''Korkma beni bir daha görmeyeceksin ama ben seni uzaktan da olsa izleyeceğim'' dedi. ''Palahniuk'un çok sevdiğim bir sözü var. Der ki, Neden mi sevdim seni, çünkü daha imkansız bir ihtimal yoktu. İşte sen de benim en imkansız ihtimalimdin Tesla. O yüzden seni çok sevdim. Hem hayatımı kurtardın hem de beni hayata bağladın'' dedi ve hızla arkasını dönerek uzaklaştı.
Hiçbir şey kesinlikle göründüğü gibi değildir. Bir olayın tanımını belirleyen yagane şey, bakış açısıdır.
Ah Tesla, çok sevdiğim bir söz der ki; bazı şeyleri oldukları gibi değil, olduğumuz gibi görürüz. Yani ne gördüğümüz tümüyle nereden baktığımızla ilgilidir.
En son ne zaman ağladığını unutacak kadar uzun yaşamıştı bu hayatta. Çocukken o kadar gözyaşı dökmüştü ki bir süre sonra gözpınarları kurumak zorunda kalmıştı. Ama şimdi tüm yılların birikmişliği gözlerinden akıyordu. İyice hızlanan kalp atışı nedeniyle bir an bayılacakmış gibi hissetti. Adeta vücudundaki her bir hücre bir an önce kendisini terk edip Tesla'ya kavuşmak istiyor gibiydi. Böyle bir şey nasıl mümkün olabilirdi? Bir insanın hücresi neden bir başkası için kendi vücuduna ihanet etmek isterdi?
Tesla anlatılan hikâyeyi ve vermek istediği mesajı çok iyi biliyordu. Hatta bu hikâyeyi ilk okuduğunda aklına daha önce hiç düşünmediği bir soru takılmıştı. Normalde içeriden gerçekleşen çatlamayı yapan civcivlerdi. Peki, bir civciv kabuğu ne zaman kıracağını nereden biliyordu? İlk aklına gelen, civcivin çok fazla büyüdüğü için yumurtanın içine sığmayarak kabuğunu kırması fikriydi ama konuyu araştırdığında oldukça ilginç bilgilere ulaşmıştı. Normalde civcivin büyümesi için gerekli besleyici ortam yumurtanın içerisinde vardı. İnsanların sabah kahvaltıda tavaya kırdığı ya da haşladığı kısmın var oluş nedeni aslında yumurtadan çıkana kadar civcivi beslemekti. Burada asıl gizem oksijendi. Civciv nefes alacak oksijeni nereden buluyordu?
Yumurta kabuğu üzerinde gözle görülmeyecek kadar küçük çpk sayıda delik vardı. Erken dönemde civcivin oksijeni kullanacak olan akciğerleri henüz gelişmediğinden embriyo oksijen ihtiyacını yumurtanın içine dağılmış olan damar ağı aracılığıyla sağlardı. Bu damarlar deliklere yakın bir şekilde ilerlediğinden bu bölgeler aracılığıyla oksijeni dışarıdan alabilirdi. Aslında civcivin etrafındaki bu damar ağı insan fetüsünü çevreleyen plasenta gibiydi. Civciv yeterince büyüdüğünde akciğerleri geliştiğinden artık daha fazla oksijene ihtiyaç duyardı. Yumurtanın içindeki oksijenin kendisine yetmediğini noktada gagasıyla minik delikleri genişletmeye çalışırdı. İşte civcivi dışarı çıkaran bu motivasyondu. Nefes alabilmek için çevresindeki kabuğu kırması gerekiyordu. Tesla bu bilgiyi okuduğunda canlılığın yaşama tutunma mücadelesi karşısında bir kez daha saygıyla eğilmişti.
''Eğer yumurta içeriden kırılırsa hayat başlar Tesla. Yok, eğer yumurta dışarıdan kırılırsa işte o zaman bir hayat son bulur. Yani içten başlamayan dönüşümler ölümcüldür.''