• Artık çetemiz mahalle sınırlarını aşmaya başlamıştı .
    Çevremizdeki diğer mahallelere biraz daha uzak biraz daha uzak derken artık biz yürüyerek 5-10 km mesafelere açılmaya başlayıp deniz e gitmeye başlamıştık
    Geze geze ormanlardan , tarlalardan , seralardan geçiyorduk geçişlerimizde tırtıklayıp yiyebileceklerimizi yiyorduk .
    Çilek,domates,salatalık gibi cam piramit denilen büyük bir park var antalyada kültür merkezi. Yürüyüş alanları süs havuzları cafeler oyun parkları barındırıyor alan içerisinde
    Daldık park içine çimenlerde yuvarlanıyor parklarda oynuyoruz hoplayıp zıplıyoruz
    Sanırım biz o muhitlerde oturan çocuklara biraz farklı geliyorduk belliydi farklı bakıyorlardı bize ama bizim çokda umurumuzda değildi onların bize bakışları biz kabuğumuzu kırmış birer çocuktuk sadece
    Dedik deniz yakın hadi gidelim yüzelim
    Sahile indik sahil kalabalık bizde hemen üstümüzü çıkartıp girdik denize hoplamalar zıplamalar yüzmeye çalışmalar sucakdan olsa gerek baya yorulduk
    Tamam enerjimiz zirve de. Fakat o güneş sıcağına dayanmak ne mümkün
    Gidelim kararı alındı aldık kıyafetlerimizi elimize. Tırıs tırıs yorgun argın yürüyoruz
    Tekrar cam pramit e girdik yol kestirme olsun diye ama hiçde kestirme olmadı oyalanmadan gidemiyorduk çünkü .
    Cam pramit ın çıkışına geldik Antalya spor un antrenman sahası var yanında benzin istasyonu ve içerisinde oyun parkı olan bir hamburgerci .
    Donalds amca (ismini tam yazmak istemedim )
    Çocuğu kapan park A dönüşde de oraya gelmiş belli otopark alanı full dolu
    İki tane çocuk biz yaşlarda ve biz imajlarda orda otoparkta geziniyorlar ellerinde bezler var ve arabalara yaklaşıp birşey diyorlar. Artık ne diyorlarsa bilemiyoruz .
    Restorant A giren çıkan kimi aileler ellerinde kağıt poşetli bir paketi getirip çocuklardan. Bir tanesine verdi .
    Çocuklar sevinmeye başlamıştı , paketi veren aile arabalarına binip gidiyordu .
    Çocuklar paketi sevinerek açıp yemeye başladılar. Ama biz be yediklerini bilmiyoruz .
    Bizde telde dizili kumrular gibi Yanyana dizilmiş oturuyoruz kaldırım kenarında
    Çocuklar yanımıza geldi pakettekileri yedikden sonra ,
    GİDİN BURADAN !!
    Burada biz çalışıyoruz !!!
    Burası bizim yerimiz demeye başlamıştı !!!

    Biz de sanane olm babanın yerimi ?
    İstediğimiz yerde bekleriz , otururuz !!!!
    Bak çocuk git dayak isteme !!!!

    Bir ara itişme kakışma oldu benzin istasyonunda çalışan abiler geldi
    Bir daha burda kavga ederseniz hepinizi kovarım haberiniz olsun hadi bi daha kavga edin diye kızmıştı .

    Biz bu çocuklara uyuz olmuştuk aslında onlarla bir alıp veremediğimiz de yoktu
    Kendileri kaşınmıştı

    Gittim benzinci abinin yanına abi eski bez varmı dedim
    Bak orda bezler var eski istediğini al ortalığa bırakmayın müdür kızıyor dedi .

