• Başkomiser Nevzat ve yardımcılarının peş peşe işlenen esrarengiz cinayetleri çözme çabasının işlendiği İstanbul Hatırası, son ana dek ilgiyle okunan bir polisiye... Seri katil hikâyelerinin olmazsa olmazlarından sürpriz sonun da tıkır tıkır işlediği İstanbul Hatırası, gerilimden ziyade okuru ikilemde bırakmadaki başarısıyla hatırlanacaktır. Karakterlerin birbirleriyle ilişkileri ve geçmişleri iyi örülmüş. İstanbul’un tarihi yapıları ve genel olarak tarihsel detaylar yama gibi durmuyor. Ahmet Ümit zaten mekân kullanımı konusunda usta bir yazar. İstanbul’u da iyi biliyor. İstanbul Hatırası, türü sevenleri hüsrana uğratmayacak bir eser diyebiliriz.
  • Amerika'nın Boston şehrinde geçen gerilim,heyecan,korku,öfke dolu soluksuz bir macera. Kitabın en önemli karakterleri olayın merkezinde yer alan Dr.Catherine (Cerrah), onun arkadaşı Dr.Frost ,dedektif Rizzoli,Moore,Frost ve Crowe. Olaylar Boston polis merkezi ve hastane arasında geçiyor. Dedektifler kadınları acımasızca,vahşice katleden bir canavarın peşinde. Kadınlardan nefret eden , onlara tecavüz edip, onları kadın yapan organlarını
    kesip alan bir ruh hastasının peşine düşünüyorlar. Katil sıradan bir katil değil. Hem çok zeki hem de bir cerrah kadar usta. Katilin peşinde fazla ipucu bırakmaması işi belirli bir süre zorlaştırıyor. Ama Dedektiflerin yoğun çalışması ,en ufak ayrıntıları çok dikkatli bir şekilde incelemesi,katilin izini bulmalarını kolaylaştırıyor. Küçük ayrıntılar hedefe ulaştırıyor.Ne kadar zeki de olsa her katil bir ipucu mutlaka bırakır. Kitabı okumadan önce Rizzoli ve Isles dizisini izlediğim için bazı sahneleri gözümde canlandırmam kolay oldu..Diziyi çok beğenmiştim. Kitabı okuduktan sonra dizinin kitaptan fazla uzaklaşmadığını da anlamış oldum. Serinin ilk kitabı. Devamını okumak için sabırsızlanıyorum. Mükemmel bir kitap ben çok beğendim. Polisiye sevenlere tavsiye ederim.
  • Usta bir kalemin elinden çıkmış eser... Katil aslında çok basit bir kişi her dizide bile bulanabilecek klişelerden ama yazar bunu öyle bir harmanlamış ki aklınıza bile gelmiyor onun olabileceği ipucunu veriyor aslında ama yinede 0 bir ihtimal olarak gördüm yazarın okuduğum ilk eseri insan iç dünyasını çok güzel bir şekilde ifade etmiş bunu her satırında görmek mümkün birde olayı tarihle çok güzel şekilde bağlayıp sıkmadan Fatih sultan Mehmet’in hayatını anlatmasını da çok başarılı buldum bence mutlaka okunmalı.
  • New York’un sessiz sakin kasabası White River’da bir keskin nişancı dehşet saçıyor ve öldürülen polisin telefonuna bir uyarı mesajı geliyor. Kimsenin kimseye güvenmediği soruşturmaya danışmanlık yapması için çağrılan Gurney'in ise elinde gizemli bir nottan başka bir şey yok.
    Bir parktaki oyun alanında ayak tabanlarına üç farklı harf dağlanmış iki cesedin bulunmasıyla işler daha da karmaşık bir hal alırken yetkililerin resmi açıklamalarıyla ters düşen Gurney, kasabayı labirent gibi sarmış olaylar silsilesini tek başına çözmeye kararlı. Yaklaşmakta olan fırtına herkesi yakmadan cevaplaması gereken bir soru var: Bu akıldışı bulmacada gözden kaçırdığı şey ne?

    “John Verdon şaşırtıcı olay örgüsü, katil avı ve akıllıca düşünülmüş karakterler yaratmada kendini kanıtlamış bir usta.”
    Publishers Weekly
    “Bir bulmacanın parçalarını yerleştirir gibi kitabın son sayfasına dek, katili bulacak olmanın tarifsiz hazzını suç romanlarına özgü gerçekçi gözlemlerle nasıl harmanladığına bakılırsa, bu serinin neden bu kadar popüler olduğunu anlamak zor değil.”
    Kirkus Reviews
  • "Deniz size küsecek, deniz bize küsecek, bu yaptığımız kötülükten sonra deniz bize bir çaça bile vermeyecek... Deniz bize küsecek...
    İşte o zaman Selim'in adını balıkçılar,
    Deniz Küstü Selim koydular" (s.50)

    Bitti... Bir süre kıpırtısız, hiç bir ses çıkarmadı göl. Denizin küstüğünden bi haber... İçindeki balıkları ve tekneleri sallıyordu.
    Göl bu kitabı okuduğumu görüyordu. Hayırsızada değildi benim gördüğüm belki ama Akdamar adasının da dünyaya küsüp gölden kopuk, Selim balıkçı gibi herşeyden ve herkesten uzak durduğunu hissedebiliyordum. Ne desem eksik kalır, biliyorum ama Yaşar Kemal' in büyüsüne uzun bir aradan sonra tekrar kapılmak...

