Giriş Yap
360 syf.
·
Puan vermedi
Hayat bir oyundan ibaret olsa da gerçekte yaşıyoruz. Acı da olsa gelişi güzel de olsa hayat devam ediyor. Evlat yetiştirmek zor olmalı bir baba tarafından. Hele ki bu bir kız çocuğu olsa daha da zor olmalı.  Aslında bir babanın bir kızı olmalı onu karşılayabilmeli , sevebilmeli. Evet annesiz yetiştirilen, büyütülen bir kız çocuğu  şımarık olur. Nurettin Bey, hiçbir şeyi eksik etmez kızından. Bir eli yağda bir eli balda olan kızının şımarıklığı hoşuna gitmez. Ağır başlı olmasının istemi yanında hayatın zorluklarının farkında olmasını da ister. Nurettin Bey, kızına bir ders verir mayetinde Serkan ile iş birliği yapıyor. Sahte evlilikle zor hayatları yaşamasını sağlıyor.  Gelin görün ki işler arapsaçına dönüyor.  Babasının kurduğu tiyatro oyununa kendisi düştü. Alize'yi, evleneceği kadının hayaliye uzaklaştırdı kendinden. Bir tesadüf ile Serkan tanışıp babasının evlenmesine engel olur. Olur olmasına da kendi düşen ağlamaz duruma düştü. Lâkin yaşadıkları babasının oyunu olduğunu öğrenince ikisinden de intikam alma yoluna girer. Ve Nurettin Bey ile Serkan bu sefer biz ne yaptık, dedirtiler kendilerine. Kendi düşen ağlamaz,  durumuna sarıldılar. Yazarın bu kitabında kendimi hep gülerken,  gülümserken gördüm.  Bu da beni epey eğlendirdi. Bir aya yaymam bence yaşanılan  sıkıntılarıma merhem oldu. Kalemi basit gibi görünse de hayata gülümsetiyor. Kışı bahar ediyor.  Kalemin mürekkebi bahar koksun.
Kendi Düşen Ağlamaz
7.3/10 · 245 okunma
Reklam
·
Reklamlar hakkında
...Yazgı günün birinde gelip hissetme yetisine sahip bütün ruhlarda, bir tiyatro oynarcasına sıkıntıların mahşerini oynar ve işte o zaman göklerle dünyalar hüznümüzün üstüne yıkılır...
Yaşadığım anları o an yaşıyormuş gibi hissetmezdim kendimi. Sanki uzaktan o ânı seyrediyormuş gibi hissederdim. Gövdem tıpkı bir başkasının gövdesi gibi bir tiyatro sahnesinde şimdiyi yaşarken, ben biraz uzaktan kendimi ve Füsun'u seyrederdim. Gövdem sanki bugündeydi, ruhum ise ona uzaklardan bakıyordu. Yaşadığım şu an, hatırladığım bir şeydi.
YANLIZLIK TİRADI
Merhabalar Herkese izlemesini tavsiye edeceğim bir tiyatro oyunundan alıntıdır bu yazdıklarım. Öncelikle Altan Erkekli nin muhteşem oyunculuğu ile dile gelmiş "yanlızlık tiradı" benim çok hoşuma giden bir sahneydi.Bu yüzden yazmak ihtiyacı hissettim. "Yalnızlık, her kimliğe doğuştan yazılı tek uğraşıdır insanın, bir yaşama sırasında. Tek sermayesi, sahip olduğu tek şeydir, kıymetini bilmelidir dedi. Yalnızdır insan. Hep kalabalıklara karışma telaşı da bundandır. Kalabalık yalnızlıklar, yalnız kalabalıklar oluşur, şehir şehir, ülke ülke... Kalabalık arttıkça artmaktadır yalnızlık da. İnsan bir ölümü istemez, birde ondan beter bir yalnızlığı ama ikisi de muhakkak gelir başına bir yalnız yaşama sırasında. Ölümün değil ama yalnızlığın bir tek çaresi var dedi. Tek çaresi aşktır, bir yalnız yaşama sırasında nefes almanın. Aşkta zaten iki yalnızın ortak bir yalnızlıkta buluşmasıdır dedi. Aşık olun, gösterin birbirinize yalnızlıklarınızı. nasılsa ayrılık insanın kendi tek kişilik yalnızlığını özlemesi.