    Ben o eski bezlerden bir sürü aldım
    Gittim çete üyelerinin yanına
    Herkese birer ikişer dağıttım
    Herkes sırayla gidip yıkasın gelsin
    Peş peşe gitmeyin kızarlar
    Çaktırmadan gidin diye yönlendirmiştim

    Herşey hazır plan şu otopark a yeni araba geldiğinde diğer çocuklardan önce atlayıp
    Silelim mi abi diyecektik

    Aman allahım böyle ayarsızlık olmaz olsun ,!!
    Bir araba geldi iki çocuk anne ve baba
    Araba park edildi atladım abi silelim mi arabayı diye baktı bana alttan üst e
    Sil bakalım yakışıklı dedi .
    Ben gelin lan hadi silelim dedim
    Biz bütün çete üyeleri arabanın tavanından. Camına , kaportasından tamponuna , plakalıkdan jantlarına lastiklerine kadar sildik
    Yani inanın o tarihlerde oto yıkamacılar öyle temizlik yapmıyor



    Ellerimizdeki bezler olmuş çamur sırayla bezleri yıkayıp geliyoruz .

    Diğer çocuklar bize gülüyor
    Bizim hepimiz kan ter içinde
    Ama başarmıştık araba “CİLLOP “ gibi olmuştu gölge bir yer var orada oturup dinleniyoruz

    Artık tecrübe kazan mıştık gelen giden arabaya soruyorduk abi ,abla silelim mi diye

    İlk arabasını sildiğimiz amca geldi bize para verdi bölüşün kavga etmeden dedi
    VAYYYYY ANASINI
    AYAK ÜSTÜ O İKİ ÇOCUK İSTEMESELERDE BİZE İŞİ ÖĞRETMİŞLERDİ BU İŞDE “PARA” VAR !!!!
    Biz ogün hava kararana kadar araba sildik silin diyenlerin arabasını

    Toparladığımız parayla gidip donald amcadan “HAMBURGER” aldık menü seçme konusunda oradaki abiler yardımcı oldu
    İlk defa hamburger yiyecektik çünkü

    Aldık oturduk nefis kokular geliyor içinde köftesi var Kocaman nasıl iştahlı yedik anlatamam tadı damağımızda kalmıştı ketcaplar mayonezler patates kızartması Kocaman kola içinde buzlar yüzüyor offff allahım diyoruz kuzu çevirseler bu kadar iştahlı yemezdik eminim ordaki abla parka girip oynasanıza siz müşterisiniz size serbest dedi güldü 🙄 biz olurmu ki olmaz mi ki derken icinde kucuk plastik toplari olan parka girdik oynamaya basladik baya eglendik hava biraz karardi .
    ARTIK GITME VAKTI bezlerimizi bir yere sakladik yine gelirsek dursun diye
    Daha sonra çete üyesi bunu meslek haline getirdi sürekli gidip araba camı siliyorlardı
    Evet para kazanıyordular. Bazen bende gidiyordum onlarla bir gün Antalya spor un bir futbolcusu geldi üstü açık bir arabayla kırmızı renkli abi sileyim mi dedim güldü bana silme sağol ama arabaya bakarak ol demişti
    Bende tamam abi dedim
    Gitti hamburgerini yedi geldi o gün o FUTBOLCU BANA BİR SÜRÜ PARA VERDİ TEŞEKKÜR ETTİM ARABASINA BİNDİ GAZLADI .
    Bende arkadaşlarıma biraz para verdim dedim ben gidiyorum borçlarımı ödemeye otobüs bekledim bindim ve mahalleye gittim
    Aldım bisikletimi ilk işim parçacıya gidip kalan borcumu ödemekti öylede yaptım adam hayret etmişti gelip selamun aleyküm amca borcum vardı ödemeye geldim sözlerini benden duyması şaşırtmıştı onu .

