Seni bulmak yılgın, yıkık gecelerden sonra
Sana çıkmak merdivenlerden nefes nefese
Belki ben yalnız senin güzelliğinde çirkinim
Hiç solmasa güzelliğin, böyle hiç bitmese
Yanmak var sana yaklaştıkça biliyorum
Yok olmak var, kahrolmak var, kül olmak var
Öyle bakma gözlerime bakma artık ölüyorum
Yaşamanın ta kendisi oysa bu ölmek değil
Gözlerim gözlerinden başkasını unuttu
Sen yoksan o yokluktur, senden öncesi yoktu.
İstikamet krizlerini tetikleyen ve besleyen sürükleyici temel bir vektör olarak ekonomik refahın nankör insanlar üzerindeki menfi etkisi Kur'an-ı Kerim'de sıklıkla gündeme getirilir:
"Onlara ve atalarına bolca nimetler verdin de onlar zikri unuttu ve böylece helak olmayı hak eden bir kavim oldular." (Furkan, 25/18)
"Gerçek şu ki insan azar; kendisini müstağni gördüğünde!" (Alak, 96/6-7)
Dünya hayatının görünen en parlak yüzü ve en önemli gücü paradır. Cenab-ı Hak, Karun'u anlatırken, onun Allah'ın ayetlerini bir kenara bırakıp sonsuz bir beklentiyle dünyaya yöneldiğinden söz eder. (Araf, 7/175-176) Öyle ya para olmadan dünya hayatının sefahati mümkün olmaz.
“İlk insanlar Babil Kulesi'ni inşa etmeye kalkıştığında, Tanrı onların dilini karıştırmış, birbirlerini anlayamaz hale getirerek kuleyi yapmalarını engellemişti. Neye yaradı? Hırslanan insan, hem yeryüzünü hem gökyüzünü fethetti. Bir değil bin kule yaptı, göğü defalarca delip geçti. Binalar uzadıkça Tanrı'nın yok olduğunu fark eden insan bir daha onu aramadı. Karınca yollarından daha karışık kentler inşa ederek bütün dilleri ve ırkları bir araya topladı. Ölmeyecekmiş gibi yaşadı. Yeni bir Tanrı gerekiyorsa, insandan başka aday yoktu buna. Kudreti arttıkça kendi gölgesi büyüdü ve gölgesine baktıkça iyiliği de unuttu. Ne yaptığının farkında değildi. İyiliğin yerine doğruyu, doğrunun yerine kâr- zarar hesabını koydu. İlk ateşin, ilk sözün ve ilk öpüşün anılarını belleğinden sildi. Geriye bir tek acı kaldı, insana iyiliği anımsatan. Onu da ilaçlarla dindirmeye çalıştı.“