Süha Murat Kahraman, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okuyor

"...Hayat belli bir şeydi. Nasıl bu kadar belli idi bilemiyorum. Ama belliydi işte. Hayat evlenmek demekti, karı ya da koca demekti, çocuk ve ev demekti. Gerisi hep bunların etrafında, bunları sağlama almak için bir tuhaf gezinme, eşinme,kurcalanma idi. insanın belgeseli yapılsa seyredilemeyecek
kadar gönül yorucu bir sıkkınlık verirdi..."

Coşkuyla Ölmek, Şule Gürbüz (İletişim Yayınları(Epub))Coşkuyla Ölmek, Şule Gürbüz (İletişim Yayınları(Epub))
Gecem şehitoğlu, Suç ve Ceza'yı inceledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Romanın kahramanı, hepimizin yüreğinde bir katilden ziyade tuhaf şekilde kahraman olan Raskolnikov, roman boyunca bizlere işlediği suçun psikolojik yönüyle onun dayanılmaz ahlâki boyutunu anlatmaya çalışır. Diğer yandan geliştirdiği düşünce sisteminin doğruluğunu kanıtlamak istercesine bütün toplumu bir deneye tabi tutar: bunca yoksul ve yoksulluk içerisinde ölümü mutlak insan içerisinde ben bir bit miyim, insan mı? Bu soru, temelde yine Raskolnikov’un geliştirdiği düşünce sistemindeki “süper insan” veya “sıradan insan” ayrımında hangi tarafa ait olduğunun muhakemesidir. Tasarladığı cinayeti işleyerek bütün topluma yalnızca süper insanların idealleri uğruna toplumsal bütün kuralları işleme yetkisi olmadığını, sıradan insanların da kuralları çiğneme ruhsatının bulunduğunu ispat edecekti. Böylece kendisinin de sıradan olmadığını, tıpkı Napolyon gibi süper insan olup gerektiğinde kuraları çiğneme yoluyla toplumu değştirebildiğini kanıtlamaya çalışmıştır.

Özge Toksoy, bir alıntı ekledi.
6 saat önce · Kitabı okuyor

Hayatımda mutlu günlerim olmuştu elbette,ama mesele sadece mutluluk değildi.Önemli olan yaşadığını,hayatın bir anlamı,bir değeri olduğunu hissetmekti.Elinde çiçekler tutan beyaz gelinlik giymiş bir kızın mutluluğu gibi bir şey değildi bu.Daha derin bir varoluş sorunuydu.Dünyaya gelmiş olmamın bir anlamı var mı,bu yaşlı gezegene ya da üstünde yaşayan insanlara küçücük bir katkım oluyor mu gibi tuhaf soruların cevabıydı.

Serenad, Zülfü Livaneli (Sayfa 405)Serenad, Zülfü Livaneli (Sayfa 405)

Sezai Karakoç - Mona Roza
https://youtu.be/bIDyG6nwO9s

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister.
Ah senin yüzünden kana batacak.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.

Ulur aya karşı kirli çakallar,
Bakar ürkek ürkek tavşanlar dağa.
Mona Rosa bugün bende bir hal var.
Yağmur iğri iğri düşer toprağa,
Ulur aya karşı kirli çakallar.

Açma pencereni perdeleri çek,
Mona Rosa seni görmemeliyim.
Bir bakışın ölmem için yetecek.
Anla Mona Rosa ben bir deliyim.
Açma pencereni perdeleri çek.

Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi,
Bende çıkar güneş aydınlığına.
Bir nişan yüzüğü bir kapı sesi.
Seni hatırlatır her zaman bana.
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi.

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
Işıksız ruhumu sallar da durur.
Zambaklar en ıssız yerlerde açar.

Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi.
Ellerinden belli olur bir kadın,
Denizin dibinde geziyor gibi.
Ellerin, ellerin ve parmakların.

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana,
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar.
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.

Akşamları gelir incir kuşları,
Konarlar bahçemin incirlerine.
Kiminin rengi ak kiminin sarı.
Ah beni vursalar bir kuş yerine.
Akşamları gelir incir kuşları.

Ki ben Mona Rosa bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında.
Hayatla doldurur bu boş yelkeni.
O masum bakışların su kenarında.
Ki ben Mona Rosa bulurum seni.

Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.
Henüz dinlemedin benden türküler.
Benim aşkım uymaz öyle her saza.
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler.
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.

Artık inan bana muhacir kızı,
Dinle ve kabul et itirafımı.
Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı
Alev alev sardı her tarafımı.
Artık inan bana muhacir kızı.

Yağmurdan sonra büyürmüş başak,
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış.
Yağmurdan sonra büyürmüş başak.

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kuş tüyüne.
Bir tüy ki can verir gülümsesen,
Bir tüy ki kapalı geceye güne.
Altın bilezikler o kokulu ten.

Mona Rosa siyah güller, ak güller.
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister,
Ah senin yüzünden kana batacak.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.

Simanur, bir alıntı ekledi.
18 saat önce · Kitabı okuyor · Beğendi

Tuhaf, insanlar babalarına, ailelerine, yakınlarına, dostlarına nasıl da güvenebiliyor, nasıl da onlarla ancak küçük çatışmalara girilebileceğini sanıyorlar?

Gece, Bilge Karasu (Sayfa 106 - Metis Yayınevi)Gece, Bilge Karasu (Sayfa 106 - Metis Yayınevi)

İçim ıssız bir ada şu sıralar
Kimse gelmiyor o adaya belki dışardan bakıyorlardır ama kimse gelmiyor
Memnunum bu sessizlikten ama ıssızlık tuhaf!
Sessizliğin tadını çıkarttırmayan bir ıssızlık
Kendi sesimi duymama sebep olan bir sessizlik ama kendi sesimi çıkaramamanın verdiği garip his
Nasıl çıkarabilirim sesimi!?Birilerinin dilini mi öğrenmem lazım ya da kendi dilimi mi öğrensem
Yalnızlığım garantiyse kendimceden konuşurum öğrendiğimde
Ama adaya birini almamam mümkün mü?
Birilerinin birgün gelecek olma ihtimali bile sadece kendimce öğrenmemem gerektiğini gösteriyor
Ama birini öğrenmeliyim vicdanım için
Bu çaresizlik değil de nedir!
Kimsesiz olarak
"Kimse"dili nasıl öğrenirim
Kimsesizlik bile kesin değil hem!
Nasıl!

Kaş yaparken, göz çıkarır elleri
Çok silâhtan tesirlidir dilleri
Hayret ettim, bir tuhaf ki hâlleri,
Poyraz eser yüzlerinde savcı bey!

-Açık Dilekçe-

Tanrım, çok tuhaf bir dünyada yaşıyoruz. Her şeyimiz var; ama hiçbir şeyimiz yok.

Charles Bukowski

Recep Keten, bir alıntı ekledi.
19 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
- demeğe de dilim varmıyor ama -
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

Yatar Bursa Kalesinde, Nazım Hikmet Ran (Sayfa 150)Yatar Bursa Kalesinde, Nazım Hikmet Ran (Sayfa 150)