Reklam
·
Reklamlar hakkında
308 syf.
·
11 günde okudu
·
Beğendi
·
8/10 puan
“Ruh Adam” Romanı Eleştirel İncelemesi
#Hüseyin Nihal Atsız: 12 Ocak 1905’te doğmuş, 11 Aralık 1975’te vefat etmiştir. Yazar, şair, düşünür ve aynı zamanda öğretmendir. Türk tarihini konu edindiği edebi eserleri ve tarih araştırmaları vardır. Babası Gümüşhaneli, annesi Trabzonludur. Türk tarihine ve edebiyatına meraklıdır. İstanbul’da edebiyat okumuştur. Yaptığı çalışmalar özellikle Türk tarihi ve edebiyatı üzerinedir. Yazdığı eserlerde bu doğrultudadır. Türk tarihi üzerine romanlar yazmıştır. Ayrıca Türkiyat Mecmuası, Atsız Mecmua, Ötüken gibi çeşitli dergiler çıkarmıştır. Bu dergiler Türklük ve milliyetçilik davası üzerinedir. Ruh Adam romanı ise diğer eserlerinden biraz daha farklıdır. Bu roman yazarın son yazdığı eserlerdendir ve kitabın kahramanı olan Selim Pusat karakterinde ve kitabın anlatıcısında yazarın kendisini zaman zaman görebiliriz. İdeolojik bir eser olmaktan çok her görüşten insanın okuyacağı bireyin kendisiyle, psikolojisiyle ilgili bir romandır. Selim Pusat karakterine baktığımızda bu karakter yazardan izler taşımaktadır. Örneğin Selim Pusat’ın hapse atılması sonrasında bir şekilde serbest bırakılması olayını yazarın hayatında da görüyoruz. Yazar da aynı şekilde kendi doğrularını fikirlerini açık bir şekilde söylediği için vatan haini ilan edilmiş, hapse atılmış ve daha sonra Askeri Yargıtay tarafından serbest bırakılmıştır. Bir benzerlikte askeri görevden atıldıktan sonra bir arkadaşının ona verdiği görevle ilgilidir. Yazarda aynı şekilde hapisten çıktıktan sonra Edebiyat Fakültesi’nden arkadaşı olan Tahsin Banguoğlu, Millî Eğitim bakanı olunca, kendisine Süleymaniye Kütüphanesi’nde çalışan tasnif heyetinde uzmanlık görevi vermiştir. Kitapta Selim Pusat karakteri dışında yazarın düşüncesini, ideolojisini yansıtan en önemli unsurlardan biri seçilen isimlerdir. “Güntülü, Aydolu, Nurkan, Ülker” bu isimler günlük hayatta belki de hiç karşılaşılmayan isimlerdir ama yazar bilerek bu isimleri tercih etmiştir. Bunun dışında kitabın başında ve sonunda da izini gördüğümüz “Uygur Masalı” da önemli bir örnektir. Bu masalda geçen isimler de “Burkay, Açığma Kün, Evdeş” Türk isimleridir. Kitap ne kadar bireye, Selim Pusat karakterine, onun değişimine ve dönüşümüne odaklansa da yazarın düşüncelerini yansıtan motifler görebiliyoruz. Ayrıca kitapta geçmişle, Türk tarihiyle, Türk tarihinin önemli komutanlarıyla ilişkiler kurulması aslında bu kitabın göründüğü gibi yazarın ideolojisiyle çok da bağımsız olmadığını göstermektedir. Kitapta geçen konulara baktığımızda da bunun aynısını söyleyebiliriz. Tarih, edebiyat; bunlar yazarın ilgilendiği alanlardır. Bu kitabı diğerlerinden farklı kılan belki burada saydığımız unsurların ikinci planda kalması olabilir. Çünkü ön planda bir Selim Pusat karakteri ve onun psikolojisi vardır. Kitabın yazıldığı bakış açısı doğrultusunda kitaptaki anlatıcının anlatıya müdahale ettiğini az da olsa görebiliyoruz. Bu müdahalelerde bize yazar hakkında bilgi vermektedir. #Kitabın Tanıtımı: Kitabın ilk baskısı Ötüken Yayınevi tarafından 1972 yılında yapılmış. Kitabın sonundaki sözlükle birlikte kitap 308 