Ne büyük acılar ne de büyük sevinçler öldürür insanları; bu yüzden bu acı ve sevinçler küçük küçük değersiz şeylerden oluşmuş muazzam bir sisle sarılı gözükürler. Evet, işte hayat dediğin; bir sis olup olacağı!
Kafka'nın okuduğum ilk eseri. Diyebileceğim şu ki; eserin kimyasında alegorik müessesin yoğunluğu ve sadeliğin otantikliği yer alıyor.
İçerik hakkında demek istediklerime gelirsek;
İnsanların görülerinin özellikle finansal, politik, psikolojik, sosyo kültürel konulara ne kadar bağımlı ve bu bağımlılığın oluşturduğu soğukluğa ne kadar alışmış olduklarını gözler önüne seren tadında bir sembolik betimleme sunmuş bizlere Franz Kafka.
Genel okur yorumlarına ve incelemelerine göz gezdirdim fakat ilk göze çarpan kısım ile ilgili bakış açıları gayet detaylı sunulmuşken fark edilmesi güç olana dikkatleri çekme riskini alarak kumar oynayacak kimse çıkmamış.
Ben kitabı bitirene kadar 25 günde ticari kaygı ile yazıldığını bilmiyordum. İyi ki de bilmiyorum diyorum çünkü ufacık sorunlara bile duyarlılığımda hassasiyet gerçekleşecekti. Dolayısıyla ön yargısız bir okuma olduğundan çok daha yararlı bir yorum sunabilirim diye düşünüyorum. Sürgün sonrası eserlerinden özellikle edebi yönden pek bir farkı olmadığını, bundan dolayı yazarın, 25 günde yazılmış bir esere göre kusursuzun da kusursuzu diyebileceğimiz bir şaheser meydana getirmiş olduğunu söyleyebilirim. Pes doğrusu! İnsan inanmakta güçlük çekiyor.
Eserin içeriğini inceleyecek olursak dış kısmında sosyolojik, antropolojik ve siyasal bileşimli kalın bir tabaka bizi karşılıyor.-Bu kısım çoğu okurun odak noktası haline gelmiş; incelemelerinde, üstünde durmaktan keyif aldıkları kısım oluyor.-Daha da içeri girdiğimizde akışkan ahlak felsefesi içerisine serpiştirilmiş psikolojik tahlil parçacıklarını hissediyorsunuz. Tasvir ederken bile canımın çektiğini söyleyebilirim. Dostoyevski'nin eserleri önce edebi doygunluğa ulaştırıyor, ardından edebi kan şekerinizin ani düşüşü ile eksikliğini çektirtiyor. Sonrasında eksikliğin çaresini diğer yazarlarda arıyoruz ama neredeyse nafile...
Artık tüm bunları bırakıp bir de felsefi yönden bakmak istiyorum olaya. Sizlere sorarım, hayatın kendisi başlı başına bir kumar değil midir?
Yani demem o ki; kumar oynamayın, kumarda hep kasa kazanır, riske atmayın şeklinde yazılan binlerce incelemede sizce de bir çelişki yok mu? En konfor alanı mağduru insan bile öyle ya da böyle kumar oynuyor. Çünkü, hayatın bize dayattığı