Bir Lokmadan Hakikate: Üç Risalenin Yolculuğu
10/10
·128 syf.·
2026 22. kitabı
Bediüzzaman Said NursîBediüzzaman Said Nursî' nin “ Ramazan, İktisat, Şükür RisaleleriRamazan, İktisat, Şükür Risaleleri , ilk bakışta ahlaki ve dini öğütler ihtiva eden bir metin gibi algılansa da, dikkatle okunduğunda insanın ontolojik konumunu yeniden tanımlayan derinlikli bir düşünce sistemi sunduğu görülür. Bu eser, modern insanın dağılmış dikkatini toplayan, onu hem kendisiyle hem de varlıkla yüzleştiren bir “idrak terbiyesi”dir. Ramazan Risalesi’nde oruç, yalnızca bir ibadet pratiği olmaktan çıkar; insanın kendi nefsine karşı yürüttüğü epistemolojik bir sorgulamaya dönüşür. Bediüzzaman Said NursîBediüzzaman Said Nursî burada açlığı, biyolojik bir ihtiyaç eksikliği olarak değil, "Hakikati görünür kılan bir perde kaldırma eylem" olarak ele alır. Zira insan, tokken çoğu zaman varlığın hakikatini unutmaya meyyaldir. Açlık ise bu gafleti parçalar. Onun şu veciz ifadesi bu hakikati çarpıcı biçimde ortaya koyar: "Oruç, nefsi firavunluktan kurtarır." Bu cümle, aslında modern insanın en temel krizine işaret eder: kendini merkeze koyma yanılsaması. Oruç, bu yanılsamayı kırarak insanı yeniden “kul” olma bilincine taşır. İktisat Risalesi ise, çağımızın tüketim çılgınlığına karşı son derece rafine bir bilinç önerir. Burada iktisat, sadece az harcamak ya da tasarruf etmek değildir; bilakis 'nimetin metafizik değerini kavramaktır.' Bediüzzaman Said NursîBediüzzaman Said Nursî nin şu sözü, bu yaklaşımın özünü teşkil eder: "İktisat eden, nimetin bereketini görür." Bu ifade, modern ekonominin verimlilik kavramını aşan bir derinlik taşır. Çünkü burada bereket, niceliksel artıştan ziyade anlamın çoğalmasıdır. Bir lokmanın insana huzur vermesi, bir nimetin kalpte minnet uyandırması… İşte iktisat, tam da bu içsel zenginliğin kapısını aralar. Şükür Risalesi ise bu üçlü yapının en derin katmanını oluşturur. Şükür, burada bir sonuç değil; başlı başına bir bilinç halidir. Bediüzzaman Said NursîBediüzzaman Said Nursî ye göre şükür, nimeti sadece almak değil, onu doğru okumaktır. Bu bağlamda
Ramazan, İktisat, Şükür RisaleleriBediüzzaman Said Nursî · Söz Basım Yayın · 20141,322 okunma
9/10
·750 syf.··
2024 105. kitabı
Kitabın konusu cumhuriyet tarihini öğrenmek isteyenler için farklı bir akış sunabilir kanısındayım. İlgililere tavsiye eder misiniz kesinlikle! Bu eserde sorulardan birisi de ilgililerini tabiî ki kendine çeken bir tarafı olacaktır. Sonuçta tarih karşılaştırmalı okunursa doğruluğuna inandığım bir düşünce bu şekilde savunuyorum ve böyle düşünmeye devam edeceğim. Tarihi kazananlar yazar düşüncesi bir çok alanda kendini gösterir ve baskın bir tarafı da vardır. Özellikle bir kişinin öne çıktığı diğer sesleri ise görmezden gelme çabasına girenler kimin haklı kimin haksız olduğunu kendine göre belirmekle beraber diğer tarihi şahsiyetleri amiyane tabirle Roma arenalarında yer alan suçluları (suçsuzları) yem etme durumu gibidir. Tarih benimle başlar düsturunda düşünme biçimi bir kişiye ya da zümreye doğrı gelebilir bir tarafta da bu ysşananları ilim alanında yer alan, araştırmacı-yazar, ya da bu aland fikir sahibi olanlara bırakılması daha doğru ve sağlıklı bir karar olurdu. Peki Türkiye'de bu durum nasıl işliyor, ikincisi yurtdışında nasıl işliyor. İkincisi olan yurtdışı kökenli lâkin Türkiye'de büyümüş sonra yurtdışına göç etmiş İngiliz-Rus karışımına sahip ve bu pencereden bize neyi nasıl gördüğünü açıklayacaktır. Bu kişi Andrew Mango! Eserde farklı başıklar altında notlar aldım onlardan bahsetmek isterim. 1.Osmanlı Devleti günlük gereksinimleri karşılamak için mantık dışı karalar veriyordu. İnsanlar ne kadar mükemmel değilse de bunların tamamını oluşturan insanlar eliyle oluşan yapı yani devletlerde hatalı kararlar verebilir. Osmanlı Devleti'ni diğer imparatorluk lardan en büyük fark islamı kabul ettikleri takdirde gayri müslimler hem korunuyor hem de yaşamlarını baskıya maruz kalmadan yaşayabiliyordu. İngiltere'deki yasalar ise o dönemde emperyalist yani başkalarının