sayfa. Kitap 31 bölümden oluşuyor. Kitabın elimde bulunan 61. baskısının kapağının üst tarafına yazarın soy ismi büyük puntolarla üst üste iki kere yazılmıştır. Alt kısımda kitabın ismi bulunmaktadır. Kapakta ayrıca bir görsel bulunmamaktadır. Arka kapakta ise kitabın kendine has özelliğinden, sembolizmle içli dışlı olmasından, kitapta bulunan olağanüstülüklerden ve kitabın gerçek hayatla olan ilişkisinden bahsedilmektedir. İçerik olarak kitapta iki ayrı anlatı var diyebiliriz. Birincisi kitabın başında yer alan Uygur masalı, bu masalda geçen olayın bir döngü içerisinde olan sürekliliğini kitabın son bölümünde de bu masala atıf yapılmasıyla anlıyoruz. Bu masalın diğer bir önemli özelliği ise kitapta geçen asıl anlatıyla olan paralelliğidir. Olaylar zaman ve mekân olarak farklı zaman ve mekanlar da geçse de hem karakter olarak hem de içerik olarak Uygur masalıyla asıl anlatı arasında bir paralellik vardır. Romanın baş erkek karakteri Selim Pusat adlı ordudan kovulmuş bir yüzbaşıdır. Kitabın başlarında Selim Pusat karakterini sert ve askeri bir disiplin içinde askerlikten ve onunla ilgisi olmayan hiçbir şeyle ilgilenmez şekilde görürken romanın ortalarına doğru bir değişim yaşadığına şahit oluyoruz. Selimi burada aşk hastalığına yakalanmış görüyoruz. Kitabın sonuna doğru yaşadığı değişimin bir mahkemesini görüyoruz. Yaptığı yanlışa, günaha dair bir mahkeme kuruluyor ve burada hesap veriyor. Kitap son olarak bir muğlaklık, belirsizlik içerisinde bitiyor. Kitapta çeşitli vesilelerle; Türk edebiyatın önde gelen isimleri, tasavvufi ve dini olanda tanınmış isimler, büyük komutan ve liderlerin isimleri geçmektedir. Bazılarının ayrıca eserlerine ve fikirlerine de değinilmektedir. #Konu: Geçmişte Tanrıkut Mete’nin ordusunda yüzbaşılık yapan Selim Pusat günümüz dünyasına yakın bir zamanda Cumhuriyetin ilanından sonra yine yüzbaşılık yapmış ve ordudan atılmıştır. Asıl mesele ise geçmişinde yaşadığı bir aşk yüzünden ordudan atılırken günümüz dünyasında yasak aşk günahını işlemiştir. Bununla birlikte geçmişin ıstırabını bugünde yaşamaktadır. Selim Pusat karakteri; sıkıntılı, karamsar, toplumla arasında mesafe olan, insanlardan tiksinen, intihara meyilli hali, katı askeri disiplini, her şeye askeri bir gözle bakan, askerlik ve savaşla ilgili olmayan şeyleri fayda ve gereklilik açısından reddeden bir yapıya sahiptir. Roman boyunca kısaca bu karakterin içsel ve dışsal motivasyonlarla yaşadığı değişimi görüyoruz. #Ana Fikir: İnsanın kaderinden kaçamayacağı, özellikle de bu aşk olursa. Aynı zamanda yasak aşkın cezasız kalmayacağı. #Kitaptaki Karakterler: Selim Pusat: Romanın baş kahramanıdır. Bize mutsuz ve bunalımlı bir görüntü sunar. Romanın boyunca Selim’in dönüşümüne şahit oluruz. Başlangıçta tam bir karar ve irade adamı, asker portresi çizer ama içinden gelen, geçmişiyle de bağlantılı olan ayrıca dış etkilerle uyarılan bir süreç sonrası kararlı ve iradeli hali yok olur. Belki de aklından hiç geçirmeyeceği aşk hastalığına tutulur. Büyük mahkeme de yargılanır. En son belirsizlikler içerisinde ortadan kaybolur. Zaman zaman karısına karşı davranışlarından dolayı kendinde bir suçluluk hissetse de içinde bulunduğu karakter