    16.BÖLÜM OLARAK KALAN PARA ŞEKLİNDE YAZMAYI PLANLIYORUM


    KENDİNİZE VE ÇEVRENİZE HEP GÜZEL BAKIN ....
  • 496 syf.
    ·9 günde·5/10
    Üzdün Gılokovski reis. Cidden büyük üzdün beni.(HATTA SAÇMALAMIŞSIN BİLE DİYEBİLİRİM!) İlk kitaptan sonra bu kitaptan çok şey bekliyordum. lakin puanlarını ve incelemlerini okumadan önce bi göz atınca vasat bir ara kitap olduğunu farkettim. Yine de devam kitabıdır okuyalım dedik. Vasat olsa bile kabuldum ama vasatında altındaydı. ilk 200 sayfada yazarın aynı kişi olup olmadığına bile emin değildim. gerçekten ilk kitaptan bu kadar farklı bir anlatım tarzı olamaz ya. İlk kitapta Artyom yolculuk hikayesi çok güzel ve tekdüzeydi, en fazla aralara rüyalar giriyordu. Bu kitapta ise 4 kişinin hikayesini anlattığını söylüyor. sürekli farklı bir karaktere gidiyoruz. yetmiyor sonra o karakterin geçmişine gidiyoruz, sonra diğer karaktere babasına dönüyoruz kafa bi milyon. Kişiler arası geçişte de bir işaret kullanılmamış, sadece fazladan boşluk atılmış ama bazen sayfa sonuna gelince diğer sayfada o boşluğu göremiyorsunuz böylelikle karakterler bir birine giriyor. sayfa 200'den sonra hikaye daha oturaklı gidiyor, ekibin bir kısmıyla gitmek az karakterle devam etmek güzel. Muzisyen abimizin deliliğini sevdim açıkçası En sevdiğim yer o ve Saşa'nın ikilemleri olabilir. en çok sıkmayan onlardı. Sonunu pek beğendiğim söylenemez, daha doğrusu komple hikaye bana yavan ve yazılmak için yazılmış gibi geldi. ilk hikayedeki büyük olaylardan sonra burada ki ufak olaylarla ilgilenmek(telefon hattı, bir grubu etkileyen salgın,Hunter'ın kişiliği vb.) pek hoş olmadı açıkçası. Yan görev gibi olmuş bu kitap. Metro atmosferini çok seven biri olarak, bu kitapta atmosfer gram işlenmemişti.(alışveriş,insanların duygusu,havası,yokluk,yemekler,zorluklar vb. hiç biri yoktu.) başlarda sadece karakterleri tanıtmaya çalışıyor sürekli geçmişe gidiyordu. Ortalama bi hikayeye sahip vasatın altında bir kitap olmuş açıkçası. ilk kitaptan sonra böyle bir kitap okumak insanı üzüyor.Spoiler vermeden bazı şeyleri yazmak cidden zor. eksiklerini yazmak için spoiler vererek devam edeceğim. Öncelikle karakter isimlerinde yazar saçmalamış ya da çevirmenler saçmalamış. Artyom babasının adı Şaşa, Bu kitapta ki karakterin adı Saşa, pavel ve pavon vb. yetmiyor bir karaktere üç dört lakap takıyor. her lakabı ayrı kişiler aynı kişiler için kullanıyor kafanızın karışmaması elde değil.(ilk kitapta bu olayı sadece Melnik'te yaşanmıştı, bu kitapta çok fazla karaktere çok fazla lakap takıp anlatım yapmış). Bir de Allah aşkına kitap arkasında yazan 4 lü ekip bir kez bile bir araya gelmiyor. Ahmet ne için vardı ne için öldü. Çok saçma idi geldi ve gitti. ilk kitapta niye idam cezası verildeği nasıl kurtarıldı vb hiç bir bilgi olmadan geldi. gereksiz geldi gereksiz öldü.(ki ölmese bile saçma bi gidişi var yarın öbür gün(diğer kitapta) geri gelebilmesi için ölümünü tam vermemişler tıpkı saşa gibi. Neyse kitap 10üzerinden 6 lık lakin ben bazı şeylere kıl oldum, karakter isimler, farklı zaman dilimlerini ayırmadan vermesi,Saşa'nın babasının neden öldüğünü bile tam anlatamaması vb. bunlara acayip kıcık oldum 5 verdim. Pişman değilim :D :D İnşaAllah 3. kitap o kadar iyi gelirki bu kitabı okuduğumuza pişman etmez.
  • 464 syf.
    ·5 günde·Puan vermedi
    Çok şükür bittiği dediğim bi kitap daha bitti. Kitap beni öyle sıktı ki yarım bırakmadığım için kendimi gerçekten kutluyorum. Kitabın aslında beni sıkan tek tarafı gereksiz fazla uzatılan bölümlerdi. Bi olay o kadar çok yoğun bi anlatıma sahip ki okurken gerçekten bazı yerlerde gerçekten kitaba ara verdim sonra devam ettim. Sırf Yasemin ve Ayaz'ın sonu ne olucak diye zor okudum kitabı. Böyle böyle bitti gitti işte. Umarım yazarın diğer kitapları da bu kadar yoğun bi anlatıma sahip değildir.