Atatürk: Modern Türkiye'nin KurucusuAndrew Mango · Remzi Kitabevi · 2004817 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Çığır Açmış Bir Deneme
Puan vermedi
MontaigneMontaigne Bir mit, bir efsanedir diyebiliriz Denemeler için. Üniversite sınavına hazırlandığım yıllarda -çok çok eski zamanlarda yani- öğretmenlerimden hep duyardım: "Denemeler’i okuyun. Oradan paragraf soruları çıkıyor." O zaman okumadım. Ancak tam paragraf sorusu yapılacak metinlerle dolu kitap. Üniversite sınavına hazırlanan okuyuculara kitabı bu gözle okumalarını tavsiye edeyim. Adını çok duysak da hakkında pek bilgi sahibi olmadığımız bir eser Denemeler ve onun yazarı Montaigne. Fransız yazar 1533-1592 yılları arasında yaşamış. Zengin bir ailenin iyi yetişmiş çocuğu olan Montaigne hayatının son 20 yılı sahip olduğu çiftliğe çekilip Denemeler’i yazmayla geçmiş. Montaigne’in hayatında kitaba yeni denemeler eklenerek üç ayrı baskı yapmış. DenemelerDenemeler Deneme türünün de mucidi, isim babası Montaigne. Denemeler öyle tutuluyor ki sonra bir tür olarak deneme türü ortaya çıkıyor. Malumunuz deneme yazarın herhangi bir konu üzerine kişisel düşüncelerini samimi bir dille anlattığı yazılardır. Denemenin temel konusu yazarın ben’idir. Montaigne’in kendine dair düşünceleri, kendinden yola çıkarak hayata, dünyaya insanlara ve edebiyata dair düşünceleri yer alıyor. Kısa yazılar. okuyucuyu sıkmıyor, yormuyor. Şunu da okuyayım diye epey ilerliyorsunuz okurken. Kitap başta insan sevgisi olmak üzere iyimserlik, dayanışma, özgürlük ve okuma alışkanlığı üzerine birçok farklı deneme içeriyor. Kitaptaki alıntılardan Montaigne çok iyi Latince bildiği görülebilir. Birçok filozoftan şairden alıntılar var. Hatta şöyle ki: Daha önceden vecize olarak duyduğunuz, başka kitaplardan okuduğunuzu hatırladığınız birçok sözün kaynağının Les Essais (Denemeler’in orijinal adı) olduğunu görüyorsunuz. Mesela hep duyduğum "Gideceği limanı bilmeyene hiçbir rüzgarın faydası yoktur". sözü Montaigne’ye ait. 450
Edebiyat
DenemelerMontaigne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202065,6bin okunma
"Hayatın anlamını kaybetmişsem ölmeliyim."
Puan vermedi·488 syf.·
2022 71. kitabı
Bütün umutları tükenmiş, bütün imkanları elinden alınmış birinin zindanda yazdığı, benim de sıcak evimde, rahat koltuğumda mahcubiyet duygusu içerisinde okuduğum kitabın ilk cümlesiydi ve bu cümlenin sırf daha edebî bir giriş olsun diye öylesine yazılmamış olduğuna yazarın hayatı şahitti. Beni bu kadar etkilemesinin nedeni de buydu galiba. Herkese örnek olabilecek anlamlı bir hayatı miras bırakarak bu dünyadan ayrılan ve kendisine yakıştırılan 'Bilge Kral' lakabını sonuna kadar hak eden Aliya İzzetbegoviç'in kaleminden çıkan bu cümle önce hayatının daha sonra kitabının serlevhası olmuştu. Bütün müslümanların gönlünde taht kuran Bosna Hersek'in efsane lideri Aliya İzzetbegoviç, 8 Ağustos 1925'te Bosna Hersek'in Bosanski Samac şehrinde, İslâmî duyarlılığa sahip bir ailede doğdu. Avrupa'nın göbeğinde İslam karşıtı bir çevrede yetişti. Saraybosna'da bir Alman lisesinde eğitim gördü. Henüz 16 yaşında bir lise talebesiyken Yugoslavya Krallığı döneminde, ülkedeki Müslüman Boşnakları dini ve milli konularda bilinçlendirmek ve onların ülkedeki diğer etnik ve dini gruplarla eşit haklar elde etmelerini sağlamak amacıyla kurulmuş olan 'Genç Müslümanlar' isimli oluşumun içerisinde yer aldı. 24 yaşında İslâmcılık suçlaması ile 3 yıl hapis cezası aldı. Cezaevinden çıktıktan sonra önce ziraat fakültesine kaydolan Aliya 2 yıl sonra hukuk fakültesine geçti ve buradan mezun oldu. 25 yıl avukatlık ve bir inşaat firmasında yöneticilik yaptı. 1949'da evlendi ve Leyla, Sabina ve Bakir adlarında üç çocuğu oldu. 1970 yılında yazdığı İslâm Manifestosu adlı kitabı, 1983'te kovuşturmaya uğradı. 12 Müslüman aydınla birlikte tutuklandı. Genç Müslümanlar adlı örgütü yeniden yapılandırma suçlaması ile 14 yıl hapse mahkûm edildi. 1988 yılında 5 yıllık hapis sürecinin ardından
