• Genç adam, bu genç kadına; karşı konulamayan cazibelerin, varoluş nedenlerinin daha önce yaşanmış hayatlar olduğunu anlatıyordu.

    - Mesela biz, diyordu, neden birbirimizi tanıdık? Hangi raslantı bunu istedi? Birbirine kavuşmak için akan iki nehir gibi, mesafeler aşılarak şephesiz, kendi içimizde var olan meyilimiz bizi birbirimize doğru itti.
    Gustave Flaubert
    Sayfa 167 - Lilith
  • Artık daha fazla yazamam ... kafamın içi çok bulanık ... her yerim ağrıyor, ateşim var ... öyle sanıyorum ki hemen uzanmak zorunda kalacağım.
  • - İki tip ahlâk vardır. Biri küçük, yani kararlaştırılmış olan, insanların belirlediği, durmadan değişen, çok tantana eden ahlâk, yani şurada görmekte olduğunuz aptal yığını gibi saman altından su yürütenlerin ahlâkı... Diğeri de; bütün çevremizi saran tabiat ve bizi aydınlatan gökyüzü gibi, burada ve yukarıda, her yerde var olan o sonsuz ahlâk!
    Gustave Flaubert
    Sayfa 164 - Lilith
  • 208 syf.
    ·4 günde·7/10
    her türlü Spoiler içerir!!


    Kitap çok ilgi çekici başlıyor, ileride Sof'un çocukluğu olduğunu öğreneceğimiz kişinin son derece zor durumda olduğu bir an'ın içinde buluyoruz kendimizi.. Gizli kitabı bulan kahramanımız tarihin akışını kökten ve olumlu olarak değiştireceğini umduğu hamlesini oynamak üzere harekete geçiyor, bir çoğumuzun eline böyle bir olanak geçse eminim ilk aklına gelecek şey olan Hitler'e müdahaleyi düşünüyor Elias da.. bu uğurda mücadelesi biraz çarçabuk anlatılmış etkisi verilerek anlatılmış fakat benim için en üzücü kısım, bu kadar çarpıcı bir olay ile kitabın açılış bölümünü oluşturacak kadar gözümüzde önemli hale getirilen Sof'un bu kadar etkisiz bir karakter olarak oldu bitti şekilde ölmesi oldu.
    kitap sonuna kadar kendini okutuyor ve merak ettiriyor fakat gerçekten "eksik bir şeyler var" hissi yakanızı bırakmıyor ve maalesef aynı tadı bırakarak sonlanıyor. okumazsanız bir kaybınız olmaz fakat okursanız da vakit kaybı değil
  • Ben oldum olası insanların iyi niyetine inanmışımdır. Vatan ki hepimizin evidir. Bu evin içinde bulunan herkesin onu sevmesini isterim. Bütün insanların, hele bu topraklar üstünde yaşayan insanların kardeş olmalarını isterim. Bir kişi varsa ihanetine düşmüşse ve bu da ispat edilmişse gene bunu da o insanın ahmaklığına yorarım. Şu dünyada vatan haini insan görmek benim zoruma gider. İnsanlığımı yaralar. İnsanların vatan hainliğini kolay kolay kabul edemem. Edemem, ama gene de vatan hainleri olmuştur. Bunu da kabul etmek zorundayım.
    Vatan hainliğinin çeşitleri vardır. Burada hepsini sayıp dökmeyeceğim. Herkes her çeşidini görmüş ve biliyor. Her çağda ihanetin çeşidi, etkisi, yönü değişir. Dün ihanet olan bir davranış, bugün olmayabilir. Bugün ihanet olan bir davranış da yarın olmayabilir. Bunun dışında köklü ihanetler vardır ki, hiç değişmez. Her çağda aynıdır. Örneğin, Mareşal Petain vatan haini miydi değil miydi, hala tartışma konusu. Hiçbir zaman, hiçbir çağda, hiçbir şekilde tartışma konusu yapılamayacak hainlikler vardır.
    Bir milleti, hangi yoldan olursa olsun, topyekun ölüme mahkum etmek.
    Bir milletin kültürünü ölüme mahkum etmek, yozlaştırmak.
    Bir milletin topraklarını ölüme mahkum etmek, yozlaştırmak.
    Bir milletin onurunu ölüme mahkum etmek, yozlaştırmak.
    Bir milletin geleneklerini, dinini, tarihini ölüme mahkum etmek, yozlaştırmak.
    Bir milletin kişiliğini aşağılamak, ölüme mahkum etmek… Bağımsızlığını…
    Hainlikler vardır. Türlü türlü. Hainliklerden hainlik beğen. Bütün bunların en alçakçası, en korkuncu, en bağışlanmazı bir milletin topraklarını ölüme mahkum etmektir.
    Üstünde oturacak toprağı olduğu müddetçe bir millet bütün belalardan, bütün hainliklerden kurtulabilir. Üç yüz yıldır kültürümüzü yozlaştırmaya çalışıyorlar. Üç yüz yıldır kültürümüz dayanıyor. Bizi atomla ölüme mahkum ettiler, üçüncü bir dünya savaşı hemen patlamazsa bundan da kurtulmanın yolunu bulacağız, işgale uğramış bir memleketimiz var. Bundan daha belalılarından kurtulmuşuzdur.
