Gülmek yasak, konuşmak yasak, oynamak yasak. Bu nasıl bir evdi yaa? Bu çocuklar ne zaman çocuk olacaktı? Yoksa çocuk olamadan hayatın yükünü sırtlanan yetişkinler mi olacaklardı, tıpkı anne ve babaları gibi. Onlar da anlattıklarına göre çocukluklarını yaşayamamış, birden büyümüş ve hayatın yükünü yüklenmişlerdi. Bu coğrafyada yaşamak bunu gerektiriyordu anlaşılan..
"Zaman diye bi şey yok ki zamanda yolculuk diye bi şey olsun yaa, deli misin yaa!..
...
Zaman, insanların uydurduğu bi şey. Tıpkı ses gibi, söz gibi, konuştuğumuz dil gibi, o da ihtiyaç gidermek için uydurulan bi belirteç, dayanak noktası olarak kullanılan bi işaretleyici, işlemsel bi kural, ama bütün kurallar gibi uydurma bi kural, bi alet, araç gereç, kandırmaca filan, hepsi o, anlıyo musun? Aslında öyle bi şey yok. Dünya dönüp duruyosa geçip giden ne?
— Peki, İvan; ölmezlik, şu tırnağımın ucu kadar ölmezlik var mıdır?
— Ölmezlik de yoktur.
— Hiç mi?
— Hiç.
— Yani tam bir sıfır, ya da hiçlik... Belki de bir şeyler vardır ha? Büsbütün hiçlik olur mu?
— Tamamen sıfır.
— Ölmezlik var mı, Alyoşka?
— Var.
— Yaa, Tanrı da var, ölmezlik de, öyle mi?
"— Evet. Hem Tanrı, hem ölmezlik. Zaten Tanrı ölmezliktir."
"Ama o bunu hak etmiyor."
"Bu dünyada herkes başkasının cezasını çeker."
"O hâlde onun cezasını ben çekeyim."
"O zaten senin cezanı çekiyor. Annen seni bu kadar severken onu ağlattın. Eğer senin yerine beni sevseydi ağlamazdı."