Öncelikle 16 yaşında ergen ağzıyla yazarak okuyanın (yani benim) sinir katsayısını bu denli arttırabildiği için
J. D. Salinger hayran oldum.
Etrafındaki her şeyi kıskanması (bunun farkında mı bilmiyorum) ve bu yüzden kötülemesi… Konuşma tarzı, her şey hakkında bir yorumu olması ve diğer bütün özellikleri ile velet beni boğdu resmen. Ergen erkeklerden uzak durmak gerektiğinin baş kanıtı bu çocuk.
Kitabın adını okuduğumda böyle bir içeriğe sahip olacağını 40 yıl düşünsem bilemezdim. Bir noktadan sonra gerçekten sinirlenmeye başlıyor insan. Kitap akıyor mu yoksa akması için çabalıyor muyum pek anlayamadım.
Daha fazla yorum yapamayacağım o denli bir kitaptı yani.
Ahmet Ümit'ten okuduğum ilk eserin beni bu denli etkileyeceği aklımın ucuna bile gelmezdi. Klasik polisiye romanıdır diyordum ama hiçte öyle olmadığını iliklerime kadar hissettirdi bana.
Ahmet Ümit tam ismine yaraşır bir eser çıkarmış. 2600 yıllık bir hatıra. Byzantion'dan Atatürk'e kadar tarih ve kültür şöleni. İşlenen cinayetler ve istanbul'un tarihi olay örgüsüne öyle bir işlenmiş ki, kitabın su gibi akıp gitmesine şaşmamalı.
Kitap hakkında yazılacak çok şey var ama son bölümün etkisinden kurtulabilirsem tabii. Daha ilk sayfasında koca bir HAYIR dedirtti son bölüm. Lütfen katil onlar olmasın derken bile Nevzat komiser gibi geç kaldığımı hissettim ben de.
Ahmet Altan 'ı ilk kez okuduğum için genel kalemi hakkında yorum yapamayacağım ama kitap beni etkilemedi desem yalan olur. Bir yandan Tanrı ile konuşması, hesaplaşması, cürretkâr soruları ve ona olan sevgisi. Diğer yandan da yaşadığı ama kabul etmediği aşkı. Bu iki konu beni çok etkilemesine rağmen zaman zaman sıkmışlığı da oldu. Sanki konuyu, konuşmaları gereksiz uzatıyor gibiydi. Aşk yaşadığı baş kadın karakterin psikolojisi beni aşırı rahatsız etti. Ben şahsen o halde olan insanla bırakın aşk yaşamayı muhabbet bile kurmazdım ya neyse.
Bir taraftan da sadece köfte yemek için durduğu kasaba. Cinayet kitabı yazmak için seçtiği bu yerde, kendi işleyeceği cinayete adım adım nasıl gideceğinden bi haber.
Bu kasaba hakkında söylenecek çok şey var ama hepsi spoilere girer o yüzden susuyorum. Sadece şunu söyleyebilirim ki yılllaarrr yılllaaarr önce anlatılmış bir efsane kasabanın temellerini oluşturmuş gibi. Olaylarda bu yüzden karışıyor ya.
John Verdon 'ın efsane kitaplarından üçüncüsü olan bu eser su gibi akıp gitti desem abartmam. Yazarla ilk tanıştığım andan itibaren hayranı olmuşum da haberim yokmuş.
Baş karakter Dave Gurney'in bir önceki vakayı bitirirken ciddi şekilde yaralanması, yaralarının henüz tam olarak iyileşmemesi ve psikolojik savaş verirken kendini bir anda, basit bir rica yüzünden, işin içinden çıkılamamış bir vakanin içinde bulmasıyla başlıyor her şey.
Kitap boyunca Good Shepherd lakaplı katilin ve cinayetlerinin amacı peşinde bir oraya bir buraya sürükleniyor. Kafasında oluşan fikirler yüzünden uyuyamaz hale gelirken, vakayla gayri resmi olarak ilgilenmesinin riskleri de cabası.
Kitap her bölüm sonunda tüyleri diken diken ediyor ve insanı merakta bırakıyor. "Acaba kim bu katil? O mu? Bu mu? Yoksaaa?" diye beyin fırtınası yaptırıyor adeta.
Kitabı anlatmaya devam edersem yaz yaz bitmez. Uzun lafın kısası bence efsane bir roman. Polisiyeye ilginiz var ve henüz Jon Verdon okumadıysanız, şiddetle tavsiye ediyorum.
Bu arada siz siz olun şeytanı uyandırmayın.
Orhan Pamuk okumaya korkmuştum ama bir kere okuyunca insan kendini durduramıyor. Okuduğum her eser bambaşka şeyler kattı bana. Daha okunacak çok kitabı, keşfedilecek hayatları var.
Yeni Hayat ise başta okumakta zorlansam da ufkumu genişlettiğini bilmelisiniz. Her paragraf sonunda konu daha nasıl devam ettirilir diye düşündürten ve her paragraf başında şaşkınlığa uğratan bir eser. Benim için öyle oldu.
Kitap boyunca aradığı ışığı bulmak için yola çıkan ve gitmediği şehir kalmayan baş karakterimiz, onu bulamayacağını kabullendiği zaman ve hevesle eve dönme arzusuna kapıldığında görmesi ise kitabın bam teli oldu.
Kitabın her cümlesinden etkilensem de beni derinden etkileyen son cümle oldu.
"...Oysa hen evime dönmek istiyor, yeni bir hayata geçmeyi, ölmeyi hiç mi hiç istemiyordum."