    #OKUDUMBİTTİ
    #ALINTI

    “Sen içimdeki rüzgardan korumak zorunda olduğum, buna rağmen bazen sadece senin üzerine estiğimsin.”
    Karakterleri, istekleri ve hayatları apayrı ancak kalplerinin derinlikleri tastamam aynı iki insan.  Birbirlerinden uzak kalmak için çabaladıkları haldeen derinler kördüğümlerle sımsıkı bağlanıyor. 
    “Sevdiğin insanı bu dünyada en iyi anlayan insan olmak…
    Muhteşem bir duygu. Aynı zamanda öldürüyor değil mi?”
    Deli bir ayaz vurur bazen hayatına. Alır, savurur, atar sahip olduğun her şeyi.    
    Şiddetini en çok hissettiğin an, yazgının yol ayrımlarından bir tanesine vardığın andır. Deli bir ayaz…
    Ya seni kışta bırakır ya da içinden sana bir bahar doğurur.
  • (Güzel Ülkemin güzel insanları buyurun)

    Gece saat 02.00, taksi durağına bir abla geldi.

    “Abi ne olur çocuğum çok ateşli, bizi hastaneye götürsen ateşi düşer belki. Ama cebimde sadece 7 TL var, söz çalışır öderim iki güne kadar”.

    Zaten iş de yok, siftah etmedim.

    Var bundan da bir hayır diye düşünüp, hemen atla abla yetişelim hastaneye dedim.

    Doktor çok acil müdahale etti.

    Serumlar, iğneler derken meğer çocuğun nefesi kesilmek üzereymiş, biraz daha geç gelsek ölebilirmiş.

    Tam 4 saat annesi ayakta bekledi.

    Bir defa olsun ne bir yudum su içti ne de nefes aldı sanki.

    Aslında benim işim bitmişti ama nedense çekip gitmek içimden gelmemişti.

    Neyse çıktık tekrar yola, çocuk iyi olunca.

    Önce ilaçlarını aldım eczaneden, sonra evlerine geldik.

    Ben aldım çocuğu kucağıma içeri kadar taşıdım.

    Şöyle bir etrafa baktım.

    Tek bir oda, bir yatak, küçük bir tüp var.

    Tencere var ama buzdolabı yok.

    Ekmek var ama bir litre sıvı yağ yok.

    Abla dedim, sen nasıl bu hale geldin?

    Eşinden kaçmış, bu eve sığınmış, cebindeki para ile ilk kirayı yatırmış.

    Ev sahibi de yaşlı teyzeymiş acımış, kendinden bir yatak, bir halı ve küçük tüp vermiş.

    “Çalıştıkça eksiklerini alırsın” demiş.

    Abla da iffet sahibi, konuşurken yüzüme bakmıyor.

    Ben de aslında taksici değilim.

    Geçen ay işten çıkarılmış idim.

    Çalıştığım firma kapandı.

    Cebimde de 2.900 TL para var.

    Kızımın biriktirdiği de içinde, ona bilgisayar alacağım.

    Ama nasıl bırakayım şimdi bu abla ve çocuğunu?

    Ellerim titrese de kulak verdim içimden gelen sese.

    Zar zor ikna edip ablaya verdim ikibin TL.

    Gitti bizim bilgisayar parası.

