• Koskoca Özdemir Asaf'ı incelemek çok cool bir hareket olsa da zannederim bana düşmez. Onun yerine bir takım şeyler konuşabiliriz. Benim için değerli bir yüreğin, en sevdiği şair olması nedeniyle tatlı bir kıskançlıkla okumaya başladım. Denildiği gibi her satırı üzerine düşünerek okunması gereken, ince, samimi ve etkisini zamanla uyandıran dizeleri var üstadın. Tekerleme sayılabilecek nitelikteki şiirleri beni yorsa da keyifle okudum. Zannederim okumak ve anlamak için naif bir yürek gerek. Keyifli okumalar.
  • Bereket Anadolu'muz bir okyanus kıyısında değil... Öyle olsaydı saatte 200 kilometre süratle esen rüzgârların önlerine gelen her şeyi yerle bir ettiği o korkunç fırtınalara sık sık sahne olurduk. Ancak sosyo-politik ve ekonomik yaşamımız da öyle fırtınalı günlerle dolu ki, doğanın bizi çaresiz kılmasına fazla gerek kalmıyor. Carolina eyaletindeki veya Filipinler'deki fırtınaları izlerken, biz yine kendi dünyamıza dönük yaşıyoruz.

    İki isim
    Yine de yaşadıklarımızı hemen unutmazsak ve belleğimizdeki bilgileri bugün olup bitenlere yansıtırsak, yaşamımız sürprizlerle gereğinden fazla dolu olmaz. Bu gibi durumlarda hep Gaziantep'in rahmetli olmuş iki isminin işbirliklerini hatırlarım...

    Nakıp Ali
    "Nakıp Ali" diye bilinen Mehmet Ali Nakıpoğlu, Gaziantep'teki ilk sinemayı 1924'te açmıştı. Filmler gösterilmeden sahneye çıkar ve mesela "Bu filim bir dramdır. Seyrederken sakın kahkaha falan atmayın" diyerek izleyicileri uyarırmış. Bugün Gaziantep'teki "Sinepark" sinemalarının adı ona olan saygının ifadesi olarak "Nakıp Ali"dir.

    Heryeri Mamet
    Nakıp Ali'nin yakın dostu olan Mehmet Dai çok şişman olduğu için lakabı "Heryeri Mamet"di. Zengin bir toprak ağasıydı. Hem Gaziantepspor'un yöneticisi ve amigosuydu, hem de kentin milli davulcusuydu. Onun maçlarda seslendirdiği tekerleme, yani "Nurgana'da can erik dalları yere değik/ Bize Antep'li derler biz adamı severik" hâlâ hatırlanır.

    Her şeyi bilirmiş
    Sinemada yeni bir film gösterime konulmadan önceki gece, Nakıp Ali ve Heryeri Mamet birlikte o filmi izlerlermiş. Ertesi gün matinede film gösterilirken Heryeri Mamet salonun en önünde, perdeye yakın otururmuş. Filmin en heyecanlı anında Mamet ayağa kalkar ve mesela "Bu araba uçurumdan aşağıya uçacak" diye bağırırmış ve araba uçurumdan aşağıya uçarmış. Ya da yine ayağa kalkıp "Bu adam bu madamı öpecek" diye bağırırmış ve adam madamı öpermiş. Seyirciler de Mamet'in bir gece önce o filmi izlediğini bilmedikleri için, "Bu Mamet nasıl oluyor da olacakları önceden biliyor" diye şaşırırlarmış.

    Biliyorum
    Hem Antepliyim hem de adım Mehmet... Hepimizin ve tüm dünyanın içinde rol aldığımız filmin oyuncularıyız ve bu filmi daha önce defalarca gördüm. Zor günlerin ardından her seferinde güzel günler gelir. Türkiye halkının bilincini ne doların fiyatı ne de vekalet savaşlarında dönen dolaplar sarsar. Yeter ki halkın güvendiği yöneticilerin söyledikleri ile yaptıkları birbirinin zıddı olmasın.
  • "Aşk senin neyine!" diyordu sürekli tekerleme gibi. " Düş yakamdan artık!" diyordu.
    Ahmet Şafak
    Sayfa 176 - Küsena Yayınları
  • Diyarbakır.

    Surların içinde kalmayı başarabilmiş birkaç kiliseden birinin giriş kapısını bulabilmek için bir o tarafa bir bu tarafa yürürken yanımıza gelen üstü kir pas içinde çocukların yardımıyla artık yıkıntı haline gelmiş kiliseye girmeyi başardık. Kilise yıkıntılarına bakarken yanımızda duran üç çocuk aynı anda tekerleme söyler gibi, aynı melodiyi tutturarak bir şeyler söylemeye başladılar. Önce anlamadım ne dediklerini. Sonra kilisenin tarihini bir ritm eşliğinde aynı cümlelerle söylediklerini anladım.
    Hiç şaşırmadılar, teklemediler, ritmlerini bozmadılar, karıştırmadılar söylediklerini. Aynı şekilde başlayıp aynı şekilde bitirdiler. Diyarbakır'ın yoksul çocukları tarihi mekanlara ait bilgileri bu şekilde ezberlemişler ve gelen misafirlere okuyup üç beş kuruş kazanıyorlar.
    Mekanları bırakıp o çocukları izlemeye başladım. Mezopotamya'nın yalın ayak esmer çocuklarını. Diyarbakır'ın artık sönmeye yüz tutmuş yaşlı göğüslerinden gelen sütten başka beslenebilecek hiçbir şey bulamayan çocukları.

    Bazı yerlerde yaşamak erken büyümeyi gerektirir. Bu çocuklar da erkenden büyüyecekler. Büyüyüp boya sandıklarıyla merkezde iş bekleyecekler, ellerindeki selpaklarla yabancıların peşlerinden koşacaklar, kebapçı salonlarında çırak, sebze hallerinde hamal olacaklar. Yoksullukla birlikte bir ülke siyaseti yüklenecek yaralı omuzlarına. Büyüyecekler ve tekerlemelerini unutacaklar kısa bir süre sonra.
  • Haberleşme anlamına gelen "muhabere" ile savaş anlamına gelen "muharebe" de sıkı sık birbiriyle karıştırılıyor. Ne diyelim genç nesiller, kelime hazinelerinin fakir oluşundan dolayı birbirleriyle doğru dürüst muhabere edemeyince, muharebe etmek zorunda kalıyor.
  • Gül gül dedi bülbül güle gül gülmedi gitti
    Gül bülbüle bülbül güle yâr olmadı gitti
  • Bütün hatalarımız, bizi belirsiz bir geleceğin kapısında kavi tutacak tecrübeleri biriktirmemiz için. Bütün tökezlemelerimiz, bu uzun ince yolda başı dik yürümeyi, ilerlemeyi, mesafe almayı öğrenebilmemiz için. Yanılmanın da sonu yok bizler için, sonra yeniden doğrulmanın da... Günahın sonu da yok, günahlardan pişmanlığın da... Bitmeyen bir imtihan bu bizim için, sonu olmayan bir macera, her anı ibretlerle dolu... İşte bunun için bir defter tutuyorum, her sayfasına yanlışlarımdan bir yanlış yazıyorum. Ne zaman halimi unutup gafletin uykusuna dalacak olsam, defterimi çıkarıp tek tek yanlışlarıma bakıyorum. Ve içimden bir tekerleme geçiriyorum.
    Hamız olmak için... Boşuz dolmak için... Çiğiz pişmek için...