buna izin vermez. Böyle zamanlarda hep sessiz kalır. İlginç olan Selim Pusat’ın bu durumun farkında olması ve buna rağmen bir şey yapamamasıdır. Başkalarına karşı davranışlarında isteyerek ya da istemeyerek bir değişim olur ama eşine karşı davranışları kitabın sonuna kadar hep aynıdır. Zaten okuyucular olarak Selim’deki değişimi büyük oranda Ayşe Pusat karakteri üzerinden görüyoruz, o fark ettikçe biz de fark ediyoruz. Son olarak kitabın sonlarında karşısına dövüşmek için çıkanlar arasında kendisini de görüyoruz. Karşısına çıkan Selim ordudan atılmadan önceki Selim’dir ve şimdiki halinin karşısında durmaktadır. Bu da bize karakterde yaşanan değişimi göstermesi açısından önemlidir. Ayşe Pusat: Selim’in eşidir. Vefakâr ve cefakâr bir eş portresi çizer. Kocasının normal bir yaşantıya kavuşması için elinden geleni yapmakta, çabalamaktadır. Kitap boyunca buna şahit oluruz. Belki istediği yönde olmasa da bunu başarır. Selim’de meydana gelen değişim de önemli bir role sahiptir. Ayşe de haksızlıklar karşısında Selim gibi sağlam durmaktadır, kocasının fikirlerini benimsemese de her şartta kocasının arkasındadır. Kocasını çok iyi tanımaktadır, onun kaba sayılabilecek davranışlarını huyuna vererek önemsememektedir. Kitabın içinde ve özellikle sonunda en büyük acıyı, belki hayal kırıklığını o yaşamıştır ya da yaşayacaktır. Kitapta Uygur masalında anlatılan Evdeş karakteri ile birlikte en büyük haksızlığa uğrayan ve elinden de bir şey gelmeyen karakterdir diyebiliriz. Kocasının içinde bulunduğu hali kendisinden daha çok önemsemekte ve ona yardımcı olmaya çalışmaktadır. Şeref: Selim’in en yakın arkadaşı, dostudur. Ordudan atıldıktan sonra hayatta bir amaç göremeyerek intihar etmiştir. Romanın son bölümlerine doğru tekrar ortaya çıkar başlangıçta Selim’e uyarılarda bulunur, en son Selim’in yaptıklarından, işlediği günahtan dolayı karşısındadır. Leyla Hanzade Mutlu-Mutlak: Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mustafa’nın soyundandır. Yani prensestir ama kimliğini gizlemektedir. Tahtın varisidir. Selim Krallığı savunduğu için kendini Selim’e yakın hisseder. Selim Leyla’yı güzel bulmaktadır ama Güntülü’yle kıyaslayamaz. Güzellikleri farklı nedenlerden kaynaklanır. Güntülü’ye karşı üstünlüğü soyu ve asaletinden gelir. Güntülü: Dikkat çekici olarak anlatıcı Güntülü’yü anlatırken hep gözlerden başlar gözlerinin farklı şekillerde tasvir eder. Güntülü’nün genellikle iki farklı, zıt tarafı ön plana çıkarılmıştır. Kimi zaman Ceylan gibi yumuşak, kimi zaman da Pars gibi yırtıcı bakışlara sahiptir. Yek: (Dr. Selim Key, Osman Fişer) Birinci bölümdeki Uygur masalında geçen Şeytanlar Başı Madar’ın günümüze yani asıl anlatıya yansımasıdır. Yek farklı karakterlerle Selim’in karşısına çıkmaktadır. Romandaki en net şekilde görüntüsü çizilen karakter olabilir. Bana Charles Dickens romanlarında geçen bazı karakterleri hatırlattı. Genellikle Yahudi olan, hırsız, paragöz, kimseyle uyuşamayan, kambur, yüzü çirkin, çıkarları için yaşayan aşağılık bir insan portresi. Kitapta da şeytanın insan kılığına girmiş hali. (Oliver Twist-Fagin, Antikacı Dükkânı-Quilp, Müşterek Dostumuz-Silas Wegg-Noel Şarkısı-Scrooge) Burkay: Birinci bölümdeki