    Ama toprağımız öldürülürse, ki can çekişiyor, kurtulmanın mümkünü yok. Otuz kırk, elli milyonumuzla verimsiz çölleşmiş bir toprak üstünde açlıktan kıvranıp öleceğiz. Bizi ne tarihimiz, ne geleneklerimiz, ne de övündüğümüz kültürümüz kurtarabilir. Batarız, mahvolur, yok oluruz.
    Türkiye toprakları, yüzyıllardan bu yana öldürülüyor. Can çekişme zamanına geldik. Bütün gayretimiz onun ölümünün önüne geçmek olmalıydı. Bugünden başlayarak ölü topraklara yediden yetmişe, çoluk çocuk, oğlan, uşak durmadan dinlenmeden ağaç dikmeye başlamalıydık. Türkiyede ormanlar yok, Türkiyedeki ormanlar yarı yarıya ölmüş durumda… Türk toprakları belki de yüzde yüz aşınma felaketine uğramış durumda. Biz bu felaketi göremedik, içimizden pek az kimse bu büyük konuya eğilmiş, onları da kimsenin dinlediği yok. Gelen korkunç felaketten kimsenin haberi yok. Bu gelen felaket atomdan da beter. İşgal edilmekten de beter. Silinip gitmekten de beter. Silinip gitmekten beter, çünkü… Dünyanın, insanlığın malı olan topraklardan bir parçasını öldürüyoruz. Biz tarihten silinip gitsek bile, dünya toprağının bir parçasını öldürerek gittiğimiz için insanlığın lanetinden kurtulamayacağız.
  • Sömürgeciler, onların içerideki maymunları, uşakları Türkiyede oturan burjuvalar milli olaraktan neyimiz varsa imha etmek zorundadırlar. Milli olan köleliğe başkaldırır. Yozlaşmamış olan köleliğe, zulme başkaldırır. İnsani bir yönü azıcık kalmış olan köleliğe, sömürücülüğe başkaldırır. İşte sömürücüler bu nitelikleri yok ederler. Yoksa milletleri sonuna kadar sömüremezler.
    Burjuvalar en büyük din düşmanıdırlar. Evlerinde, aralarında yemedikleri herze kalmaz, dışarıda dindar gözükürler, eğer dini emirleri altına almışlarsa. Yok, din sömürücülere karşı geliyorsa, burjuvalar en büyük din düşmanı olurlar, onu ortadan kaldırmaya çalışırlar.
    Burjuvalar hiçbir mukaddesat tanımazlar. Bakın İstanbul burjuvalarının yaşayışlarına… Bir de proletaryanın yaşayışına bakın. Köylülerin yaşayışlarına bakın. Her şey ayan beyan ortada.
    Burjuvalar, hiçbir ahlaki kural tanımazlar. İşte gözlerinizin önünde.
    Burjuvalar bir şey tanırlar, o da para… Onların vatanı, milleti paralarıdır. Para için vatanlarını da milletlerini de beş pula satarlar. Yani biz yalan mı söylüyoruz, sizler, her gün bu burjuvaların davranışlarını gözlerinizle görmüyor musunuz?
    Memleketimizde kendilerine milliyetçi adını yakıştırmış birtakım dünyadan habersiz zavallılar var. Bunların tümü maymun burjuvaların emrinde, onların türkülerini söylüyorlar. Geri kalmış bir memlekette en uzak, en yakın kim burjuvaların sömürücülüğüyle birlikse o milliyetçi olamaz. Çünkü kapitalistler, milli nitelikleri, yukarıda söylediğim gibi, imhaya çalışan, yaşayışını milli güçlerin yok olmasına bağlamış bir gayrimilli, beynelmilel soyguncu şebekesidir.
  • 656 syf.
    ·Beğendi·10/10
    İçimde yer eden bir Steinbeck kitabı daha. Kimi kitaplar vardır; onları okurken ve okuyup bitirdikten sonra gözler uzaklarda bir yere dalar, uzun uzun düşündürür sizi. O zaman anlarsınız ki bir daha eskisi gibi olamayacaksınız. Artık içinizde roman kahramanlarından herbirinden bir parça taşımaktasınızdır. Ya da zaten var olan gizli yanlarınızı keşfetmenize vesile olmuştur bu bir miktar kağıt ve mürekkep. Bilemiyorum şimdi hangisi geçerli benim için ama içimdeki iyinin ve kötünün kıymetini artık daha iyi duyumsuyorum. Hiçbirini ötelemeden, "timşel" öğüdüne kulak veriyorum. "Yapabilirsin." "İçindeki tüm iyilik ve kötülüğe hükmedebilirsin." Ve çok doğru bir şey biliyorum artık, safi iyi olmak zorunda değilsin ve bu mümkün de değil zaten.