    Menekşe mahallesi... Bildiğimiz bütün mahalleler gibi. Bir duyanın üstüne bin ekleyip kulaktan kulağa aktardığı, içinde iyi insanlarla birlikte birçok kötüyü de barındırdığı yer.

    SELİM BALIKÇI
    Algı o kadar önemli ki... ilk başlarda Selim balıkçı gözünüzde dünya kötüsü bir adam gibi canlanıyor. Oysa kuştan, pamuktan yüreği...
    Öyle ki askerdeyken yediği bir kurşun ve tedavi esnasında tanıştığı sarı saçlı kadın. Bütün ömrünü ona bir ev yapmak için yemeden içmeden çalışarak geçirir ama asla onu görmeye gitmez. Fakir fukara babasıdır yine de. Herkes çok sever, herkes çok korkar ama herkes arkasından atıp tutmaktan kendini alamamaktadır.
    Yunus balıkları onun biricik familyasıdır. O pamuktan yüreği, yağları için katledilen bu denizlerin gerçek sahiplerinin kıyımı karşısında paramparça olur. Yunuslar katledilirken kapitalist düzen tarafindan, kendi aşık olduğu, sırtında beni olan, bir kanadı kırık yunusunun da ölüsünü görür. Dünyası başına yıkılmıştır.
    İnsanlara biraz ısınacakken yeniden kendi kabuğuna çekilir ve olaylar...
    Mahalleli boş durmaz...

    ZEYNEL
    Bütün ailesinin katledilişine şahit olur, kendisi kurtulur ve bir şekilde o da menekşe deki yerini alır. Üzgün, kırgın, itilip kakılan bir çocuktur artık menekşede. Altın gibi bir kalbi, Sadece iyilikle bembeyaz bir zihni... Bu çocuk büyür... Bir cinayet, bir banka soygunu, bir, bir...
    Türkiye' deki medyanın o zamanlar ki müthiş çarpıtıcılığı sayesinde Zeynel Çelik bütün İstanbul 'u kana bulayan, çetesi her gün büyüyen azılı bir katil, gözü dönmüş bir canavardır artık. Aynı anda İstanbul' un dört, birbirinden uzak semtinde cinayetler, kundaklamalar, tecavüzler... Gazete haberlerinde kendisini kasteden, habere çıkan ve kendisi olmayan Zeynel Çelik e büyük bir hayranlık duyar. Iri yarı bir adamdır ya gazetedeki, bizim Zeynel ise çelimsiz, sıska... Tüm ülkenin gündemi kendisi olmasına rağmen, yolda görenler onun Zeynel oldugunu bilmezler. Zeynel iri yarı, Zeynel gangster, Zeynel bıyıklı... İşine gelmektedir elbet.
    Mahalleli yine boş durmaz...

    Kitap bitti... Kalkıp kalkmama arasında gidip geliyorum, o kadar hızlı okudum ki son 50 sayfayı başım dönüyor. Sebep ne bilmiyorum ah ulan Zeynel ne vardı uyacak şu mahalleliye.
    Neyse...
    Bir yandan göle, bir yandan da birbirini çekiştiren insanlara kayıyor gözüm. Yine bire bin. Üst mahalledeki o N.. varya. Alt kattaki komşumun oğlu... Taş yağacak başımıza taş... Kulaklarını kopartacan ya aslında S..' nın... Ş ' nın kocası varya... Yıllar geçse de insanlar hep aynı kalmayı başarıyor. Kötülüklerini teknoloji geliştikçe geliştiriyorlar sadece. Herkesin adı birbirinin ağzında. Tanıdık birkaç yüz görünce garip oldum kitabın etkisiyle. Gerçekten de insanlar hiç bilmedikleri herşeyi o kadar çok eleştirip, olmadık şeyler söyleyebiliyorlar ki...
    Her mahalleye bir karakutu şart bence...
    Neyse Usulca kalktım Selim ve Zeynel ' i düşünerek göl kıyısından. Ne de olsa Mahalleli boş durmaz...
    Toplumun aynası Büyük Usta' yı Saygı ve Şükran ile anıyoruz...
  • Biri "Tüm gerilim romanları, ben katili hemen bulurum" mu dedi?
    Yanılmış.
    Yanılmışım...

    Hani şöyle bir gaflette bulundum. Yazarın ilk romanı ne kadar başarılı olabilirdi ki?
    Hani ben tahmin konusunda iyiyim ya. Her zaman ki gibi ilk sayfalarda anlar sonra sıkıla sıkıla bitirirdim geriye kalanları.

