar içinde misin büsbütün kimsesizsin ağzın kahırdan tabanca ağızlarına döner görünmez bir tetiği yoklar durur ellerin nedendir bilmezsin
Sayfa 104·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Gestapo’nun adamları pencerelerin altında, tabancalarını odaya doğrultmuşlar. Hafiyeler kapıyı kırıp, mutfağın oradan odaya dalıyorlar. Bir, iki, üç — tam dokuz kişi. İçeri daldıkları kapının arkasında olduğum için beni görmüyorlar. Arkalarından vurmam işten değil. Ne ki, dokuz tabanca, odadaki iki kadın ve üç silahsız adama doğrultulmuş. Ateş etsem, beş arkadaşım benden önce vurulacak. Kendimi vursam, yine silah patlamış olacak ve beşi de ölecek. Ateş etmezsem, altı ay, en fazla bir yıl hapis yatarlar, devrim onların imdadına yetişir, canlarını kurtarır. Yalnızca Mirek’le ben sağ çıkmayız; bizi işkenceden geçirirler. Benim ağzımdan tek bir laf alamazlar, ama ya Mirek? İspanya’da savaşmış bir adam o, Fransa’daki toplama kampından sağ çıkmış, savaşın ortasında Fransa’dan gizlice Prag’a dönmüş — yok, asla konuşmaz. İki saniye içinde karar vermeliyim. Yoksa üç saniye mi?
Sayfa 24 - 25 [Yirmi Dört Saat] Yordam Kitap
Anı-Mektup-Günlük
son çarenin tabanca mermisi olmasında şaşılacak bir şey yok. metronun öğütücü tekerleklerinin insan bedenini paramparça edebilmesine rağmen, aşk iksirini çökeltmeyi başaramamasında şaşılacak bir şey yok
Babanın kanlısının canına kıymak sana düşer, Kasığından düştüğün anan bile olsa bu, bu canı almak sana düşer. YAŞLI ERMİŞ KİŞİ— Hüküm verilmiştir. Son kelam söylenmiştir. TÜFEKLİLER- Kutlu bir törendir bu! Güneş bir mızrak boyuna vardığında ananı vuracaksın Heja Ağa. Unutma güneşin bir mızrak boyuna yükseldiği vakit, ölümün vaktidir. Al şu tabancayı Heja Ağa. Babanın kanı gayrı sana emanet! (Kevsa Ana kalkar, kuşağından bir tabanca çıkarır. Öper, başına koyar. Sonra Heja Ağa'ya uzatır. Bir süre derin bir ses- sizlik olur. Heja Ağa umarsızdır. Gergindir.) HEJA AĞA- Aklım bir yanda, yüreğim bir yandadır Kevsa Aney. KEVSA ANA- Akıl ile yürek bir araya gelmez oğul. Kader de zati budur. Ya yürekten olursun, ya akıldan. Ve lakin akıl felaketin ortasında lazım olur insana. Al şu tabancayı Heja, ağalığın kutlu olsun! Erliğin kutlu olsun! HEJA AĞA - Kulağımda anamın ninnileri, masalları... BÜTÜN YAŞLILAR- Yerde öç vaktini bekleyen babanın kanı... HEJA AĞA- Göğsünden emdiğim süt, daha ağzımın kıyısında kurumamıştır. BÜTÜN YAŞLILAR- Babanın kanı toprağın üstünde daha kurumamıştır. TÜFEKLİLER- Toprağın kan vakti geldi Heja. Toprağın da töresi vardır. Geciktirmeye gelmez. Babasının öcünü yerde koyan oğuldan bize ne ata olur, ne ağa Heja. Bunu bir iyice belleyesin. Biz ağamızdan gayrısına dizgin tutturmayan Tüfeklileriz, Aşiretimizin şerefine baş koyan yeminlileriz!
Hayata Dair
NOKTA DERGİSİ'NDEN NÜKTELER
Altında: Nokta, kendilerini "İhtilalci Müslümanlar" olarak tanımlayan eylemci grup Ak-Doğuş'un "Kumandanı" Salih Mirzabeyoğlu'yla görüştü. Mahir Çayan'dan, Lenin'den alıntılar yapan "Kumandan", "gerektiği yerde gerekeni yapacağız" diyor. "Bir hareket rayına oturduktan sonra, başkasının yaptığı silahlı eylem verim itibariyle bizimdir. Emeç'i kim öldürdüyse öldürdü. Müslümanlar öldürmedi, bunu çok iyi biliyorum. Ama verim itibariyle Müslümanların işine yaramıştır. Aynı Muammer Aksoy cinayeti gibi. Yani iş akmaya başladığı andan itibaren bunu hiçbir güç durduramaz... Bu sözlerin sahibi, son zamanlarda türban ve Ayasofya eylemlerinde üstlendikleri öncü rolle adlarım duyuran, İslâmcı kesimin en radikal grubu olarak bilinen Ak-Doğuş'un Genel Başkanı Mustafa Saka'ydı. Saka'nın deyimiyle "Kumandan"ları ve teorisyenleri olan Salih Mirzabeyoğlu ise biraz daha diplomatik bir dille şöyle diyordu: "Şimdi ben size kıvırmadan söyleyeyim, Çetin Emeç'in öldürülmesinin İslâmî camiaya bir zararı yok. Çetin Emeç'in öldürülmesi iyi oldu demiyorum, İslâmî camia için bir kayıp değildir diyorum. Hareketin yapılmasıyla bana yarayıp yaramaması ayrı hadise. Eskiden İslâmî eylemler bile islâm dışı çevrelere mal edilirken, bugün oluşan potansiyelden İslâmcılara ait olmayan eylemler bile İslâm'a mal olmaya başladı. Eğer provakasyon ise, bu provakasyonun hiçbir zararı olmadı..." Sert bir ses tonu ve tonlamaya uygun bakışlarla bu açık yürekli sözleri söyleyen Mirzabeyoğlu, modern giyimi, seçtiği kelimeler ve Mahir Çayan'dan, Lenin'den yaptığı alıntılarla, dinci bir liderden çok, neredeyse solcu bir militanı andırıyordu. Konuşmayı silahlı eylem gibi "teknik" mevzulardan çok, teorik ağırlıklı yapmayı kabul etmişti. Ama yandaşlarından, Ak-Doğuş dergisi koordinatörü
Sayfa 539 - Ağustos 1994, “NOKTAYI GÖRDÜNÜZ MÜ?”, Vâridât: Noktalamalar, İbda Yay.
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu