• Ben küçükken gerçi hep küçük kaldım"da 😊
    Okulda sınıfta öğretmen herkesi tahta:ya kaldırıp anlat çocuğum ne olmak istiyorsun büyünce diye sorardı çoğu doktor' mühendis 'pilot "asker " öğretmen " avukat mesleklerini söylerlerdi sıra bana geldiğinde derslerimde iyi değildi çünkü çok yaramaz bi çocuktum sen ne Olcan çocuğum en çok senin hayallerini merak ediyorum ben demişti öğretmenim kalkıp tahtaya ben çocuk olucam öğretmenim hemde hep çocuk olucam herkes alaycı bi şekilde gülmüştü hatta çoğu öğretmenim zaten bu tembel bişey olamaz bizim gibi değil öğretmen onlara kızmıştı teneffüste beni çağırdı önce gözlerimin içine baktı bak çocuğum sen çok özel bi çocuksun bunun farkındayım çokda zekisin biliyorum içinde bitmek bilmeyen bi enerji var kimse seninle ilgilenmediği için hep yaramazlık yapıyorsun bütün okul elinden neler çekiyor ve ben seni çok seviyorum çocuğum
    Lütfen benim için bişey yaparmısın dedi
    Öğretmenim bende seni çok seviyorum diyip ona sarılıp ağladım oda ağladı o günden sonra onu üzmemek için çok çalıştım ve çok kötü derslerimi Bile sayesinde iyileştirdim sonra okul bitti o öğretmenimin tayini çıktı aradan çok uzun yıllar geçti bi haziran ayı Üsküdar Beşiktaş vapurundayım bi ses duydum bi baktım öğretmenim hemen kalkıp yanına gittim selam hocam dedim yüzüme baktı tanıyamadım seni genç adam dedi ben adam değilim hocam :) ben çocuk ismimi okul numaramı söyleyince kalktı bi sarıldı inanın bütün dünyaya değerdi baya öpüp kokladıktan sonra indik vapurdan yanında kızı da vardı ve bir yerde oturduk başladı anlatmaya eşi ile boşanmış tek başına kızını büyütmüş yıllarca ordan oraya sürülmüş çünkü insan ayrımı yapmadım hiç dedi hocam hepsini çok sevdiğim için hep aileler şikayetçi oldu ve biri onu dolandırmıştı sözde ev satıcak diye parasını almıştı izin ver yardımcı olayım hocam sende benim Annem sayılırsın sarılıp öptü hemen beni ee çocuk sen neler yaptın anlat dedi anlattım o ağladı ben ağladım 🤗🤗
    Sonra dediği adamın numarasını adresini verDi yanlız çok dikkatli ol çok tehlikeli dedi merak etme hocam dedim elini öptüm sarılıp öptüm sonra o adamı aradım ben ev almak istiyorum şu kadar param var vs. Hemen nerdeyseniz ben geleyim dedi geldi arabasına bindik koyulduk yola sözde istanbul ataşehir"de bir daire"ye gittik gezdirirken ben yüzüne sert bakınca ne oldu beyefendi dedi ? dedim süpriz seni dövcem 😊😊
    senmi lan seni doğrarım seni gebertirim küfürler tehditler sonra bi iki yumruk yiyince abi demeye başladı 😊😊
    Bi sandalyeye bağladım onu sana bi kaç soru sorucam her yanlış cevabında bi dişini kırıcam haberin olsun lütfen beni yorma anlattım ne olduğunu güzelce bu parayı hemen vericeksin yada ben seni burda tutup ağzında tek diş kalmayanana kadar sevicem seni karar senin ?
    Önce yok çöz beni bilmem ne yok dedim öyle bi dünya yok baktı çok ciddiyim 😊 hemen telefonu çıkardım onun cebinden mobil bankaya girdim şifresini söyledi öğretmenimden aldığı miktarı girdim kendime eft yaptım yarım saat daha bekleyip hesaba para geçince çözdüm tehdit ederek gitti 😊 sonra öğretmeni mi arayıp hocam senin işi hallettim hemen konum attı gittim parasını teslim ettim zaten o günde kızının tayini çıkmıştı kızıda öğretmen Di vedalaştık ve bana sarılıp sen çok özel bi çocuksun sakın bundan kendini terk etme çocuk kal iştah ile nefes al tebessum et ve hakkını helal et dedim hocam estağfurullah ne hakkı asıl sen helal et ben yaptıklarına karşı bi hardal tanesi kadar bişey yaptım dedim ne zaman delirmek istersen ben ve kızım burdayız dedi ve yolcu ettim sonra metroda bi çığlık attım 😊😊 bi mutlu oldum bi mutlu oldum 😊😊😊
  • 95 syf.