    Öyle olmadı!
    Katilin kim olduğunu okuyunca kendime gelemedim uzunca bir süre.
    Bahsettiğim kişi (Usta) John Verdon.

    İlk kitapları severim aslında. Çünkü yazarın hakkında en ufak bir fikriniz bile olmaz. Asla tahmin edemezsiniz kaleminin gidişini, rotasını.

    Ama ilk kez bir yazarın ilk kitabında kendimi hayal kırıklığa uğrattım. Katilin kim olduğunu sonuna kadar anlamadım. Son sayfada "Yok canım, daha neler. Katil o olamaz" dedim.
    Halada kafa olarak çok dağınığım.

    John Verdon- Aklından Bir Sayı Tut kitabı ile beni bozguna uğrattı.
    Kafam bir yerde kalbim başka bir yerde kaldı.
    Tüm cinayetleri, cesetleri, olayları birbirine karıştırdım.

    Okurken ilk kitap diye değil sonunu bilemeyeceğinize emin bir serinin parçası gibi hissediyorsunuz.

    Şimdi düşünüyorum da sanki biliyordum. Kitabın sonunda katile şaşıracağımı.
    Biliyordum sanki asla doğru tahmini yapamayacağımı.
    Nereden biliyorum onuda bilmiyorum.
    Bir şekilde biliyordum işte.

    Ve bildiğim gibi oldu. Asla katilin kim olduğunu bilemedim.
  • Zamanda yolculuğa çıkmaya hazır mısınız? Gelin Stephen King ile zamanda yolculuk nasıl olur? Sizleri yarı yolda bırakır mı? Bunları birlikte öğrenelim...
    Aslında ben baya bir zevk aldım bu yolculuktan ve okuyanların da aynı zevki aldıklarını tahmin edebiliyorum.

    Kitap, JF Kennedy'e yapılan suikastı anlatıyor. Ama Kennedy'den daha çok öğretmen olan ana karakterimiz göz önünde. Hatta Kenndy hakkında çok bir şey de bulamayacaksınız. Öğretmen ve Katil Oswald'ın hikayesi demek daha uygun olur. Ve şunu özellikle belirtmek istiyorum. İlk başlangıçta okuduklarınızla sarsılabilirsiniz. Gerilim ile başlayıp drama dönüşen ve insan da vay arkadaş olaya bak dediğimiz anlar olur ya kitapta bu şekilde başlıyor. Okuyucuyu direk hapsetmeye ve King'in her zaman yaptığı gibi karakterleri hayatımıza sokmayı yine başarıyor. Öğretmen karakterimiz, duygusuz gibi gözüken, hiç ağlamayan biridir. İster istemez olayların içinde kendini bulacaktır. (Olaylar başlamadan da başka olaylar cereyan ediyor.)

    Kitabı okuyunca görüyoruz ki ''O'' kitabına da göndermeler de var. Hani film izlersiniz ve bu izlediğiniz en iyi film olur ya 22/11/63' de o derecede en iyi filmlerden biri olarak düşünebiliriz. Zamanda yolculukta yaşanan olaylar tekrar günümüze gelmesi çok çok eğlenceliydi. Ama bu eğlencede bir an ağlayabilirsiniz bir an da gerilmiş olarak kendinizi bulabilirsiniz. Demek istediğim King sizi hayretler içinde bırakıyor. Bu adam da nasıl bir yetenek var diye düşünmeden edemedim yine. Suikastı önleyebilecek mi? Bunu önlemek için başına neler neler geliyor...

    Kitabın dili hiç sıkmıyor, kitap sayfaları çok fazla olduğuna bakmayın gayet sürükleyici okunup, bir bakmışsınız ki kitap bitmek üzere... Ben hiç bitmesini istemiyordum, bir yandan merak ede ede okurken bir yandan da üzülüyordum sonlara geldiğim için. ''Gerilim, Dram ve Aşk '' üçgeni sizleri bekliyor...

    Evet evet aşkta var ve baya bir aşk var. Ana karakterlerden "Sadie" ister istemez ondan etkilenebilirsiniz...  Onunda hayatı ayrı bir hikaye... 
    Ve daha fazla karakterlerin hikayesi... Hepsi uyum içinde. Usta öyle bir yazmış ki hepsi tam yerinde olmuş. Her zaman söylüyorum. King istese komedi bile yazar ve başarılı olur.

    Ne diyebilirim ki mükemmel bir kitap.
    Kurgusu ve hikayesi sizleri kitaba hapsedecektir...
    8 Bölümlük de dizisi bulunmaktadır. Diziyi de izleyen biri olarak çok beğendim. Ama kitabı daha çok beğeneceksiniz. İyi okumalar dilerim.

    Dizinin tanıtım videosu buyurunuz...
    https://www.youtube.com/watch?v=zLJ1y_QJ83g
    Ve sevdiğim sahnelerden... "Sadie'siz olmaz" ;)
    https://youtu.be/kRXgvhCj5J4