Uygur masalının kahramanıdır. Burkay’ın karakteri ile Selim’in karakteri arasında bir paralellik vardır. Açığma Kün: Aynı şekilde Açığma Kün ile de Güntülü karakteri arasında bir paralellik vardır. Evdeş: Evdeş karakteri de bize Ayşe’yi hatırlatır. Ölürken ettiği beddua hem masalın hem de asıl anlatının gelişiminde önemli bir role sahiptir. “Burkay! İyiliğe kemlik ettin. Tanrı seni bedbaht etsin. Kıyamete kadar, dünyaya her gelişinde ruhun ızdırap içinde çalkansın!” Aslında kitabın başından sonuna kadar bu bedduayı hissediyoruz desek yeridir. Selimin buhranlı halini ben bu bedduadan kaynaklandığını düşünüyorum. Bu olayların sonu için Selim karakterinin değişimi için iç motivasyondur. Bu sıkıntılı hal dış motivasyonları beraberinde getirmiştir. Asıl anlatının kitabın başındaki Uygur masalıyla da paralel olduğunu düşünürsek Selim’in başına gelenler aslında onun elinde olan bir şey değildir. Onun kaderi iki bin yıl önce bu bedduayla birlikte yazılmıştır. Şeytan: Uygur masalındaki Şeytanlar Başı Madar. Eline düşen Burkay’ı onun istekleri doğrultusunda yönlendiriyor. Ama onun sağladığı hiçbir şey saadet, huzur getirmediği gibi binlerce yıl sürecek bir yıkım getiriyor. Diğerleri: Aydolu, Nurkan, Fizik Öğretmeni, Tarih Öğretmeni, Kurmay Yarbay Tahsin, Dr. Cezmi, Ülker, Beyhan, Emine #Mekân: Kitapta mekanlar sınırlı tutulmuştur. Birinci bölümde anlatılan masalda geçen mekân bugünkü Moğolistan sınırları içerisinde kalan Kamlamçu ülkesidir. Romandaki asıl vakada geçen mekanlar: Anlatılanlar daha çok Selim’in evinde ve Çamlı Koru’da geçmektedir. Bunların dışında Leyla’nın evi, Güntülü’nün evi de olayların geçtiği mekanlar olarak sıralanabilir. Olayların daha çok Selim’in evinde geçmesi ve kapalı bir alanda dış dünyadan izole bir hayatı göstermesi Selim’in ruh haliyle de yakında ilişkilidir. Yine Çamlı Koru’da kitapta önemli bir yere sahiptir. Bir kere Şeref’in mezarı oradadır. Ama oraya gidişlerin asıl sebebi Selim değil, içinde bulunduğu halden çıkmak için bir arayış çabası olabilir. Aynı zamanda evin dışında insanlardan uzak olmak için bir tercih sebebi olabilir. Ama bu yerin Selim’in değişim ve dönüşümü için önemli bir role sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca daha önce bahsettiğim kader, yazgı, iç motivasyonlar onu buraya yönetti ve burada dışarıdan gelebilecek etkilere açık hale geldi. Roman da zaten bu doğrultuda ilerliyor. Nedenini tam olarak söyleyemeyeceğim ama burası Selim karakteri için bir arınma yeri olarak da düşünülebilir sanırım. #Zaman: Romanda geçen zamanı birbirini tamamlayan bütün halinde üç aşama olarak görebiliriz. Romanın birinci bölümünde anlatılan Uygur masalı asıl anlatıyla da ilişkili olduğu için geçmiş zaman, asıl anlatının geçtiği zaman şimdiki zaman ve kitabın son bölümünde geçen zaman gelecek zamanı ifade ediyor diyebiliriz. Daha ayrıntılı bakarsak geçmiş zaman iki bin yıl öncesidir. Şimdiki zaman Cumhuriyetin ilanı sonrası bir zamandır. Gelecek zaman ise asıl vakanın sonrasında birinci vakayla yani masalla da ilişkili olarak gelecekte bir zamandır. #Olayı Anlatan Kişi (Bakış Açsısı): Roman baştan sona kadar ilahi-hâkim bakış açılı bir anlatıcının üçüncü tekil şahıs ağzından anlatılmıştır. #Dil ve Üslup: Kitabın sade bir dili ve üslubu var. Anlatılanlar kolay bir şekilde anlaşılabiliyor. Belki kitapta ara ara geçen şiirler süslü bir anlatıma sahiptir diyebiliriz. Ayrıca sadeliğin dışında özellikle kitabın son bölümlerine doğru sembolik bir dille anlatım artıyor. Anlatı içerisindeki bazı unsurlar sembolik olarak kullanılmış ve farklı bir şeye işaret ediyor diyebiliriz ama bunun dışında kitap akıcı ve anlaşılır bir dil ve üsluba sahip. Kitapta sıkça kullanılan bazı kelimeler dönemi için uygun olsa da gönümüz de artık pek pek kullanılmamaktadır. #Metinlerarasılık: Bin yıllık Uygur masalı: “Yüzbaşı Burkay ve Açığma-Kün” Bu masalın gerçekte var olup olmadığıyla alakalı bir bilgi göremedim ama kitapta farklı bir tür olarak yer alması, kitabın bütüncül olarak yapısına yerleştirilmiş olması önemli. Kitabın beşinci bölümünde Ayşe, Güntülü’nün edebiyata olan ilgisi ve bilgisini yoklarken Türk edebiyatının önde gelen birçok ismi sayılmıştır. Bazısı sadece isim olarak, bazısından birkaç beyit, dize aktarılmıştır. Bu isimler ve bahsedilen eserleri: Abdülhak Hamid Tarhan (“Mahber” şiiri, Eşber-İskender), Fuzuli, Nedim, Namık Kemal, Yahya Kemal Beyatlı (Akıncılar), Faruk Nafiz Çamlıbel, Ali Mümtaz, Osman Faruk Verim, Safiye Erol (Ciğerdelen), Oğuz Han Destanı, Orhan Seyfi Orhon (“Fırtına ve Kar” şiiri), Enis Behiç Koryürek: (“Gemiciler” ve “Süvariler” şiirleri), Münir Nurettin Selçuk (“Şimdi ay bir serv-i sîmîndir suda”), Halit Fahri Ozansoy (“Aruza Veda”) Kitapta zaman zaman Selim tarafından bahsedilen, konusu açılan, onun sınırlı ilgi alanlarından biri olan ve askerlik tarihi açısından çok önemsediği komutan ve liderler: Metehan, Anibal, Bilge Tonyukuk, Kül Tegin, Çağrı Bey, Afşin Bey, Napolyon, Abdülhamit, Sait Paşa, Kanuni Sultan Süleyman. Fuzuli’nin “Leyla ve Mecnun” eseri birkaç kez kitapta geçiyor başlangıçta Leyla Mutlak ismiyle bağlantısı ile Selim’in dikkatini çekiyor daha sonrasında konusu itibariyle ilgisini çekiyor. Selim’in çalıştığı yerdeki konuşmalar üzerine merak saldığı bir alan tasavvuf ve din. Çok uzak olduğu bu alanlar belki içindeki arayışın bir yansıması olarak dış etkiyle, uyarılmayla birleşerek bir meraka dönüşüyor. Belki istediği sonuca ulaşamasa da umduğunu bulamasa da askerlik alanının dışında ilk adımı böylece atmış oluyor. Bu alanda konusu edilen isimler: Muhyiddin Arabi, Mevlâna, Kemalpaşazade, Çivizade Muhiddin Mehmed Efendi, Pir Galibi, Yunus Emre, Hallac-ı Mansur, Hz. Meryem, Hz. İsa Selim’in aşk üzerine edebiyata dair konuşmalarında geçen isimler: Goethe (Margarete), Abdülhak Hamid Tarhan (Lüsyen Hanım), Esrar Dede, Fuzuli ve Naili Divanları. Ayrıca Selim Pusat’ın kendine ait “Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.” Sözü de edebi bir metnin bir parçası olarak düşünülebilir. Son Bölümde (Büyük Mahkeme’de) Geçen İsimlerden Selim’i suçlu bulup konuşan dini liderler: Zerdüş, Buda, Hz. Muhammed; Selim’i suçlu bulan komutanlar: Alp Er Tunga, Tanrıkut Mete, Atila, İstemi Kağan, Alp Arslan, Temüçin (Cengiz Kağan), Aksak Temir. Selimi savunan liderler ve komutanlar: Çiçi Yabgu, Kürşad, Kül Tegin, Çağrı Bey, Oruç Reis Kitapta ayrıca