    Koltuğa oturup, kontağı çevirmeden önce “Allah’ım dedim. Sen her şeyi bilensin, bana bir çıkış yolu gösterirsin”.

    Bütün duam bu kadardı.

    Arabayı teslim etmeye dönerken telefonum çaldı.

    Bizim gibi işten çıkarılan Mustafa abi aradı.

    “Müjdemi isterim kardeşim. Tazminatlar hesaba yatmış” dedi.

    Tazminatım 27 bin TL idi.

    Çektim, bilgisayarı da hediye paketi yaptırdım.

    Yarın ablaya ilk işim buzdolabı almak olacak.

    Biliyorum Allah bana da yeni bir iş kapısı açacak…

    **
  • 152 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Sema Kaygusuz ismini sürekli duyduğum ama daha önce hiçbir kitabını okumadığım bir yazardı. Kitaplığımda Barbarın Kahkahası kitabını gördüm ve okumaya karar verdim. Bu kitabı nerden, nasıl aldığımı ve neden yazarın bu kitabını seçtiğimi hatırlayamıyorum açıkçası ama kitaplığıma baktığımda bu yazarı okumanın artık sırasının geldiğini düşündüm. Kitabın içeriği için genel bir şey söylemem gerekirse, bir motelde konaklayan ve çalışanlardan oluşan insanların yaşayış, düşünce ve kişiliklerinin tasvirler edilmesi diyebilirim. (Ayrıntılara bu incelememin altlarında giriyorum :) ) Türkiye’de yaşayan farklı düşünce tarzlarını gözler önüne seriyor gibi klişe arka kapak yazısı tarzı bir yorum yapmak istemesem de kitap Türkiye içersindeki farklı yaşayışların ve karakterlerin güzel tasviri. Bir de ortada gizli bir işeme meselesi var. :) Yazar, en ufak bir olayı veya nesneyi bile çok güçlü tasvirlerle anlatabiliyor ve bu yanı özellikle çok hoşuma gitti. Bana göre yazarın güçsüz yanı ise birkaç karakteri yansıtmadaki başarısızlığıydı. Bu durum daha çok kitabın başlarında görülüyor ve kitap ilerledikçe daha güçlü bir olay ve karakter yansıtmasına evriliyor bana göre. Buna ek olarak, tüm karakterler için bu durum geçerliydi diyemem. Örneğin Simin Hanım’ın diğer karakterlerde yarattığı gizem ve merak çok gerçekçiydi. Simin Hanımın diğer karakterler için defterine aldığı notlara da bayıldım. Beni başından itibaren en çok büyüleyen karakterlerden biri de Ozan’dı. Cadaloz Serpil’in kendisine hiç benzemeyen keşfetme arzusuyla çevrili oğlu Ozan’ın çocukluktan büyümeye doğru geçişini, öfkesinin dışa vurumunu, hırsını ve arzusunu izlemek çok keyifliydi. İzlemek diyorum çünkü gerçekten o kadar başarılı olay aktarımı ve tasvirlerle anlatılmış ki okurken izliyor gibi hissettim. İsmail ve Melih arasındaki öfkeyi ve gizli tutkuyu da bana yazar çok net ve güzel bir şekilde aktardı. Bunlara ek olarak, Selçuk ve Alikar karakterlerinin dumanlı gecesinin anlatıldığı bölümü okumak oldukça keyifliydi. Yine bu kısımda da geçmişten gelen duygu ve düşünce dönencelerinin aktarımı oldukça başarılıydı. Keşke yazar bu karakterlerdeki gerçekçiliği Serpil ve Eda gibi karakterlerde de yaratsaydı. Serpil ve Eda karakterlerinin varlığı iyi bir fikir ama özellikle konuşmaları, karşı tarafa tepkileri ve hareketleri zorlama duruyordu bana göre. Bir de bu karakterlerin karşılıklı konuşmalarında ve hareketlerindeki tepkileri genellikle günlük hayatta olmayacak kadar sıra içerisinde ve nizamdaydı. Biraz flash tv oyunculuğu gibiydi açıkçası. Bana göre kitapta göze çarpan tek eksik taraf buydu.