Özgürlüğe KaçışımAliya İzzetbegoviç · Ketebe Yayınları · 20191,072 okunma
Kendini İnşa ve İhya İçin….. Mevlana Rehberliği
7/10
·300 syf.··
2022 9. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 17 Aralık 2022 16:23
Yüzde doksan oranında vecizelerden oluşan derleme bir kitap. Satır satır okunması zor o yüzden bitirmedim ama bitirmiş kabul ediyorum çünkü bir sözlük, bir ansiklopedi gibi yeri geldikçe başvurup hemen hepsinden faydalanacağımı biliyorum. Vecizeler konularına göre sınıflandırılsaydı ve de numaralandırılsaydı satır satır okuması ve istenilen söze ulaşılması daha kolay olurdu, öyle ard arda sıralanmış sözler. Yine de benzer temalı olanların -planlanmış gibi gözükmese de- art arda geldiği yerler var. Ayrıca böylesi kitaplarda İÇİNDEKİLER ve İNDEKS bulunmasını da önemli görüyorum. İçeriği ile alakası yok ama kitabın kitap olarak özel bir yanı yok. Yine de Hz. Mevlana Celaleddin Rumi’nin vecize uzunluğundaki olağanüstü ışıklı sözlerine, öğretisine, rehberliğine (toplu olarak) ulaşma bakımından güzel bir kaynak ve bir başvuru kitabı! Üç Kitap’ın birleştirilmesi ile oluşturulmuş daha çaplı bir kitap olması ise kitabın artı yönü olarak düşünülebilir. İlgili duyanların ve kendini inşa ve adam etmek isteyenlerin, etmeye çalışanların kütüphanelerinde bulunmasını tavsiye ederim! .
Şeb-i Arûs
Mevlana'dan Altın ÖğütlerZiya Elitez · Neden Kitap · 2010213 okunma
Üç İstanbul’a Dair
Puan vermedi·576 syf.··
2021 50. kitabı
Abdülhamit istibdadın son yıllarının İstanbul'u , İkinci Meşrutiyet’le İttihat ve Terakki'nin İstanbul'u , Mütareke yıllarının İstanbul'u...Üç İstanbul değil, gerçekte, tek İstanbul:Çürüyen, yozlaşan İstanbul... Çürüyen, yozlaşan İstanbul ve bu İstanbul'un çürümüş, yozlaşması insanları... Mithat Cemal Kuntay’ın romanından sürekli olarak bir leş kokusu gelir burnunuza.İstanbul'un birbirini izleyen üç dönemini bütünüyle yansıtmak isteyen yazar, gözlerini hep bu kokuşmuşluğa dikmiştir: Yalnız kişisel çıkar ardında koşan insanlar, dalkavuklar, jurnalciler, ikiyüzlüler, ancak başkalarının kötü durumlara düşmeleri ile mutlu olanlar, birbirlerinin kuyularını kazanlar, birbirlerinin karılarını baştan çıkaranlar, birbirlerinin servetine göz dikenler. Üç İstanbul (1938) , bir bakıma, Mithat Cemal'in görgü tanıklığıdır: Gücü de buradan gelir, güçsüzlüğü de. Gözlemlerle beslenen bir ayrıntı zenginliği,kişilerin alabildiğine sahih oluşu romanda kendini duyuruyor, romanı çekici yapıyor; ama yaşayıp gördüğü (daha doğrusu görüp öfkelendiği ) birçok gereksiz ayrıntıyı kıyamayışı, romanı bunlardan ayıklıyamayışı, romanın dağılmasını, iç örgüsünün gevşek olmasına yol açıyor. Hiçbir romanımız da Üç İstanbul'da olduğu kadar bol roman kişisi yoktur. Adnan’la ve Belkis'in çevresinde gelişip genişleyen romanda irili ufaklı kırk kadar insan var.Bunlar, hep Mithat Cemal'in çok iyi tanıdığı bir çevrenin insanları: Konakların, köşklerin, yalıların insanları. Mithat Cemal, Abdullah Şinasi Hisar’ların imrenerek, yürekleri yakarak baktıkları konakların, köşklerin, yalıların gerçek yüzlerini gösteriyor; geçmişe, imrenerek, özleyerek değil; tiksinerek, öfkelenerek bakıyor.O çürüme içinde namuslu insan olarak bir Şair Raif’le Dağıstanlı Hoca’yı, iyi insan olarak bir Süheyla'yı görüyoruz.Ama
Edebiyat
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Oğlak Yayıncılık · 20203,366 okunma