yazarın kendine ait başka bir eserinde olmayan kitabın içeriği doğrultusunda yazılmış şiirleriyle karşılaşıyoruz. Kitapla İlgili Yorumlarım: Öncelikle kitabı beğendim, kitabın farklı bir etkisi var. İnsanı kendine çekiyor ve kendini okutturuyor. Özellikle olayların içerisine çekmede başarılı. Ben kitap boyunca kaderine doğru sürüklenen bir adam gördüm. Kitabın sonu kitabın başlangıcındaki Selim Pusat’ın kaderi olacakmış gibi durmuyor. İlginç olan da belki bu. İnsan hep olduğu yönde doğumdan ölüme kadar yol alsa belki kimsenin dikkatini çekmez, kimseyi etkilemez. Kötü bir insan hep kötü olsa ya da iyi bir insan hep iyi olsa, olumlu ve olumsuz anlamda bir değişim yaşamasa o kişiye denecek pek bir şey kalmaz. Belki sadece “o zaten hep öyleydi” deriz. Ama bu kişi başlangıçta olduğundan farklı bir yöne evirildiğinde o zaman bu duruma daha bir ilgi duyarız, bu günlük yaşantımızda da böyledir. Yazarda böyle değişen bir karakter sunmuş bize. Ama burada dikkat edilmesi gereken nokta kişinin karakteri, kitapta bize sunulan imajı ve yaptığı meslek. Bunlar bize değişim olmasının çok zor ya da imkânsız olduğunu gösteriyor. Özellikle askerlik mesleği bunun için seçiliyor, değişimin zorluğunu ve imkansızlığını göstermek için. Ama tüm bunlara rağmen bir değişimin olması bizim başlangıçtaki kabullerimizi, yargılarımızı yıkıyor. Burada iki ayrı noktaya değinebiliriz: Birincisi, kaderine doğru sürüklenen adamla ilgili. Selim’in hayatında belli kırılma noktaları bulunuyor ama asıl kırılma noktası Çamlı Koru’da duyduğu, bir yerlerden aşina olunan kadın sesi. Daha sonra bu sesin Güntülü’ye ait olduğunu öğreniyoruz. Yine orada Leyla ve Yek ile karşılaşılmasıyla artık bence Selim bağımsızlığını kaybediyor. Herkes onun hakkında ilginç bir şekilde çok şey biliyor, fikir sahibi, söylediği hiçbir kelime kimse tarafından unutulmuyor, herkes sözlerinden çıkarımlar yapıyor, Selim’in aklından geçenleri okuyor. Böylece eylemlerinde ve düşüncelerinde bağımsız olamayan bir insan görüntüsü çıkıyor karşımıza. Sonrasında da dış motivasyonlarla kitabın sonundaki kaderine doğru sürükleniyor. Şimdi biraz başa döndüğümüzde ordudan atılma olayını da bir kırılma noktası olarak görebiliriz. Bu ilk kırılma ikincisini hazırlamıştır ama burada esir olmaktan çok hür olma durumu vardır. İnandığı fikirler üzerine yapması gerekeni yapmış kendinden taviz vermemiştir. Burada belki şunu da söyleyebiliriz, yazarın idealize ettiği bir karakter vardır karşımızda, her yönüyle tam olan, pek kusuru olmayan bir insan tipi. Devam eden süreçte karakterimizin iç sıkıntılarını ben iç motivasyon olarak adlandırıyorum. Yani genel olarak kitabın sonundaki ortama hazırlanmak için, özel olarak da dış motivasyonlara açık hale gelmek için iç motivasyonlara ihtiyaç var. En büyük iç motivasyon birinci bölümde Uygur masalında geçen bedduadır ve bu beddua Selim’i etkilemiştir. Onun karakteri üzerinde büyük bir etki yaratmıştır ve dış motivasyonlara sebep olmuştur. Sonuç olarak baktığımızda Selim’in elinde kaderini değiştirme gücü yoktur, bağımsız değildir. Her eylemi bir sonrakinin sebebi olmaktadır. Yani özgür bir iradesi yoktur, her şey yazgısında yazılıdır. İkincisi, biraz