Server Tanilli

Server Tanilli

YazarÇevirmen
8.9/10
123 Kişi
·
401
Okunma
·
79
Beğeni
·
3.417
Gösterim
Adı:
Server Tanilli
Unvan:
Türk Yazar, Anayasa Hukuku Profesörü
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1931
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 29 Kasım 2011
Server Tanilli (d. 1931 - ö. 29 Kasım 2011) Türk yazar, anayasa hukuku profesörü.

1980'den önce Türkiye'de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde ve Devlet tatbiki Güzelsanatlar Yüksekokulu'nda "Uygarlık- tarihi" dersi veriyordu. 7 Nisan 1978 günü terör ortamında silahlı saldırıya uğrayıp, belden aşağısı tutmaz oldu. Fransa'ya gidip uzun yıllar Strazburg Üniversitesi'nde çalıştı. 2000 yılında yurda dönüş yaptı ve Cumhuriyet Gazetesi'nde köşe yazıları yayınlandı.

1980 sonrasında düşün ortamını ve özellikle de gençliği etkilemiş olan "Uygarlık Tarihi (1973)", "Devlet ve Demokrasi: Anayasa Hukukuna Giriş" kitaplarını yazdı. "Uygarlık Tarihi" üniversitelerde ders kitabı olarak okutuldu. 2011 yılında Prof. Dr. Server Tanilli evinde yaşamını yitirdi. Karacaahmet Mezarlığı 'na defnedildi.
Bizi tartışmaya, açtıkları sorunlara eğilmeye, onlar üzerinde "bizzat düşünme"ye çağırırlar; bir yerde fikrî tembelliğimizden sıyırırlar bizi.
.
Kant şöyle demişti : "Felsefeden öğrenilebilecek tek bir şey vardır: Felsefe yapmak!
.
.
Felsefe donup kalmayı sevmez. Paul Valéry'nin sözleri anlamlı : "Sadece istiridyelerle ahmaklar yapışıp kalırlar."
.
...her türlü dogmatizme ve bağnazlığa karşı olan felsefenin, dostlarından çok düşmanları olmuştur.
Niçin böyledir?
Çünkü gerçeğin hasbi araştırılmasından, aklın bitmeyen sorgulamasından korkanlar vardır.
.
"Yaşamak kısa ve gelgeç bir süreç.
Geçmişe özlem, kişinin yaşamında zaman geçtikçe damak tadına dönüşüyor.
Ne var ki insan, dün yediği acı biberi bugün anımsadığında ağzı yanmaz...
İyi ki yanmaz!"

(İlhan Selçuk, "Yaşam Tuzağı", Cumhuriyet, 26 Temmuz 1997)
Türkiye’de, tekelci burjuvazi, demokrasiye saldırıp zorbalığını dayatmada, daima iki araç kullanmıştır: “Komünizm düşmanlığı” ile “Kürt düşmanlığı” . İşçi sınıfının iktisadi, siyasal ve sosyal istemleriyle örgütlenme girişimleri, her zaman komünizm suçlamasıyla engellenmiştir. Kürt halkının ulusal demokratik istemleri de bölücülük suçlamasıyla...
Gerici akım, sinemaya sıçramakta gecikmedi. Dinsel filmler, daha doğrusu din duygularını sömüren filmler büyük bir artış gösterdi. Ezan, mevlit okuma sahneleri, dua sahneleri, daha önceki yılların şarkılı, göbekli sahneleri kadar gereksiz, bol bol ve onlarla birlikte yer almaya başladı. Aynı gericilik akımı, 1969'dan sonra, daha azgın ve daha örgütlü olarak yeniden baş gösterecektir. İşte bir avuç yönetmen, Türk sinemasını tiyatronun etkisinden kurtarmak, sinema dilini kurmak görevini böyle bir ortamda gerçekleştirmeye çalıştılar. Gerçekleştirdiler de. Bu yönetmenlerin başında Lütfi Akad gelir. 1949'da Kurtuluş Savaşı'nı konu alan bir romandan Vurun Kahpeye filmini çevirerek işe başladı.
-“Beni mizah yazarlığına iten etken, o günkü ortamın koşullarıydı. Kısaca şunu söyleyeyim; genellikle yoksunluk ve yoksulluk yaşamından gelen kızgınlık, öfke, bir hınç alma biçimidir mizah...”
~~Aziz Nesin~~
Sovyetler Birliği’nde bütün sosyalist ülkelerde olduğu gibi çocuk birinci planda gelir. Ayrıcalıkların kaldırılmış olduğu bir toplumda belki tek ayrıcalıklı kişidir o. Çünkü çocuk ana babanın değil toplumun malıdır daha çok. Bütün bir gelecek yatmaktadır onda. Toplumun üzerine titreyişi bu yüzden
Atatürk, bu topluma bilinci anlatmış, bilinçli olma yolunu göstermiş, bu yolun amaçlarını açıklamıştır ama bu kültür, Atatürk'ü bile "inanç" olarak anlatmış, "inanç" olarak açıklamıştır. "Atatürk'e inanmak" sözü bile bu çelişkiyi anlatmak için yeterlidir. Atatürk inançla değil, bilinçle anlaşılır.
572 syf.
·Beğendi·10/10
1995 ten beri başucu kitabım. Dünyayı analiz edebilmek için dünyayı bilmek gerekir. Bu kitap bize herşeyi öğretiyor.
Hevesle seriye başlamaya niyet etmiştim fakat Server Tanilli'nin sürekli kendini tekrarlayan sıkıcı dili, üstelik tarih gibi çok geniş kapsamlı bir bilime, örneğin bir uygarlığın yaşayışını anlatırken tamamen ''üretici güçler'', ''üretim ilişkileri'' gibi dar ve Marksist bir çerçeveden gitmesi beni rahatsız etti. Marksizme karşı değilim ama bence bir tarih kitabı uygarlığı her yönüyle ele almalı. Sanat yaşamı, sosyal yaşam, dini yaşam vb. Ekonomi de içinde olmalı tabii. Kısacası konusu güzel olsa da anlatımını beğenmediğim bir kitap ve yazar.
227 syf.
·17 günde·6/10
Normalde inceleme yapmayacaktım ama hiç kimsenin bu kitaba inceleme yapmadığını görünce okumayı düşünen insanlar için bir fikir oluşturması adına inceleme yapmaya karar verdim. Tarihe dair anlattıkları kitabı biraz daha çekici kılıyor. Tarih sevmiyorsanız kesinlikle okumanızı tavsiye etmem.

Kitabın adı konusunu zaten belli ediyor. Fransız Devrimi'ne öncü ya da karşı olmuş kişilerin görüşlerini, hayatlarını ve ilişkilerini, Devrim'in hayatlarını ve onların Devrim'i nasıl etkilediklerini anlatıyor bu eser. Fransız tarihiyle alakalı çok fazla bilgi içerdiği için kitaba epeyce Fransız kaldım. Montanyar'lar, Jakoben'ler, Jironden'ler, Sankülot'lar vs. Bu da insanı daha fazla araştırmaya teşvik ediyor. Tarihi kişilikleri ve Fransız İhtilali'nin genel panoramasını çizmesi açısından kıymetli bir eser.

Bu kişilerin sözleriyle ve çoğunun giyotinle son bulan hayatlarını anlatmasıyla biraz da insanlara devrim ruhu vermeye çalışan bir eser olduğunu söyleyebilirim. Kitapta edebi anlatım yok denecek kadar az. Türünü soracak olursanız biyografik bir eser derim. Kitabın genelini beğenmesem de üzerinde epeyce emek verilmiş olduğu için takdire şayan bir çalışma olduğunu söylemek zorundayım.
572 syf.
·Beğendi·10/10
Server Tanilli evrensel bir bakışla, üç ana başlık altında (Batı,Sosyalist ve Üçüncü Dünya) anlatmış uygarlıkların tarihini.Dili de son derece yalın.
Komünizm propagandası suçlamasıyla yargılandığı DGM'deki savunması da aynen kitabı gibi ders niteliğinde:

' Çağına ve topluma karşı görevini yerine getirmiş bir hocanın huzuru içindeyim şu anda. Yazdıklarım yazılması gereken şeylerdi. Bugün yazmaya kalksam, -en azından- gene aynı şeyleri yazardım. Hiçbiri hakkında en ufak bir pişmanlık duymuyorum. Kalemimden çıkmış her cümlenin, -cümle ne demek- her kelimenin ve hecenin altında, entelektüel şeref ve haysiyetim yatmaktadır. İnsanım, hayatta dönebileceğim şeyler olabilir. Ama entelektüel şeref ve haysiyetimden – ölüm pahasına da olsa- dönemem. Attila İlhan'ın o yeni ve unutulmaz şiirlerinden birinin son mısraları geliyor aklıma:

O sözler ki kalbimizin üstünde
Dolu bir tabanca gibi
Ölüp ölesiye taşırız
O sözler ki bir kez çıkmıştır ağzımızdan
Uğrunda asılırız.'
273 syf.
·10 günde·Puan vermedi
Sevdiğim insanın sahafın birini kırmamak için aldığı kitabı bana hediye edip okumamı istedi. Kitaba bilinçli olarak başlamadım ama hediye olduğu için bitirip yorumumu yapmak istedim. Kitabın ilk bölümleri dinin içeriğine yönelik eleştirileri çok sığ ve saçma buldum. İlerleyen kısımlarda dinin sosyolojik kısmı kadın ile ilgili tespitleri güzeldi. İslamın ilerleyişini bugün neden çağdan koptuğunu çok güzel anlatmış ama dediğim gibi başını beğenmedim. Bana bir şeyler öğretti mi, kesinlikle öğretti sıfır beklenti ile okuduğum bir kitap olmasına rağmen.
572 syf.
·2 günde·Puan vermedi
 Kitabın önsözünde yazdığı üzere, Tanilli bu kitabı yazarken amacının; “Liseyi bitirip üniversite ya da yüksekokul okumaya başlamış olan kişilerin uygarlık bağlamında; tarih, sosyoloji, felsefe ve sanat açıklarını kapatmak ve bu konularda asgari bilgi sahibi yapmak”
Bu amaç yazdığını söylüyor haklı ama Fransız Ihtilali'nin getirdiği ansiklopedik bilgi verme anlayışına sahip bir eser bu da ülkemize en çok zarar veren bilgi anlayışı olduğu kanısındayım. Bunun dışında güzel bir uygarlık tarihi kitabı

Uygarlık Tarihi kitabının ilk bölümü olan “Uygarlığın Doğuşu-İlkçağ Uygarlığı”bölümü üzerinde önemli durulması gereken bir bölümdür. Kitabın giriş bölümünde uygarlığın tanımı ve kökeni anlatılmakta ve farklı yorumlar açısından değerlendirilmektedir.

Uygarlığı oluşturan etkenler, şehirleşme-medenileşme kavramları ile uygarlık kavramının doğrudan ilişkisi. Diğer bir yoruma göre uygar olmamanın; ilerinin gerisinde kalan, medeninin uzağında olan gibi kavramlarla nitelendirildiği açıklamaya getirilen yorumlardır. 

Uygarlık tartışmalarında, 18. yüzyılda ortaya çıkan “Civilisation” kavramının medeniyet ve uygarlık kavramlarından farklı olup olmadığı, Rönesans sonrası ortaya çıkan daha doğrusu kullanılmaya başlayan bu kavramın farkının neler olduğu tartışma konularından olmuştur.

Batı Uygarlığı başlığı ile başlayan “İlkçağ Uygarlığı” bölümü, batı uygarlığının ilkçağdaki kökenlerini anlatmaktadır. Antik Yunan medeniyeti ile başlayan, Roma uygarlığı ile devam eden ve Hristiyanlık dininin doğuşu ve medeniyete etkileri ile son bulan İlkçağ Uygarlığı bölümü, Feodalite ve Ortaçağ Uygarlığı bölümüne kadar devam etmektedir.

Antik Yunan medeniyetinin, uygarlık tarihine en önemli etkileri nelerdir?Tartışması ve soruları bu bölümün en önemli tartışma konusudur. Öyle ki; Tanilli, bu soruların cevabını hiç geciktirmeden verir. “Demokrasi, Felsefe, Bilim, Edebiyat ve Sanat alanlarında uygarlığın ve batı uygarlığının kökenleri antik Yunana çok şey borçludur” der.

Atina demokrasisi, “Tales” ile Felsefenin doğuşu, “Sofokles” ve benzeri edebiyat üstatları, “Arşimet” ve akla gelebilecek daha nice bilim üstatları sayesinde antik yunan uygarlık tarihinin başlangıç noktası olan ilkçağ uygarlığına damgasını vurmuştur.

Antik yunan medeniyetinin bir diğer önemli özelliği de Roma medeniyetine etkileri ve Roma medeniyeti sayesinde yunan medeniyetinin o dönem bilinen tüm dünyaya yayılmış olmasıdır.

Tanilli, kitabının bu bölümünde antik yunan uygarlığının önce Roma medeniyeti sonrada Rönesans kanalıyla dünya tarihine yön verdiğinde söz eder.

Roma medeniyet bölümünde ise, bu medeniyetin uygarlık tarihine antik yunan kadar etkisi bulunmadığı özellikle bilim, sanat, demokrasi konularında çok parlak olmadığını ancak başta hukuk (roma hukuku), bürokrasi ve devlet yönetimi konularında çok ciddi etkilerinin olduğundan söz eder.

Öyle ki; büyük imparatorlukların idaresi ve uçsuz bucaksız topraklara sahip bir liderin nasıl her yerde aynı etkiyi gösterebileceğini Roma İmparatorluğu göstermiştir.

Hıristiyanlığın günümüz Avrupasina etkisinede değinen yazar Papalığın nasıl geliştiği, Batı Avrupa üzerinde nasıl etkili olduğu ve bunu kabul etmeyen Doğu Avrupa kilisesini ve ikisi arasındaki olaylari bilim, felsefe, dönemin sanat anlayışına değinerek anlatan yazar Rönesans donemi ve Barok donemi de anlatmış.

Reform hareketleri bu bağlamda doğan mezhepler özellikle Protestanlık ve getirisinin sonraki yillarda yeryüzüne hakim olan kapitalizme yol açması, gibi geniş konulara değinen yazar.

20. Y. Y olayları ve çikan hareketlere geniş bir anlatım yapmıştır. Sosyalizm Faşizm gibi kavramları ansiklopedik bilgi ile anlatan yazar.

Çin, Küba ve Vietnam'i ayrı olarak işlemiş.

Biz ve bizim gibi tüketici ekonomiye sahip 3. dünya ulkeleri hakkında bilgi veren yazar. Bizim geri kalış sebeplerimize değinmeye çalışmış çözüm için yapılan ıslahatların eksikliği ve yanlış yaptığımız ve benimde dediğim batılılaşmanın bize ne kadar uzak olduğu biz biz olarak yükselmemiz gerektiği ve bu yukselmede biz batıdan sadece ilim ve felsefeyi almamız gerçeğini bu benim görüşüm ama yazarda buna yakın görüşe sahiptir.

Okumanızı tavsiye ederim
273 syf.
·Beğendi·1/10
Server Tanilli “İslam Çağımıza Yanıt Verebilir mi?” Adlı kitabında, İslam’ın çağımıza cevap verip veremeyeceğinden ziyade İslam dini ve bu dinin peygamberi ile Kur-an’ın sahteliğini vurgulamayı tercih etmiş.
Bunu yaparken de kaynak olarak kendisi gibi, tepeden inmeci, militarist Kemalistler ve militarist basını kaynak göstermiş.
Oysa kaynak gösterdiği o Cumhuriyet gazetesi de aynı bu günün muktedirlerinin beslediği Akit, Sabah, Türkiye vs gibi, o günün muktediri Atatürk’e kayıtsız şartsız biat etmiş, Atatürk’ün tetikçiliğini yapmak, onun zulmünü, idamlarını alkışlamak üzere bizzat Atatürk tarafından kurdurulmuş bir besleme basındır…
Oysa İslam’ın çağımıza cevap verip veremeyeceğini görmek için, bu kadar derin analizlere gerek te yoktur.
Zira İslam ve bütün dinler kendi çağına bile ışık olamamış, gittiği her yere kan, gözyaşı, cehalet, bağnazlık ve zulümden başka bir şey götürmemiştir.
Zaten İslam ve hiçbir din insanların mutluluk ve huzur içinde yaşadıkları toplumlarda doğmamış. Tam aksine bitmez tükenmez acı, kan, gözyaşı ve zulümlerin olduğu kargaşa ortamlarında ortaya çıkmış dinler fakat hiçbir din de de daha mutlu bir toplumun doğmasına öncülük edememiştir.
Hristiyan şeraitine göre hareket eden Engizisyon Mahkemeleri 1450-1550 yılları arasında sadece Almanya’da, sokaklarda kalan, aç, sefil, hasta yüz bin insanı “cadı” olduğu gerekçesiyle “yakılarak” idama mahkûm etti ve bunları diri diri yaktırdı.
İslam’ın “Asrı Saadet-Saadet Asrı” diye anılan döneminde bile dört halifeden üçü, yöneticisi oldukları Müslümanlar tarafından katledildi. Cemel savaşında 10.000, Sıffin savaşında 70.000 Müslüman yine Müslümanlarca boğazlandı! Peygamberin torununun başı kesildi ve ailesinden 72 kişi Fırat’ın kenarında susuzluktan, açlıktan ölüme sürüklendi.
Tanilli’ye de haksızlık etmeyelim. Zira kitapta doğru tespitleri de az değil doğrusu. Tıpkı İttihatçılar ve Atatürk’ün padişahlıktan bile daha zalim, daha kıyıcı, daha despot bir yönetim kurdukları gibi, Tanilli’nin “Hz. Muhammed Cahiliye Araplarından bile daha kanlı, daha zalim bir yönetim kurmuştur” tespiti kitabın içinde en isabetli teşhisidir herhalde.
Ayrıca Hz. Muhammed’in birlikte olduğu kadınların çokluğundan ve onlara karşı yapılan utanç verici muameleden haklı olarak, çokça bahseden yazar, Atatürk’ün yakın akrabası Fikriye ile olan ilişkileri ve onu infaz ettirmiş olmasa bile en azından intihara sürüklediğinden habersizmiş gibi davranıyor.
Mango “Atatürk” adlı kitabında, “M. Kemal kadınlara çok ileri haklar tanımış olsa da, kendi kadınlarına hep cariye muamelesi yapmıştır” diyor. Galiba Tanilli bunu da duymamış.
Dinler ile o dinlerin peygamber ve tanrılarını sorgulamanın, dinlerde bir mantık aramanın pek de manası olmasa gerek.
Zira insanlar geçmiş dinleri ne kadar saçma sapan, ipe sapa gelmez, gülünç bulsa da dinsiz ve tanrısız da yapamıyorlar. Mutlaka doğaüstü ve onları koruyup kollayan, koruyucu güçlerin varlığına inanmak istiyorlar.
Yoksa insanlar binlerce yıl “her şeye kadir ve nadir” Zeus’un Olympos Dağında onları gözettiğine, iyiliğin ve kötülüğün ondan geldiğine inanırlar mıydı?
M. Kemal “Gökten indiği varsayılan kitaplar” diyerek açıkça dinleri reddederken, halkın açlıktan, yoksulluktan inim inlediği o yokluk yıllarında, yabancı heykeltıraşlara avuç dolusu para vererek tıpkı Roma Tanrıları gibi her meydana bir heykelinin dikilmesine destek vermekle kalmamış, üstelik bu ucube heykellerin açılışlarını da kendisi yapmıştır.
Oysa yazarın hiç beğenmediği ve yerden yere vurduğu peygamberler ve üç kıtaya haki Osmanlı Padişahlarının hiç biri yoksul halkın parasıyla kendi heykelini yaptıracak kadar küçülmediler.
Augustus, Sezar, Lenin, Stalin, Hitler, Mao, Atatürk “bize Allah’tan vahiy geldi” demedikleri gibi çoğu din ve tanrı inancını kökten reddettikleri halde, kendi halkları onları “tanrı” mertebesine yükseltmişlerdi.