    Yukarıda da belirttiğim gibi kitapta en sevdiğim durumlar, hatta kitabı tamamlayan parçalar diyebilirim, Ozan karakterinin anlatımıydı. Ozan karakterlerin tamamının, belki de tüm insanların ortak yönünün tasviriydi. Hatta sadece eylemsel olan bir tasvirden bahsetmiyorum, insanların dışarıya göstermedikleri, dışarıya göstermekten çekindikleri duygu ve düşüncelerin tasviriydi desem daha doğru olur. Özellikle kitap boyunca herkesi meraklandıran işeme meselesiyle birleşince de tadından yenmiyor. Bu iki durumun kesiştiği tasviri Simin Hanımdan bir alıntıyla aktarmak istiyorum:
    “...Büyümüş de küçülmüş olanın kan dökerek yarattığı ürküntü ile küçülmüş de büyümüş olanın yarattığı çiş kargaşası arasında müphem bir bağlantı var bence. Evcil hayatlarımıza sızmış biri çocuk, diğeri yetişkin iki barbar, hicveden bir kahkahayı, karşılıklı atışan aşıklar gibi tamamlıyorlar...”

    Daha önce belirttiğim gibi kitap boyunca merak uyandıran önemli bir mesele vardı. Motelde havlulara, çarşaflara, çeşitli eşyalara kim işiyordu? Kim olduğu açık bırakılmış, herhangi bir karakterin olabileceği ima edilmemiş. Sadece karakterlerin ihtimale dayalı kendi isimleri verilmiş. Açık açık bir ismin işaret edilmemesi çok hoşuma gitti çünkü böylelikle karakterlerin ihtimallerinden kimi edep dışı ve barbar olarak kendi fikirlerince düşündüklerini görebiliyoruz. Bana göre bu belirsizlikle, bu olay tüm insanların barbarlığının ortaklığını da vurguluyor. Herkes yapmış olabilir. En nazik görünenden en olası adaya kadar herkes bu barbarlığa düşmüş olabilir. Peki bir sürü ihtimal ortaya çıkabiliyorsa eğer kimin bu ilkelliğe düştüğünü bilmenin gerçekten bir önemi var mı? Sanmıyorum.
    Ozan da çocukluğun barbarlığını sunuyor bize. O net, o her hareketiyle ne yaptığını bize bas bas bağırıyor. Her şey net ve ortada. Ama insan büyüdükçe tüm o yıkma isteğini öyle bir içinde bastırıyor ki kendi yaptığı şeylerden, kendi his ve düşüncelerinden utanır çekinir hale geliyor. Bu yüzden kendi halinden korkar bir şekilde dışarı maskelerle kendini gösteriyor. Durum böyle olunca ortada bariz bir barbar görünmüyor, barbarlar topluluğu güçlerini birleştiriyor. Önemli olan, çocuklukta net olan barbarlığı neden büyürken sakladığımızı, göz ardı ettiğimizi anlamaya çalışmak bence. Bir de bu güzel kitabı bizler için yaratan Sema Kaygusuz’a teşekkür etmek :)

    Gerek anlatımı gerek olay örgüsüyle, modern Türk edebiyatında en sevdiğim kitaplar arasına girdi Barbarın Kahkahası. Eğer Sema Kaygusuz’u daha önce okumadıysanız bir an önce okumanızı tavsiye ediyorum. Diğer kitaplarını da kesinlikle okumayı düşünüyorum ve okumaya başlamakta bu kadar geç kaldığım için de biraz pişmanlık hissediyorum :)
  • Parçacıdan eve gelene kadar kornayı vikk vikk diye öttürerek eve yaklaştım
    Arkadaşlarım misket oynuyor beni görünce yanıma geldiler o ne bune diye herkes bir soru soruyor bisiklete parça aldığımı be tamir edeceğimi söyledim
    Sonra eve geçtim artık bisikletimi tamir etmem gerekiyordu
    Babamın takım taklavatlarını hazırladım başladım bisikletin sağını solunu kurcalamaya söküp takmaya aslında hiç bir bilgimde yoktu
    Sadece tekerleri patlak. Frenler den arka fren tutmuyor zincir kopuk vede paslanmış

