Puan vermedi·687 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
Bu kitap bana bir olay anlatmaktan çok, insanın kendi içinde kurduğu düşünceyle nasıl değişebildiğini hissettirdi. Başta her şey çok mantıklı gibi geliyor ama sonra o mantığın aslında insanı nasıl yavaş yavaş sıkıştırdığını fark ediyorsun. Raskolnikov’un yaşadığı şey sadece yoksulluk değil, aynı zamanda kendi kafasında kurduğu “ben farklıyım” fikri. Bu fikir ilk başta ona güç veriyor gibi duruyor ama zamanla insanı kendinden uzaklaştırıyor. “Ezici bir yoksulluk içindeydi, ama buna bile aldırdığı yoktu.” Aslında her şey küçük bir düşünceyle başlıyor. Sonra o düşünce büyüyor, insanın içinde başka bir ses gibi yaşamaya başlıyor. “Güç gerek bana, güç! Güçsüz hiçbir şey olmaz!” Ama güç isteği arttıkça insan daha çok karışıyor. Ne doğru ne yanlış netleşiyor, her şey iç içe giriyor. Bir noktadan sonra insan kendi kendini ikna etmeye başlıyor. “Bir insanın artık gidebileceği hiçbir yerinin olmaması…” Bu his kitap boyunca sık sık geliyor. Sanki insanın seçenekleri varmış gibi ama aslında yokmuş gibi. Ve bu sıkışmışlık hali, insanı yaptığı şeylere doğru itiyor. “İnsanoğlu denen yaratığın alışamayacağı hiçbir şey yok galiba…” Bazen bir bakış, bazen bir karşılaşma bile insanın içindeki o düzeni bozabiliyor. Planlar çok sağlam gibi dursa da hayatın kendisi onları sürekli değiştiriyor. “Bazen hayatta öyle karşılaşmalar olur ki, hem de hiç tanımadığımız insanlarla, bir tek sözcük bile konuşmadan, birdenbire, tek bir bakışla ilgilenmeye başlayıveririz” Kitabı okurken en çok düşündüğüm şey şu oldu: insan gerçekten neyi seçiyor, neye mecbur kalıyor, bunu ayırmak çok zor. Çünkü insan bazen kendini bile yanlış yönlendirebiliyor. “Kendine ait bir yalan, başkalarının gerçeklerinden daha iyi olabilir.” Sonunda geriye büyük bir
İnceleme
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,3bin okunma
KEŞKE OKUMAK İÇİN BİR YIL BEKLEMEMESEYMİŞİM
Puan vermedi·552 syf.··
2026 44. kitabı
Bu kitabı okuyalı aslında gerçekten bayağı bir zaman oldu. Ama dönüp profilime baktığımda, hayatımda bu kadar özel bir yeri olan, en sevdiğim serinin ikinci kısmının ilk kitabı hakkında hiçbir şey yazmadığımı fark ettim. Burası benim kitap günlüğüm gibiyse, bu başlangıcın incelemesi burada kesinlikle durmalıydı. Yazmasam eksik kalacaktı, o yüzden biraz nostalji yapıp o dönem hissettiklerimi buraya aktarmak istedim.Ben bu kitabı Şimşek Hırsızı serisinden baya bi sonra okudum 1 yıl faln sonra olabilir.NİYE BÖYLE Bİ MALLIK YAPTIM BİLMİYOM keşke okumak için o kadar zaman beklememeseymişiimm☆ Kitabın başında Percy’yi göremeyince, hatta adını bile duyamayınca açıkçası biraz modum düşmüştü. Yalan yok, ilk birkaç bölüm boyunca hep bir önyargı vardı içimdee; Ama Rick Riordan ’ın anlatımı öyle bir şey ki, insanı bir şekilde o hikayenin içine çekmeyi her zaman başarıyor. Hikaye ilerledikçe, karşımıza çıkan o yeni üçlüye (Jason, Piper ve Leo) yavaş yavaş, hiç fark etmeden çok ısındım. Bu kitapta yazar anlatım tarzını da değiştirmişti; tek bir karakterin