Sanki bütün bu mağazalar, bütün şu insanlara, saadet satıyorlar. Şu manavdaki renk renk, türlü türlü yemişlerden., meselâ şu iri, sarı kabuklular portakal değil, bir sofra saadetini tamamlayacak bir başka lezzet, koku ve serinlik saadetidir. Şu satıcılar avaz avaz bağırarak, şu sattıklarımızdan da alın, daha çok mes'ut olun, demek istiyorlar. Hele şu köşede, tâ Vefa'dan getirilmiş boza şişeleri. Bu, yemekten birkaç sat sonra, bir babanın, ailesi efradına, üzerine tarçın ekerek, leblebiler koyarak yudum yudum tattıracağı bir nev'i şahsına münhasır saadet değil de nedir?
Sayfa 198·Kitabı okudu
​"Sana ihtiyacım yok ki benim... Ben seni, sen yanımda yokken de, seninle birlikte olamadığım zamanlarda da sevebiliyorum. Çünkü benim içimdeki sen, senin dışarıdaki halinden çok daha gerçek."
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Allah kuluna bir ziynet verdi, Adı vefa! Onu ehline göster ki Olmasın heba!
Sayfa 31·Kitabı okuyor
Şiir
İstihdam tesellisi
Habib Baba, Nalıncı Baba'yı çağrıştırdı. Onun hikayesiyse Sultan 4. Murat'la değil, bir önceki Sultan 3. Murat'la. Sultan 3. Murat Han, rüyasında bir zatın cenazesini kaldırmak için manevi bir emir alır. Sultan, Veziriazam Siyavuş Paşa'yı da yanına alır ve yine tebdil-i kıyafet dışarı çıkarlar. Hala gördüğü rüyanın tesirinde olan sultan, gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada gözüne yerde yatan bir ceset ilişir. İşte aradığı, rüyada kendisine gösterilen zattır bu. Etraftakilere onun kim olduğunu sorar. Ahali, "Ayyaşın tekidir" dediğinde hayretler içerisinde kalakalır. ​Sultan, "Nereden biliyorsunuz?" diye sorduğunda ahali anlatmaya başlar: "Aslında iyi sanatkardır, Azaplar Çarşısı'nda çalışır. Nalının hasını yapar. Ancak kazandıklarını ya içkiye ya fuhşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerede mimli bir kadın varsa takar peşine." ​Cenazenin başındaki ahali çekip gider. Sultansa olduğu yerde düşünceler içerisinde çakılıp kalır. "Bu adam bizim tebaamızdır, defin işini halletmek gerek" der. Kimsenin sahiplenmediği cenazeyi sultan ve vezir birlikte yıkar ve kefenlerler. Sultan, belki bunun bir eşi, bir ailesi vardır diye düşünerek mahalleyi kolaçan etmeye başlar. Sorar soruşturur ve nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hanım, kocasının öldüğü haberini metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir ve şunları anlatır: ​"Bizim efendi bir alemdi vesselam... Akşamlara kadar nalın yapardı. Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin, elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya, 'Ümmet-i Muhammed içmesin' diye... Sonra malum kadınların ücretlerini öder, eve
Sayfa 137·Kitabı okuyor
Alıntı
İnsanın kalbini huzura erdiren en büyük erdem masumiyettir.