    Nerden bileyim ki beceremeyeceğimi ama bir hevesle becermeye çalışmıştım

    Dedim en azından süslerini takayım ve öylede yaptım

    Babamın takım taklavatlarını topladım yerlerine koydum

    Yüklendim bisikleti tamirciye götürmek için
    İttire ittire gidiyorum sanki o an bisikletimi sürüyor gibi bir hayaldeyim kornaya basıyorum
    Hızlı gidip el bırakıyorum toprak zeminde fren yapıp ortalığı toz dumana katıyorum

    Gören mahalle çocukları dalga geçiyor gülüp eğleniyor ama benim umrumda değil
    Tekeri patlak mış
    Evet yapılır
    Boyası çizik paslı
    Evet boyarım
    Koltuğu yırtık pırtık
    Evet olsun onuda yaparım

    AA süsleri yenimi aldın ?
    EVET YENİ ALDIM DAHA EVDE Bİ SÜRÜ VAR

    Aslında yoktu dalga geçmelerine maruz kaldığım için artık sıyrılmam gerekiyor du
    Zeytin yağı gibi su üstüne çıkmam gerekiyor du öylede oldu

    Tamirciye ulaştığımda Tamirci dükkanı açık sahibi yok

    Beklemek gerekiyordu tekrar bisikleti ite ite değil sürerek götürmeliydim mahalleye

    Motorsikletle bir adam geldi bana sen kimsin diye sordu

    BİSİKLETİMİ tamir ettirmeye geldim diye bildim

    Tamam gel bakalım neyi varmış .
    1 lastikler patlak yama olacak
    2 frenler kontrol edilecek
    3 zincir benzine atılacak -yağlanacak
    4 koltuk ayarlanacak

    Tamircinin dediğine göre hepsi bu kadardı yapılacak işlerin

    Gel hadi başlayalım dedi
    Hemen tekerlekler söküldü
    Baktı yama yaparız olur dedi

    Ben çekinerek korkmaya başladım birşey unutmuştum param yoktu

    Abi kaça olur bunların hepsi ?
    25.000 lira

    Benim şimdi param yok ama sen yap
    Ben babamdan para alınca gelip alırım diye bilmiştim .

    Tamam 2 saat sonra hazır olur dedi
    Hayırlı işler kolay gelsin diyerek ayrıldım ordan

    Mahalleye arkadaşlarımın yanına gidiyorum
    Onlar oyunlar oynuyor
    Komşu teyzeler bişi yapıyor kolu komşuya dagıtılıyor hayır sevap işleri
    Banada verdiler
    Oturduk yiyoruz. Bisikleti soruyorlar
    Haliyle tamirci yapıyor yapılınca alacağım .

    25.000 lirayı ne yapacağım babam dan istesem alırım annem Kayserili gibi 25.000 desem 2500 e bağlar geçiştirirdi babam ya sorarsa çivi den gelen paran vardı ne yaptın diye
    Ortalık karışırdı
    Hiç bu sahnelere gerek yoktu

    Oyunlar oynadık
    Hopladık zıpladık
    Baya zaman geçti

    Kendimce bakayım bisiklet hazırmı diye tamirciye gittim
    Uzakdan bakıyorum yolun karşısından
    Tamirci gördü gel gel hazır diye
    Tamam bisiklet hazırda bütçe hazır değil

    Gittim Dedim abi şimdi param yok olunca gelip alsam olur mu

    Çünkü paranın hepsini hurdacıya ve parçacıya verdim bide borcum kaldı az.
    Baban vermesse nolcak dedi
    çalışırım dedim
    Nerde çalışacaksın ki dedi
    Simit satarım
    Pazarda su satarım dedim
    Boşver o işleri gel anlaşalım seninle
    Sen gel burda çalış sağı solu toparla
    Dükkanı süpür
    Takımları tezgah A diz
    Borcu fitleyelim
    Okula gidiyor musun ?
    Yok seneye
    Tamam öğleden sonra gelir akşam ezanına kadar çalışırsın
    Tamam kaç gün çalışcam borcum için 1 hafta
    Tamam abi yarın gelirim dedim kaktım gideyim diye
    Dursana oğlum nere gidiyorsun
    Arkadaşlarımın yanına
    Bisiklet i almayacak mısın ?
    E borcum var
    Lan al git pezeveng e bak tamam anlaştık işde götür
    Olmaz Almam
    Lan çocuk al git bak keserim tekerini
    Canın sağolsun abi
    Hasbinallah

    Hadi hayırlı işler dedim almadım bisikleti
    Arkadaşlarımın yanına gidiyorum
    Baya yürüdüm
    Bir erik ağacı gördüm yiye bileceğim kadar kopardım oturdum duvara yiyorum
    Ev sahibi erik aldığımı görmüş
    Hayıflanıyor geliyorum şimdi geliyorum diye
    Bende gel teyze gel göz hakkı aldım yiyorum
    Gel beraber yiyelim diyordum
    Teyze geldi ben yerinde istifini bozmamış erik yiyorum
    Niye kopardın.
    Canım çekti
    Baban mı dikti bu ağacı
    Yoooo bilmiyorum
    İzinsiz aldın oğlum günah dedi
    Tuttu kulakdan Don lastiği gibi çekiyor
    Ya teyze bırak acıyor
    Niye kopardın diyor
    Göz hakkı dedim
    Ne göz hakkıymış ağaçda meyve kalmadı
    Teyzemde haklıydı aslında kendine göre ki haklıydıda

    Teyzeyede eriklerinden ikram ettim gülmeye başladı
    Çocumm delimisin divanemi diyor
    napim teyze kopardık tükürükle yerinemi yapıştırayım napayım yiyeceksen ye yemeyeceksen de yeme
    Döveceksen de döv abimden annemden dayak konusunda antremanlıyım nolcak alla alla
    Teyzeyi yıldırmayı başarmıştım Sanırım
    Ocakda yemek var yanacak diyerek gitti
    Ama ben erik yemeye devam
    Bir amca geliyor motoru aynı benim bisikleti ittirerek götürdüğüm gibi sürüklüyor

    Gittim yanına
    Tamirci varmı burda d
    Dedim var abi
    Nerde
    Gel göstereyim diye motoru beraber ittirmeye başladık

    Tamirciye ulaştık tamirci dükkanda dedim abi amcanın motor bozukmuş tamirci sordu sana getirdim

    Eywallah koçum sen al git bisikleti borcu fitleştik bana müşteri getirdin dedi
    Öyle olurmuki diye bildim
    Olur olur ara sıra uğra buralara dedi
    Oh be hallettik bu işi de
    Aldım bisikleti fakat yine ittiriyorum
    Bilmiyorum ki sürmeyi
    Yol kenarında binmeye çalışıyorum fakat dengeyi kuramadığın için Malesef sürükleyerek götürmek zorunda kaldım
    Arkadaşlarımın yanına geldim
    Offf çok yoruldum
    Baya hızlı bisiklet
    Pedalledikçe uçuyor
    Diye tezgah atıyorum
    Tabikide inandılar çünkü isteyen sürsün kazıtmak çarpmak yok diyerek geçtim bir taşın üstüne oturdum
    Bisiklete binen yada ittiren eğlenen arkadaşlarım yoruldular geldiler
    Dinlendik bisiklet hakkında yorumlar yapıldı
    Keşke benimde bizimde olsa gezerdik mahallede konvoy yapardık diye
    Bisiklete binenlerden birine okadar bisiklete bindin hadi bizim eve bırak gel misket oynayalım

    Annem de sorarsa arkadaşın dersin !!!!




    10 BÖLÜM Ü SONLANDIRIYORUM

    11.BÖLÜM
    ANNEE YAAAAAAA NİDALARI İLE DEVAM EDECEK ....