Sayın Tanilli Şeriat, Kuran ve Hz. Muhammed'e alternatif olarak Atatürk’ü gösteriyor ama Hz. Muhammed’in hiç olmazsa kendisine biat eden, onun kılını, tüyünü, sidiğini şifa olarak görenlere bari iyi davrandığını ama Atatürk’ün kendini tutuklanmaktan, idamdan kurtaran başta Kazım Karabekir olmak üzere, silah arkadaşlarını idamla yargılattığını, birçoğunu idam ettirdiğini görmezden geliyor.
Daha da beteri bunları olağanmış gibi görüyor.
Oysa bu gün “demokrasi mi, şeriat mı” ayrımına geldiysek, bu halkın demokrasiye karşı şeriatı tercih etmesinden değil, demokrasi denemelerimizin İttihatçılar ve Kemalistler tarafından akamete uğratılmış olmasındandır.
Öyle ki, 33 yıl Abdülhamid’i devirmek için uğraşan ve “Hürriyet Kahramanı” diye bağırlara basılan İttihatçılar ve “Kurtarıcı” olarak görülen M. Kemal, Osmanlı’da yeni yeni yeşermeye başlayan, kuvvetler ayrılığı ilkesi ve demokrasi ağacını kuruttukları için, halk çaresizlikten ve gidecek başka yol bırakılmadığından dini sığınak olarak görmektedir.
Zira yapılan güvenilir anketlerde ülkemizde şeriat isteyenlerin oranı %15’i bile bulmamaktadır.
Yani “din iman” nutukları atan, haramilere oy verilmesi, şeriat isteğinden değil, sele gidenin yılana sarılması gibi bir çaresizliktendir. Fakat demokrasinin alternatifi olarak Kemalizm ve Atatürk’ün baskıcı, yasa, hukuk tanımaz, tek adamlığı gösterilmeye devam edilirse, korkarım şeriat isteyenlerin oranı da artacaktır.
Bu gün ülke BOP’çu, NATO’cu işbirlikçiler ve onların tarikat uzantılarının elinde can çekişiyor, bölünmenin, batmanın eşiğindeyse bunda elbette Nazım Hikmet, Kemal Tahir, Sabahattin Ali gibi, bütün aydın, yazar ve düşünürlerimize Atatürk ve Kemalist zihniyetin uyguladığı kıyımın, zulmün
baskının büyük payı vardır.
İlmi bir değeri olmayan fakat dinler hakkında yaptığı yerinde ve haklı eleştiriler ile Kemalistlerin kendi ayıplarını, çelişkilerini görmekte ne kadar aciz olduklarını anlamak isteyenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap.
Hukukun, adaletin, özgür düşüncenin yok edildiği hiç bir yerde, aklın, bilimin, demokrasinin, mutluluğun da yeşeremediğini artık herkesin görebilmesi dileklerimle, iyi okumalar.
144 syf.
·8/10
140 sayfada bu kadar geniş bir konuyu basit bir şekilde anlatması,gerçekten takdire şayandır. İmparatorluğun son yıllarını merak edenler genel çerçevede belli başlıklar altında yazılmış bu eseri okuyabilir. Yazarın Türk olmayışından dolayı bazı çevirilerde ufak problemler yaşanmış lâkin mühim değil. Tavsiye edilir,iyi okumalar.
Özellikle gençler için yazılmış, ama uygarlıklar tarihini öğrenmek isteyen herkes için dikkatle okunması gereken bir eserdir. Hatta, Server Tanilli'nin dediği gibi liselerin müfredatını "uygarlık tarihi" dersleri konmalı, tabii öncelikle bu dersi layığıyla anlatabilecek nitelikli öğretmenlere ihtiyaç var; Server Tanilli gibi... Kitap, ünlü 141, 142'den yargılanmış... Mutlaka her kitaplıkta, kütüphanede olması gereken ve dikkatle okunması gereken çok çok önemli bir eser...
563 syf.
·Beğendi·9/10
Şans eseri ,bir müşterimin hediye ettiği 4 ciltlik bir eser . Bilindiği üzere bazı kitaplar her zaman kitaplığınız da olmalı ve aklınıza takılan bir konu olduğunda hemen ulaşabilmelisiniz. Bu seri de benim için öyle oldu. Tarih merakı olan arkadaşların genel çerçeve de tüm tarihi süreci ana hatlarıyla öğrenebileceği bir kitap. Medeniyetleri hem kronolojik sırayla hem de sosyal-kültürel, ekonomi , dini inanış bölümleriyle ele alıyor. Kitap sade bir dile sahip diyebilirim.
Bazı bölümlerde yazarın kendi yorumları ağır basıyor , Cicero yu sevmediğini düşünüyorum :)
Yalnız , kitapla ilgili tek bir soru var aklımda , 2 ciltin Hz Muhammed hakkında yorumlarının yazılı olduğu bölümde 6 sayfa eksik. Sayfa var ama basılı değil. 4 cilt içerisinde sadece bu 6 sayfa eksik. Baskıda sansüre uğramış gibi geldi bana. Eğer elinde 2. cilt olan varsa ( benim 94 yılı 4. baskı) sayfa 113-124 arası mevcutsa bana ulaşmasını rica ediyorum .

