Başkasının vicdanını kendinizinkine göre ayar etmek yetkisini nereden alıyorsunuz? Sizin gibi düşünmeyen, düşünerneyen felaketzedeyi aforoz ediyorsunuz. Bir diğerinin vicdanına muhalefet vicdansızlıktır.
Sayfa 187 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 11. Basım·Kitabı okuyor
Alıntı
"Evliydim... İki de 4 ve 6 yaşında evladım vardı. Kocam memurdu. İçmeden yapamıyordu. O, 38 yaşındaydı... Ben, ondan 10 yaş küçüğüm, 28'indeydim. Evde, mecburdum dul anneme de bakmaya... Çaresizdi, hâlsizdi. Kısaca yardıma muhtaçtı. İçkili kocam ikide bir, "atsana bu cadalozu, suratını gördüm mü çileden çıkıyorum" diyordu... Biraz karşı geldim mi, sille tokat veryansın, iki çocuğumun önünde, annemin önünde bana meydan dayağı atıyordu. Anneciğim de, yavrularım da, o kocam olacak rezil adam beni döverken ağlıyorlar, çırpınıyorlardı. Sonunda isyan ettim ve annemle anlaşıp evi terkettim... Haftası içinde ayyaş kocam da sır olmuş evden; çocuklarını da yüzüstü bırakıp yoklara karışmış. Ne yapabilirdim?.. Çalmadığım kapı kalmadı, ama cevap aynıydı: İş yok!.. Ve mecburen, gecelerin kadını oldum. Evi de boşaltıp başka bir eve taşındık... Gecekondu bir ev bu ama, komşu dedikodusundan uzak. Pis bir hayat sürüyorum, farkındayım ama, hergün dayak yemekten uzağım şimdi; tesellim işte bu... Gece kazancım, evime ve yavrularıma yetiyor. Kahroluyorum onları severken, yaşadığım, mecbur edildiğim hayata. Bugün İstanbul, benim gibi binlerce, çaresizlikten gece hayatı yaşayan kadınlarla dolup taşıyor. İçimizde 17 yaşında olan da var, 40 yaşında olan da... Aklınıza gelebilecek her köşe bucakta varız maalesef. Ben lise mezunuyum. İstanbul'un fuhuş yuvaları içinde adeta doktora yaptım... Kahroluyorum ama, evde iki yavrum ve annemin geçimleri, benim bu çirkin hayatımın sürüp gitmesine sebep oluyor. Söyleyin, nasıl kurtulayım bu bataktan?.. Sayın Başbakanımız bir kadındır, erkeklere nazaran daha içli düşünür... Bizleri, gece hayatına çaresizlikten atılanları başka kim kurtarır; düşünemiyoruz bile. "Çaresizim" diyerek bu girdapta ömür törpülüyoruz, hiçbir el uzanmıyor bizlere!.. **Sayın
Sayfa 336 - Ağustos 1994, Vâridât: Tahsin Bey’e Mektup
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kararsızlıktan kurtulmadığımız hâlde bir eylemde bulunmaya karar verirsek bu vicdan azabı doğurur. Bu tutku daha öncekiler gibi gelecek zamanla değil, şimdiki ya da geçmiş zamanla ilgilidir.
Sayfa 48
“Öfkelenen birisi üzüntüyle ve bilinçsiz bir vicdan azabıyla düşünceden sapmış görünür. Fakat arzular yüzünden yanlış yola sapan birisi, yaptığı hatalarda zevk ve tutkunun kölesi olmuş, daha iradesiz ve daha kadınsı biri gibi görünür.”
Alıntı
Önce tıkınış, sonra Darülaceze'ye bağış
Onun derdi neydi acaba? Muhtemelen kafası azıcık çalışmaya başlayınca rahatı kıçına batan zenginlerden biriydi bu da. Böylelerinden çok vardı. Sürekli bir vicdan muhasebesine giren ve diğer zenginler gibi alçak, kalleş, açgözlü ve şımarık olmadıklarını ispat edebilmek için yanıp tutuşan zavallıcıklar. "Bu onlara has hastalıklarından biri," diye dalga geçerdi Saffet Abi. "Önce tıkınış, sonra Darülaceze'ye bağış ... "
Sayfa 116·Kitabı okuyor
Edebiyat
Kadınını seviyorsan sahipleneceksin, sorumluluk alacaksın. Ahlak, vicdan ve merhamet sahibi olacaksın. İşte adam gibi sevmek budur.
Sayfa 84·Kitabı okudu
Alıntı