• Adım Furkan, şairin yalvarırım beni dünyaya bulaştırma dediği. Nietzsche'nin delirme eşiğine yakın, Virgina Woolf'ün nehire yürüyerek intihar ettiğe bilinçten bir miktar uzak bir yerdeyim. Mayakovski'nin arkadaşı Yesenin gibi bana intihar ederken afili sözler bırakan dostlarım olmadı. Pavese intihar ederken dünyayı ne kadar seviyor idiyse ben de o kadar seviyorum.
    Dostoyevski'nin hayatı kadar huzurlu bir hayatım var, İsmet Özel şiirleri kadar sakinim.
    Ölüm anımı hayal etmek gibi garip ama dokunaklı bir ölüm hayali kurmak kadar narsist hayallerim var.
    Hayattan tek beklentim mezar taşıma birkaç güzel dize ve ruhuma fatiha yazisinin konulması. Hayattan beklentilerim de aslında ölüme dair.
    Durmadan karalanan bir kafaya sahibim, Kafka kadar mutluyum.
    Ben kim miyim ? Cevap ne ? Peki asıl soru ne ?
  • “Kadınlık korunmaya muhtaç bir varoluş olmaktan çıkınca her şey olabilir.”
  • 254 syf.
    ·4 günde·10/10
    Yazarın okuduğum ilk kitabı olan Dalgalar, bilinç akışı tekniği ile ustaca yazılmış. Bilinç akışı tekniğini kısaca açıklamak gerekirse; karakterlerin düşüncelerinin olduğu gibi yazıldığı, olay değil, düşünce ağırlıklı bir yazma tekniğidir. Bu teknikle beraber kitabı okumak ve anlamak zorlaşır. Bitirdiğinizde "Ben ne okudum şimdi," diye sorarken bulabilirsiniz kendinizi. O yüzden bu kitabı okurken etrafınızda dikkatinizi dağıtacak bir şey bulundurmamanızı öneriyorum. Her satırı kafanızı vererek ve irdeleyerek okumalısınız.
    Yazarın kullandığı imgeler kitabın ritmine büyük katkı sağlamış.
    Romanın ritmine katkıda bulunan en önemli ve bir diğer unsur her bölümün başında yer alan italikle yazılmış olan ara kısımlar. Bu kısımlarda güneşin batışı gibi birçok doğa olayını betimelemeyerek bunları karakterlerle bütünleştirmiş yazar. Böylece karakterlerin hayatı bir güne sığdırılmış izlenimi yaratmış.

    Roman gündoğumundan hemen önce şu cümleyle başlıyor: "Güneş daha doğmamıştı." Ardından her bir bölümde güneş giderek yükseliyor ve güneş battığında son bölüme gelmiş oluyoruz. Güneş batmaya yaklaştıkça karakterler de büyüyor ve yaşlanıyor. Böylece güneşin her bir evresinde karakterlerimizin hayatından bir döneme tanıklık ediyoruz.
    Romanda değişen tek şey güneşin konumu da değil. Karakterler yaşlandıkça, mevsimler de yazdan kışa doğru dönüyor.
    Yani karakterlerin iç dünyasını doğayı merkeze alarak anlatıyor yazar.
    Birbirlerine çok zıt olmalarına rağmen, yaşantıları hep bir noktada keşisen altı kişinin hayatına dokunduruyor sizi.
    Kitapta bir de hiç konuşmayan ama daima merkezde olan bir karakter var: Percival. Percival gençliğin, güzelliğin, saflığın sembolüdür. Tanrısal bir figürdür adeta. Altı karakteri ortak paydada buluşturan O'dur. Diğerleri onu örnek alarak kendilerini değerlendirirler.
    Woolf öyle bir şiirsellikle yazmış ki kitabı, karakterler için; sırayla sahneye çıkıp şiirlerini okuyorlar demek yanlış olmaz herhalde. Zaten kitap Virginia Woolf'un da dediği gibi romandan çok, bir "oyun-şiir". Bildiğimiz romanlardan çok farklı. Ama bu, tadına doyum olmayan bir farklılık.
    Eğer, Virgina Woolf'u ile ilk kez okuyacaksanız; bununla başlamamalısınız diye düşünüyorum.
    Yazarın yoğun anlatımı gözünüzü korkutup kendisine karşı bir önyargı oluşturmanıza sebep olabilir.
    Fakat ben kendisinin dünya görüşünü, karakterini, hayatını çoktandır araştırdığım ve kendime yakın gördüğüm için bende böyle bir önyargı oluşmadı. Adeta "O kadar anlatıyorsun, bari bir kitabını da oku," diye kendime sitem ederek başlamış oldum.
    Şunu da eklemeliyim ki Dalgalar'a başlamadan önce okuduğum bazı incelemelerde uzun solukta okunması gereken bir kitap olduğunu yazmışlar. Bence tam tersine, karakterlerin iç dünyasını karıştırmamak için bir solukta okunması gereken bir kitap.
    Gece herkes uyuduktan sonra klasik müziğinizi açıp kendininizi dalgalara bırakmanızı şiddetle öneriyorum.
    Woolf'u okumaya bununla başlamak çok daha harika olur diye düşünüyorum: Kendine Ait Bir Oda