    ·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Şu yoksulluk, miskinlik dolu dünyada ilk defa sandım ki hayatımda bir güneş ışığı parladı. Ama heyhat! Güneş ışığı değildi bu; belki sadece gelip geçici bir ışık; kadın ya da melek şeklinde görünüp kayan bir yıldız. O bir anlık aydınlıkta, bir saniye zarfında hayatımın bütün bedbahtlıklarını gördüm; bunların görkemini fark ettim. Sonra bu ışık, kaybolması gereken karanlık girdabında yine kayboldu. Hayır, bu gelip geçici ışığı kendime saklayamadım.

    Zaman ve mekan kavramının olmadığı, zor, bir o kadar derin anlamlar içeren, kısa ama okuması uzun süren bir roman...
    Anlatıcının düşlerinde, hayallerinde, acılarında ,yanlızlığında, ümitsizliklerinde, geçmişinde yolculuk yaparsınız. Olaylar arasında bir bağ yoktur. Düşmü görür, gerçekte mi yaşar ,hangi zamandadır bilemezsiniz. Bilinç ve bilinçsizliklerinde dolanıp durursunuz.
    Olayın merkezinde sevdiği kadın vardır. Sevdiği kadını öldürmesi mecaz anlamdadır, öldürdüğü onu tutsak alan düşünceleri, bilinç altında yer alan duygularıdır. Bu duyguları sevdiği kadın gibidir. Vazgeçmek isteyipte vazgeçemediği duyguları saplantıları,onu var eden halleridir. İhtiyar adam da, bana göre içinde bulunduğu ruh halinin temsilidir. Toprağa gömdüğü de, acıları, eski çökmüş ruh hâli, benliğidir. Toprağa gömerek kendine yeni bir yol çizmek ister. İnsan geçmişinden kolay kolay vazgeçebilirmi ki? Ya geçmiş insanı azat eder mi? Yanlız yaşanan acıların ruhumuzdaki tesiri nedir? Acılar dile gelmeli mi? Yaşam ve ölüm nedir ki? İnsan ruhun derinliklerinde saklı düşüncelerinden kurtulabilir mi?...Okuyunca bunun gibi bir sürü soru kafanıza takılır. Etkileyici bir roman.....
  • Adamın bilinci kitlenmiş ve şeklen göğüs bölgesindeki ezikler ve yaralara dikkatlice bakıldığında ilk göze çarpan kalbinin'de bariz bir şekilde zorlamayla yerinden ameliyatsız çekilip söküldüğüydü..
    Kısık tonlardaki nefes alıp vermesi uzun sürmedi katili hakkında her hangi bir soru sorma şansı bulamadık yanlız yaşıyordu görgü tanığı sadece açık kalan bilgisayarındaki beyazkuğu'nun resmiydi...
    İlginç olan adam katiline nedense hiç direnmemiş genel olarak dolaştığımız evin tüm lila rengi odaları mutfak hariç gayet derli toplu gibiydi sahip olduğu eski model kapalı telefon ilgimi çekti kanepe üzerine gelişi güzel atıl bir halde durmaktaydı içtiği sigaraların izmaritleri kül tablasının boyunu geçmiş kül partükülleri masaya hafifçe dağılmıştı....
    Ütüsüz kıyafetlerindeki ip uçlarından yola çıkarak kesici delici bir alet bulamadık ilginç bir şekilde ortada parmak izi bile bırakılmadan işlenen bu cinayet o günün şartlarında istisnai olarak mesai dışıda yoğun bir çalışma sergileme gereyiğini tüm egellemelere karşı yerine getirmemize rağmen sonuç olarak çözüme mantıksal açıdan'da bakıldığında çok yetersiz kalıyorduk düğümü çözmek bir yana soruşturma bizimle olması gereken seyrinden oldukça uzaklaşmaktaydı Ve bu durum dahilinde yalan ihbarlarla cinayet giderek daha karmaşık bir hal almaktaydı bir öz eleştiri yaparak bakmak gerekirse sıradan polisiye yaklaşımlarla bir çözüm üretmek imkansızdı bunu çıkıp basın yada halk nezdinde paylaşmakta düşünsenize bizi oldukça küçük düşürmez miydi...?Ama şahsım adına tüm mesleki tecrübeme güvenerek şunu belirtmeliyim'ki sonu kötü gibi duran bu cinayetin sınırları 70'lerin romantik siyah beyaz foto romanlarıyla bir aşk romanına konu olmaktan çok uzaktaydı Çünkü Adamın gözleri yalvarmayacak kadar açık haldeydi canını alan katiline hala teşekkür eder gibi bakmaktaydı bana göre bu aynı zamanda kara bir aşk oyununda keyfi olarak kurban edildiğinin açık bir göstergesiydi....
  • "soru: Okul nasıl?"
    "Dışımda verdiğim cevap: iyi."
    " İçimden verdiğim cevap: Valla okul dört katlı, güzel bir bina. Konforlu. İyi döşenmiş. Öğrenci ihtiyaçlarını karşılıyor. Yanlız koridorlar biraz dar bırakılmış...."