romanın sınırları dışına çıkarsak, dış ve iç etkilerden, motivasyonlardan ve ayrıca olağanüstü etkilerden arınmış bir Selim Pusat karakteri eylemlerinde daha özgür ve bağımsız olacaktır. Böyle bir durumda Selim karakterinin çok değişeceğini sanmıyorum değişse bile kitapta anlatıldığı gibi olmayacaktır. Ayrıca bu yaptığım çıkarımlardan da yola çıkarak kitapla ilgili şunu söyleyebilirim. Selim’in evli olduğu halde kendisinden yirmi beş yaş küçük birine âşık olması irade dışı bir eylem olarak gösterilmiş. Bu irade dışılığın kaynağı da aşkın kendisi olarak görülmüştür ama ben böyle düşünmüyorum evet aşkın bir etkisi vardır ama iç, dış etkileri ve olağanüstülükleri çıkarırsak Selim’e bağımsızlığını verirsek, aşkın onun karakterine bir etki edeceğini sanmıyorum. Yani Selim’in âşık olması ve yasak aşk suçunu işlemesinin sebebi Selim’in kendisi değil, onu yönlendiren dış unsurlardır. Kitapta olağanüstü ögeler kullanılmış, özellikle son bölüme doğru ama okurken bu olağanüstülükler çok yadırganmıyor, bu sanırım kitabın olağanüstü nitelikteki unsurları bir anda değil de yavaş yavaş önce hissettirmesi sonra da adım adım göstermesiyle ilgili bir şey. Dikkatimi çeken bir diğer unsur kitapta yapılan tekrarlar, kitapta geçen, anlatılanlara yönelik atıflar. Bunlar sıkça kullanılmış. En bariz olanlardan biri Şeref’in: “Tiyatro bitti. Beklemeye lüzum görmüyorum.” Sözü belli aralıklarla en az üç kere kitapta tekrar etti. Bunun gibi kitapta başka örneklerde var. Hatırlamalarla kitabın içinde geçen bir geçmişe atıflar yapılmış. Bu anlatım açısından belki kusurlu gözükebilir ama bunu yaşananların temellendirilmesi ve kitapta bir sürekliliğin, akışın devam ettiğini göstermesi açısından önemli buluyorum, bence böyle bir anlatımın kullanılması anlatımı zenginleştirmiş. Beğendiğim Cümleler: •“Acizleri, layık olmadıkları mevkilere geçiren bir devlet batar.” s.25 •«Bana insanlardan mı bahsediyorsun?» demişti. «İnsanlar mazide ve tarihin yaprakları arasında kaldılar. Bu gördüklerin birer karikatürden başka bir şey değildir.» s.28 •“Bazen sözle ifade edilemeyen şeyler gözlerle ifade edilir.” s.44 •“Sevginin niçini olmaz ki efendim. Düşünsem belki makul bir sebep bulabilirim. Fakat bu hakiki sebep olmaz. Çünkü biz önce severiz, sonra sevdiğimiz şeyin güzel taraflarını bulmaya çalışırız.” s.53 •“İnsanlar okunmamış birer kitaptır. En basitleri hakkındaki hükmü bile tamamının okunmasına bırakmalı. Biraz derince olanların ise, iyice okunduktan sonra üzerinde az veya çok düşünmek lâzım.” s.94 •“Bir insanın kendisine kızması kadar yıpratıcı şey pek azdır.” s.158 •“Bahtiyarlık uzun sürmüyordu.” s.163 •“İnsanlar, babalarıyla analarının dağ gibi ümitleriyle dünyaya geldikten sonra, denizler gibi ümitsizlikler içinde boğularak kaybolup gidiyorlardı.” s.238 •“Rütbeni alabilirler, ordudan kovabilirler ama askerliğini alamazlar. Askerlik rütbe ve elbise değil, ruhtur.” s.236 •“Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?” s.244 •“Selim Pusat da bütün insanlar gibi kendisini biraz yanlış ve eksik tanıyordu.” s.99
Ruh Adam
8.7/10 · 21,6bin okunma
Reklam
·
Reklamlar hakkında
2
1000
10bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.28.5