ağzından okumak yerine, her bölümde farklı bir karakterin kafasının içine giriyorduk. Bu teknik, karakterleri çok daha yakından tanımamı ve onlarla bağ kurmamı inanılmaz kolaylaştırdı. Karakterlerin bendeki yeri hala çok ayrıdır: Jason’ın o hiçbir şey hatırlamadan uyanıp yine de içgüdüsel olarak liderlik yapmaya çalışması, o gizemli ve ne olduğunu çözmeye çalışan halleri çok etkileyiciydi. Piper’ın sadece "güzel ve popüler kız" klişesinden çok uzak, kendi içinde büyük çatışmaları olan ve göründüğünden çok daha güçlü duran yapısını çok sevmiştim. Leo ise bence kitabın (ve hatta tüm serinin) gizli kahramanıydı. Ne zaman ortam çok gerilse ya da karamsar bir hava hakim olsa, o zeki, bazen hüzünlü ama her zaman ortamı yumuşatan
Alıntı
Kayıp KahramanRick Riordan · Doğan Kitap · 20183,193 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·176 syf.··
2026 2. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 04 Mart 2026 05:46
Dil Belası, hacim olarak küçük ama etkisi büyük kitaplardan biri. Kitabı okurken insan sadece dilini değil, hayatının tamamını sorgulamaya başlıyor. Çünkü İmam Gazali, dilin insanın karakterini, ahlakını ve hatta kaderini şekillendiren en önemli unsurlardan biri olduğunu çok güçlü bir şekilde anlatıyor. Günümüzde insanların konuşmayı bilgelik, çok konuşmayı da özgüven sanması düşünüldüğünde, bu eser aslında çağını aşan bir uyarı niteliği taşıyor. Kitabın en dikkat çekici yönü, dilin sebep olduğu hataları yalnızca dinî bir mesele olarak ele almaması. Dedikodu, yalan, iftira, boş söz, insanları kıran ifadeler ve düşünmeden yapılan konuşmaların hem bireye hem de topluma verdiği zararlar oldukça etkileyici örneklerle anlatılıyor. Okurken insan fark ediyor ki çoğu zaman büyük günahlar ya da büyük kırgınlıklar bir hareketten değil, birkaç düşüncesiz cümleden doğuyor. Bu yönüyle kitap, insanın kendi içine dönmesini sağlayan güçlü bir muhasebe fırsatı sunuyor. Eserin en sevdiğim taraflarından biri, okuyucuyu suçlayıcı bir üslupla değil, düşündürücü bir yaklaşımla karşılaması oldu. Kitap boyunca insan kendisini yargılanmış hissetmiyor; aksine kendi eksiklerini fark etmeye başlıyor. Özellikle konuşmanın bir nimet olduğu kadar büyük bir sorumluluk olduğu fikri oldukça etkileyici. Günümüzde sosyal medya sayesinde herkesin sürekli konuştuğu, yorum yaptığı ve fikir beyan ettiği bir dönemde, bu kitabın verdiği mesajların daha da değerli hale geldiğini düşünüyorum. Bununla birlikte kitap bazı okuyucular için ağır veya tekrar eden bir yapıya sahip gelebilir. Özellikle modern kişisel gelişim kitaplarına alışmış olanlar, anlatımın zaman zaman nasihat ağırlıklı olduğunu düşünebilirler. Ancak kitabın amacı zaten hızlı tüketilen bilgiler vermek değil; insanı durdurup düşündürmek. Bu nedenle
Dil Belasıİmam Gazali · Nesil Yayınları · 202417bin okunma
8/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
Okurken ferahlık hissettim. Akıcı ve insanı yormayan bi anlatım tarzına sahipti. Yer yer gözlerim yaşarmadı desem yalan olur. Rahat okunan çerezlik bir kitaptı
Aradığın Şey Kütüphanede SaklıMichiko Aoyama · Domingo Yayınevi · 20244,712 okunma
7/10
·224 syf.··
2026 28. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 18:04
Haluk Bilginer’in Kral Lear’ını sahnede izlemiştim, çok etkilenmiştim. Şimdi de kitabını okuyunca ikisi birleşti. İlk ısırıkla başladı her şey. Kıyım o zaman başladı. Zaman geçti Ve Lear sordu: "En çok hanginiz seviyor bizi?" Ve Lear sordu Ve gök gürledi. "Sen her şeysin dediler bana. Yalan! Her şeysem niye üşüyorum?" Dedi. Ve aklı Kendi lanetiyle zehirlendi. Kral Lear, iktidarın vahşiliğini ve iktidarın kendisiyken mağduruna dönüşen insanı anlatır... Kitapta Shakespeare’in dili çok güçlü; Lear’ın gururu, kızlarının ihanetleri, fırtına sahnesindeki çaresizliği ve “çıplak insan” hâli ağır ağır işleniyor.Bilginer ise bu metni canlı bir acıya dönüştürüyor. Sesi, bakışları, deliliğe geçişi ve yaşlılığın kırılganlığıyla Lear’ı gerçekten hissedebiliyorsunuz. Özellikle fırtına sahnesinde kelimeler adeta içinden dökülüp geliyor.İkisini birleştirince kitap metnin derinliğini, oyun da duygusal şiddeti veriyor.
Edebiyat
Kral LearWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202510,4bin okunma
7/10
·224 syf.··
2026 45. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 17:46
Çocukluk travmalarının yetişkinlikteki psikolojik ve bedensel etkilerine odaklanan psikanalitik bir eserdir. Kitap, bastırılmış çocukluk yaşantılarının yalnızca zihinsel düzeyde değil, bedensel belirtiler üzerinden de kendini ifade ettiğini savunarak “bedenin hafızası” fikrini merkeze alır. Kitabın en güçlü yönü, travmayı sadece psikolojik bir kavram olarak değil, bütüncül bir insan deneyimi olarak ele almasıdır. Miller, özellikle çocuklukta bastırılan duyguların ilerleyen yaşlarda farklı psikolojik sorunlar ve bedensel tepkiler şeklinde ortaya çıkabileceğini vurgular. Bu yaklaşım, ebeveynlik ve erken dönem yaşantıların insan hayatındaki etkisini çarpıcı biçimde görünür kılar. Yazarın psikanalitik yaklaşımı zaman zaman tek yönlü ve kesin ifadeler içerir; modern travma psikolojisinin nörobiyolojik ve çok faktörlü modelleriyle yeterince diyalog kurulmaz. Bu durum, metnin bilimsel çeşitliliğini sınırlayan bir etki yaratır. Kitapta dikkat çeken bir diğer nokta ise dini emirlerin numaralandırılmasındaki farklılıktır. “Ana-babaya hürmet edeceksin” ifadesi bazı bölümlerde 4. emir olarak geçmektedir. Araştırmalarıma göre bu numaralandırma Katolik ve Lutheran geleneklerde kullanılırken Yahudi ve çoğu Protestan (Reform/Anglikan dâhil) geleneğinde aynı emir 5. emir olarak kabul edilir. Kitapta bu farkın açıklanmaması, bazı okurlar için metinde tutarsızlık veya hata hissi oluşturabilir. Genel olarak, travma, çocukluk deneyimleri ve bastırılmış duygular arasındaki ilişkiyi güçlü biçimde tartışan, düşündürücü bir metindir ancak kuramsal tek yönlülüğü ve bazı kavramsal açıklama eksiklikleri nedeniyle daha dengeli bir bilimsel çerçeve sunmakta sınırlı kalır.
Psikoloji
Beden Asla Yalan SöylemezAlice Miller · Okuyan Us Yayınları · 20194,205 okunma