Yazarın biyografisi

Adı:
Server Tanilli
Unvan:
Türk Yazar, Anayasa Hukuku Profesörü
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1931
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 29 Kasım 2011
Server Tanilli (d. 1931 - ö. 29 Kasım 2011) Türk yazar, anayasa hukuku profesörü.

1980'den önce Türkiye'de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde ve Devlet tatbiki Güzelsanatlar Yüksekokulu'nda "Uygarlık- tarihi" dersi veriyordu. 7 Nisan 1978 günü terör ortamında silahlı saldırıya uğrayıp, belden aşağısı tutmaz oldu. Fransa'ya gidip uzun yıllar Strazburg Üniversitesi'nde çalıştı. 2000 yılında yurda dönüş yaptı ve Cumhuriyet Gazetesi'nde köşe yazıları yayınlandı.

1980 sonrasında düşün ortamını ve özellikle de gençliği etkilemiş olan "Uygarlık Tarihi (1973)", "Devlet ve Demokrasi: Anayasa Hukukuna Giriş" kitaplarını yazdı. "Uygarlık Tarihi" üniversitelerde ders kitabı olarak okutuldu. 2011 yılında Prof. Dr. Server Tanilli evinde yaşamını yitirdi. Karacaahmet Mezarlığı 'na defnedildi.

Yazar istatistikleri

  • 79 okur beğendi.
  • 401 okur okudu.
  • 21 okur okuyor.
  • 491 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları