Server Tanilli

Server Tanilli

YazarÇevirmen
8.7/10
273 Kişi
·
873
Okunma
·
158
Beğeni
·
4841
Gösterim
Adı:
Server Tanilli
Unvan:
Türk Yazar, Anayasa Hukuku Profesörü
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1931
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 29 Kasım 2011
Server Tanilli (d. 1931 - ö. 29 Kasım 2011) Türk yazar, anayasa hukuku profesörü.

1980'den önce Türkiye'de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde ve Devlet tatbiki Güzelsanatlar Yüksekokulu'nda "Uygarlık- tarihi" dersi veriyordu. 7 Nisan 1978 günü terör ortamında silahlı saldırıya uğrayıp, belden aşağısı tutmaz oldu. Fransa'ya gidip uzun yıllar Strazburg Üniversitesi'nde çalıştı. 2000 yılında yurda dönüş yaptı ve Cumhuriyet Gazetesi'nde köşe yazıları yayınlandı.

1980 sonrasında düşün ortamını ve özellikle de gençliği etkilemiş olan "Uygarlık Tarihi (1973)", "Devlet ve Demokrasi: Anayasa Hukukuna Giriş" kitaplarını yazdı. "Uygarlık Tarihi" üniversitelerde ders kitabı olarak okutuldu. 2011 yılında Prof. Dr. Server Tanilli evinde yaşamını yitirdi. Karacaahmet Mezarlığı 'na defnedildi.
Ben isterim ki
Bulutlar ağlasın,
Ama çocuklar ağlamasın;
Hiçbiri öksüzlük, yetimlik nedir duymasın.

Ben isterim ki
Konuşsun her çiçek kendi dilince;
Ama silahların kesilsin sesi.

Ben isterim ki
Kapansın bütün kapılar karanlığa;
Ama gözler kapanmasın
Sözler kapanmasın.

Ben isterim ki
Yangınlar sönsün,
Ama umutlar sönmesin;
Erişsin her meyva kendi dalında,
Yüreklere acı bir söz değmesin.

Ben isterim ki
Eğilsin dallar bereketten;
Ama insanoğlu başını eğmesin
Utançtan ya da güçsüzlükten.

Ben isterim ki
Gözyaşı gibi aksın pınarlar,
Toprağın üzerinde duru berrak;
Ama pınarlar gibi akmasın gözyaşı,
Yeryüzünün hiçbir yerinde.

Ben isterim ki
Bir yıldızlar kalsın uykusuz
Gökyüzünün derinliklerinde;
Ama insanlar yatıp dinlensinler,
Taze bir güçle başlamak için
Güzel sabahlara
Aydınlık sabahlara.

Ben isterim ki
Her şey
Her şey
Her şey eğilsin insanın önünde,
Ama insan, insana tutsak olmasın.
Ben isterim ki
Sevinç bol olsun,
Mutluluk bol olsun
Ülkeden ülkeye giden yol olsun.

Resul Rıza (çev. Ataol Behramoğlu)
Server Tanilli
Sayfa 132 - Alkım Yayınları
Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır; üniversitelerdeki ilahiyat öğrenimi dışında, devlete bağlı bütün okullar da dinsel eğitime son vermeli, bu cümleden olmak üzere de, devletin mali yönden desteklediği tüm İmam-Hatip Okulları, her türlü dinsel okul ve kurslar devletin görev alanından çıkarılıp ilgilenen kimselere bırakılmalıdır; keza imam, vaiz, hoca ve benzeri her türlü din görevlisinin devlet memurluğuna son verilmelidir; ...
Bunun gibi yine böyle laik bir devletin bulunduğu bir toplumda, bugün ceza kanunu ile yasaklanmış olan(m.175), tanrı tanımaz ve din karşıtı her türlü görüş ve propaganda sérbest olmalıdır.
12 Eylül rejiminin ana çerçevesini veri olarak kabul eden bir muhalefet, bu rejimle uzlaşma içine girmiş demektir.
Bu rejimle uzlaşmanın ise adı şudur: Demokrasi düşmanlığı!
- Kültürel planda, Batılılaşmanın yarattığı çoğu edebiyat ve düşünce ürünleri de, topluma yabancı kalmışlığın ve taklitçiliğin belgeleridir.
Server Tanilli
Sayfa 243 - Alkım Yayınları
263 syf.
·2 günde·9/10
Çarpım tablosu ezberlerken hayatının en zorlu imtihanlarından birini verir çocuk. Çabucak ezberleyen zekidir, diğerleri eh işte, hiç ezberleyemeyen aptal!

Okumayı sökemez bir türlü, en arka sıraya atılır. Sınıfın tembelidir o artık. “Parmakla gösterilen!”

Koşuda birinci gelemez, şarkıyı ritmine uygun söyleyemez. Geç tembeller sırasına!
Vazgeçer sonra çocuk. Kayıptır artık. Bulunmamak için iyice gizlenir. Gizlendikçe daha da kaybolur.

Oysa çarpım tablosunu oluşturan rakamlardır onu korkutan. Dokunamadığı, koklayamadığı, küçücük kafasında bir şekle sokamadığı tuhaf şeylerdir.

Öğretmeni o gün rakamları elmaya, taşa, kaleme, ne bileyim renkli renkli bilyelere dönüştürüp çocuğun “rakamlara dokunmasını” sağlasaydı, kaybolmayacaktı çocuk.

Okulun ilk günü “öğretmenim ben zaten okumayı biliyorum” deme cesaretini gösterebilseydi, bu cesareti öğretmeninden alabilseydi, yola mağlubiyet hissiyle başlamayıp, kaybolmayacaktı çocuk.

“Ben bazı harfleri söyleyemiyorum, bana gülüyorlar, çok yazı yazdırıyorsunuz parmaklarım acıyor, o yüzden okumak- yazmak istemiyorum.” diyebileceği bir öğretmene sahip olsaydı çocuk, kaybolmayacaktı.

“Ben hızlı koşamıyorum, zaten neden her şeyde yarışmak zorundayım ki? Şarkı söylemeyi değil, dinlemeyi seviyorum. Siz şarkı söylerken ben resim yapsam olmaz mı?” diyebilseydi öğretmenine, kaybolmayacaktı çocuk.

Ama çocuk kaybolur. Çünkü onu da kayıp bir çocukluktan gelme öğretmeni yetiştirmiştir.

Ne yazık ki eğitim-öğretim acımasız bir yarıştır dünyada. Bu yarışta düşenler diğerleri tarafından üstüne basılıp geçilir, parça parça edilirler.

Şansı varsa tam düşeceği sırada elinden yakalayıverir bir “öğretmen”. Ve bu tüm hayatını kapsayan bir etkileşim başlatır.

Bu yetersiz, ezberci ve gelenekçi eğitim sistemlerinin acımasız çarkında kaybolmayan bireyler yetiştirmek için siyasetçiler, yöneticiler, öğretmenler, anne-babalar, hepimiz elimizi taşın altına koymak zorundayız.

Kitabı okumanızı tavsiye ederim. İşte bize tam olarak bunlardan ve çözüm yollarından bahsediyor.
572 syf.
·2 günde·Puan vermedi
 Kitabın önsözünde yazdığı üzere, Tanilli bu kitabı yazarken amacının; “Liseyi bitirip üniversite ya da yüksekokul okumaya başlamış olan kişilerin uygarlık bağlamında; tarih, sosyoloji, felsefe ve sanat açıklarını kapatmak ve bu konularda asgari bilgi sahibi yapmak”
Bu amaç yazdığını söylüyor haklı ama Fransız Ihtilali'nin getirdiği ansiklopedik bilgi verme anlayışına sahip bir eser bu da ülkemize en çok zarar veren bilgi anlayışı olduğu kanısındayım. Bunun dışında güzel bir uygarlık tarihi kitabı

Uygarlık Tarihi kitabının ilk bölümü olan “Uygarlığın Doğuşu-İlkçağ Uygarlığı”bölümü üzerinde önemli durulması gereken bir bölümdür. Kitabın giriş bölümünde uygarlığın tanımı ve kökeni anlatılmakta ve farklı yorumlar açısından değerlendirilmektedir.

Uygarlığı oluşturan etkenler, şehirleşme-medenileşme kavramları ile uygarlık kavramının doğrudan ilişkisi. Diğer bir yoruma göre uygar olmamanın; ilerinin gerisinde kalan, medeninin uzağında olan gibi kavramlarla nitelendirildiği açıklamaya getirilen yorumlardır. 

Uygarlık tartışmalarında, 18. yüzyılda ortaya çıkan “Civilisation” kavramının medeniyet ve uygarlık kavramlarından farklı olup olmadığı, Rönesans sonrası ortaya çıkan daha doğrusu kullanılmaya başlayan bu kavramın farkının neler olduğu tartışma konularından olmuştur.

Batı Uygarlığı başlığı ile başlayan “İlkçağ Uygarlığı” bölümü, batı uygarlığının ilkçağdaki kökenlerini anlatmaktadır. Antik Yunan medeniyeti ile başlayan, Roma uygarlığı ile devam eden ve Hristiyanlık dininin doğuşu ve medeniyete etkileri ile son bulan İlkçağ Uygarlığı bölümü, Feodalite ve Ortaçağ Uygarlığı bölümüne kadar devam etmektedir.

Antik Yunan medeniyetinin, uygarlık tarihine en önemli etkileri nelerdir?Tartışması ve soruları bu bölümün en önemli tartışma konusudur. Öyle ki; Tanilli, bu soruların cevabını hiç geciktirmeden verir. “Demokrasi, Felsefe, Bilim, Edebiyat ve Sanat alanlarında uygarlığın ve batı uygarlığının kökenleri antik Yunana çok şey borçludur” der.

Atina demokrasisi, “Thales” ile Felsefenin doğuşu, “Sophokles ” ve benzeri edebiyat üstatları, “Arşimet” ve akla gelebilecek daha nice bilim üstatları sayesinde antik yunan uygarlık tarihinin başlangıç noktası olan ilkçağ uygarlığına damgasını vurmuştur.

Antik yunan medeniyetinin bir diğer önemli özelliği de Roma medeniyetine etkileri ve Roma medeniyeti sayesinde yunan medeniyetinin o dönem bilinen tüm dünyaya yayılmış olmasıdır.

Tanilli, kitabının bu bölümünde antik yunan uygarlığının önce Roma medeniyeti sonrada Rönesans kanalıyla dünya tarihine yön verdiğinde söz eder.

Roma medeniyet bölümünde ise, bu medeniyetin uygarlık tarihine antik yunan kadar etkisi bulunmadığı özellikle bilim, sanat, demokrasi konularında çok parlak olmadığını ancak başta hukuk (roma hukuku), bürokrasi ve devlet yönetimi konularında çok ciddi etkilerinin olduğundan söz eder.

Öyle ki; büyük imparatorlukların idaresi ve uçsuz bucaksız topraklara sahip bir liderin nasıl her yerde aynı etkiyi gösterebileceğini Roma İmparatorluğu göstermiştir.

Hıristiyanlığın günümüz Avrupasina etkisinede değinen yazar Papalığın nasıl geliştiği, Batı Avrupa üzerinde nasıl etkili olduğu ve bunu kabul etmeyen Doğu Avrupa kilisesini ve ikisi arasındaki olaylari bilim, felsefe, dönemin sanat anlayışına değinerek anlatan yazar Rönesans donemi ve Barok donemi de anlatmış.

Reform hareketleri bu bağlamda doğan mezhepler özellikle Protestanlık ve getirisinin sonraki yillarda yeryüzüne hakim olan kapitalizme yol açması, gibi geniş konulara değinen yazar.

20. Y. Y olayları ve çikan hareketlere geniş bir anlatım yapmıştır. Sosyalizm Faşizm gibi kavramları ansiklopedik bilgi ile anlatan yazar.

Çin, Küba ve Vietnam'i ayrı olarak işlemiş.

Biz ve bizim gibi tüketici ekonomiye sahip 3. dünya ulkeleri hakkında bilgi veren yazar. Bizim geri kalış sebeplerimize değinmeye çalışmış çözüm için yapılan ıslahatların eksikliği ve yanlış yaptığımız ve benimde dediğim batılılaşmanın bize ne kadar uzak olduğu biz biz olarak yükselmemiz gerektiği ve bu yukselmede biz batıdan sadece ilim ve felsefeyi almamız gerçeğini bu benim görüşüm ama yazarda buna yakın görüşe sahiptir.

Okumanızı tavsiye ederim
563 syf.
·8 günde·Puan vermedi
İnsanlık, doğuşundan bu yana, kesintisiz bir oluşumu yaşamıştır. Kendisini, geçmişte olduğu gibi, her adımda aşarak, sonsuz, ama daha güzel bir geleceğe doğru akıp gidecek olan bir oluşumdur bu.
Tarih, işte bu oluşumun öyküsüdür.
Dünü anlatan, bugünü açıklayan ve yarına ışık tutan bir öykü; ve bir bilimdir tarih.
Server Tanilli

Bu kitap Australopitek'i (1 milyon yıl önce Afrika'da yaşamış ve yok olmuş insana benzer bir yaratık) insanın atası olduğu düşüncesiyle başlıyor. Düşünce olarak yazdım çünkü kanıtlanmış bir şey değil ve reddedilecek bir şey de değil.
Kitap yerlesik hayata geçişin hâlâ tarım olduğu düşüncesinin olduğu dönemde yazılmış olduğu için bu kitapta o düşüncede başlıyor. Günümüzde Göbeklitepe yıkmış olsa da bu görüşü ileride Göbeklitepe'nin getirdiği ibadethaneler ile insanın yerleşik hayata geçtiği bir görüşü yıkacak bir buluntu olup olmayacağını bilemeyiz. Tarih bize bulunan fosillerin arkeologların yorumlaması olarak gelir. Farklı bir yorum değiştirir.

Kitaba dönecek olursak Uygarlık Sumerde başlar(daha eski tablet ve bu tabletlerin aktardığı kültür bulunmadıkça) bu yüzden yazarda Mezopotamya'dan giriyor uygarlık tarihine.
Iki Büyük Destan
Gılgamış ve Enuma Elis
Enuma Elis'in konusu Tanrı Marduk'un iktidara gelişi ve Insan yaratılışı
Gılgamış Destanı: Gılgamış'in ölümsüzlüğü bulmak için yolculugunu anlatıyor.
Sumer ve Akkad ile giriyor.
Başlarda, çok sayıda küçük devletler kuruldu: Erudu, Ur, Şuruppak, Umma, Lagaş, Kiş, Mari, vb. III. bin yıllarında halkı da benzeşmez idi bunların. Sümer’in kuzeyinde, Fırat’ın orta kesimi boyunca yer alan Akkad’a, Sumerlilerden, tip olarak da dil olarak da farklı kabileler yerleştiler. Sami kökenli bir dil (Akkadça) konuşuyorlardı ve Mezopotamya’nın batısındaki ovalarda oturan kabilelerce de hısımlıkları vardı. Akkad’ın Samileri batıdan geldiler kuşkusuz.
Öyle de olsa, IV bin yılın başlarındaki Sumerliler ile Akkadlılar, iktisadî gelişme bakımından birbirlerinden farklı değillerdi; ilk aşamasında bulunan köleci devletlerdi her ikisi de.
Bu şekilde giriş yapıyor yazar.
BABİL İMPARATORLUĞU
III. Ur hanedanının düşüşünden sonra, Amorritler, Aşağı Mezopotamya’ya yerleştiler: Başkentleri İsin ve Larsa olan iki krallık kuruldu orada; biraz daha kuzeyde, Mari ve Asnunnak krallıkları bulunuyordu. Bütün bu devletler, Aşağı ve Orta Mezopotamya’da hegemonya elde etmek için savaşıyorlardı aralarında. Ancak, hiç biri başarıya ulaşamadı bu konuda: Ülkenin büyük bir bölümünü birleştiren, Babil’deki küçük krallığın hükümdarları oldu.
Babil'in iki büyük hediyesi kaldı bu dunyaya
Istar Kapisi, Hamburabi'nin kanunlari, asma bahceleri ve Kuleleri
Kanunlar sonraki hazırlanan bütün kanunları etkilemiştir.
ESKİ MISIR
Afrika, İlk Çağ uygarlıkları içinde özel bir yer tutmadığı halde, kuzeyindeki Mısır, bağlı olduğu kıtadan apayrı bir gelişim göstermiştir. Gerçekten Mısır, eski Doğu toplumlarının yarattığı üç büyük uygarlık alanından biridir; Akdeniz kültür çevresini onsuz anlamak olanaksız; eski Yunan uygarlığının ona çok şey borçlu olduğu ise tartışma dışı.
Not: Mısır Nildir hayat nile bağlı çin sarı nehre bağlı olduğu gibi.
Mısırı dönemleri
1)ESKİ IMPARATORLUK VE ÖNCESI
2)ORTA İMPARATORLUK
(MISIR’IN BİRLEŞTİRİLMESİ)
3)YENİ İMPARATORLUK
(HİKSOSLARIN KOVULMASI VE MISIR’IN BİRLEŞTİRİLMESİ)
ANADOLU
Anadolu, çok eski zamanlardan başlayarak girer tarihe. Başlarda Kanış, Zalpa, Pruşhanda ve Hattuş krallıkları gibi birtakım kent devletlerinden sonra, Hititler, Urartular, Frigler, Lidyalılar, İyonya siteleri, arkadan Helenistik krallıklar ve Roma istilâsı; Orta Çağ’da Bizans, arkadan Selçuklular ve Osmanlılar. Tarihsel serüveni bu denli zengin başka hiçbir coğrafya parçası yoktur. Daha İlk Çağ’dan başlayarak da, Doğu’yla Batı arasında sürgit bir köprü olmuştur Anadolu.
1)HİTİTLER:
Hititlerde kültür büyük bir çeşitlilik gösterdi. İmparatorluğun çeşitli halklarından, o halkların da birbirinden farklı dilleri konuşmasından ileri gelmiştir bu. Bunun gibi, iki yazı sistemi kullandı Hititler:
Samîlerden alınan çivi yazısı ile hiyeroglif.
2) URARTULAR
Urartu kültürü. Asur’a bağımlı bir kültür.
Gerçekten Urartular, çivi yazısını, Asurlulardan aldılar, biraz daha yalınlaştırıp, az buçuk da geliştirerek kullandılar.
Aynı şey, görsel sanatlar içinde de söylenebilir.
3) FRİKYA VE LİDYA
Lidya, Batı Anadolu’da kuzeyde Mysia, güneyde Karya, doğuda Frigya ve batıda İyonya ile sınırlıydı. Adı, Maionia olarak geçer Homeros’ta.

FENİKE VE FİLİSTİN
Fenikeliler denince aklıma bugünkü Isviçre(Kartaca hariç) geliyor.

Suriye’nin Akdeniz’e bakan yüzü ile güneyi, Samî kökenli halkların yarattığı uygarlıklara tanık oldu: Samî kökenli Fenikeliler, İlk Çağ’da denizlerin ilk fatihleridir; İbranîler ise tanrı anlayışında yaptıkları büyük değişiklikle önemli rol oynadılar. İbranilerin rolü, yalnız İlk Çağ’la sınırlı kalmadı, sonraki yüzyılları da etkilediler onlar.
1) FENIKELILER
Ugarit’teki buluntular ve Gebal kazılarının pek güzel gösterdikleri gibi, Fenikeliler, din, yazı, edebiyat, sanat olmak üzere, her alanda özgün bir uygarlık yarattılar.
2) İSRAEL VE JUDA (Yeryüzünde bu uygarlıktan etkilenmeyen çok az millet var)
İsrael halkının yarattığı kültür, daha sonra Avrupa uygarlığı üzerinde büyük etkide bulundu. Avrupa’da en yaygın din olan Hıristiyanlık, Juda dininin etkisi altında doğdu; Kutsal Kitap’taki kişiler ve konular, yığınla şaire, yazara ve sanatçıya esin verdi.
İsrael diniyle Juda dini, Fenike dinlerinin doğduğu aynı sosyal yapının ürünleri oldular; ortak birçok noktaları var ikisinin de.

Tekrar Mezopotamya Uygarlığı
Bu sefer dümende Asurlar var.
Sonra Iran
Iran iki asabiyyenin çatışmasıdır
1) Medler (Mo 9.6 Y.y devletleri)
2) Ahamenisler (Mo 6.3. Y.y dönemi)
Bu iki soy hâlâ devam etmektir. Avrupa'da Capet ve Köre'deki Go hanedanı gibi.
Ahamenisler Pers Uygarlığı
Sonra özgün bir kultur Hint
HİNT
İlk Çağ uygarlığının ve kültürünün en büyük merkezlerinden biri de Hint oldu. Onun özgünlüğü şurada ki, katkısını yaptıktan sonra sönüp gitmedi; aradan yüzlerce yıl geçmiş de olsa, bugün de koruyor özgünlüğünü.
ÇİN
Batı’yla ilişkileri olan Hint’in aksine, «Çin uygarlığı, sırtını Akdeniz dünyasına çevirerek gelişti» (Henri Maspero); Batı’yla ancak İskit-Sibirya halklarının aracılığıyla, böylece dolaylı olarak bağlantısını kurabilen Çin, yüzünü Büyük Okyanus’a, Batı’daki kültür gelişmesini belirleyen dünyadan bütünüyle farklı bir dünyaya çevirdi.
Ve Yunanlilar
Çok sey yazılır Yunanlılar icin bugün bile Avrupa'nin şımarık çocuğudur Yunanlılar
....
Kitap en geniş alani Roma imparatorluğuna verilmiştir.
Roma hukukundan, takvimine yasayan bir uygarlık.
Son bolumde ise Roma'nin içerisinde doğan Hıristiyanlığa yer vermiş.
Elestiri: Yazar kitabı yazarken objektif olamamış. Roma'yi anlatırken gerek diğer uygarlıkları anlatırken subjektif yorumlar yapmıştır. Bu yuzden faydalı bilgi açısından olsa da taraflı olması gölge düşürmüştür kitaba. Hatta bir ifade var: Hristiyanlık zırvaları(Bir şeye inanmaya bilirsin fakat böyle bir ifâde ne kadar doğru)
256 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitap toplam 30 bölümden oluşmakta ve her bir bölümde Candide’nin başına gelen olaylar birbirlerine bağlı bir şekilde anlatılmaktadır. Kitabın ana konusu eski Yunan’da Epikuros ve birçok filozofun önemseyip cevap aradığı kötülük problemidir.

Voltaire, kötülüğü hz. Havva ve hz. Adem’ in yasak elmayı yiyip cennetten kovulmasından başlatır ve onların yaptığı hata yüzünden neden bizimde bu dünyaya gönderilerek cezalandırıldığımızı ve bizden sonra gelecek olanların suçunun ne olduğunu sorar. Suçu olmadığı halde cezalandırılmanın haksızlık olduğunu düşünmektedir. Voltaire için bu dünyada var olan savaş, çeşitli türdeki hastalıklar sadece insanların cezalandırılmasından kaynaklıdır. İnsan, diğer canlılardan farklı olduğu için kötülüğün merkezindedir. Her zaman iyiye ulaşma çabası vardır. Candide adlı eserinde de ispatlamak istediği budur.

Candide ya da iyimserlik, Candide’nin gerçekte var olmayan bir şehirde var olmayan şatodan kovulmasıyla başlar. Candide büyük bir üzüntüyle sevgilisi ve aynı zamanda Baron’un kız kardeşi Cunegonde’yu düşünerek yaşadığı şatodan uzaklaşır. Bu yolculukta yeni dostluklar kurar, yeni yerler görür, birbirinden ilginç hikâyeler dinler. Candide ve arkadaşlarının başına Hume’un tabiriyle hem doğal hem ahlaki olmak üzere çeşitli kötülükler gelir. Voltaire’in kötülükleri yoğun işlemesinin nedeni iyi olanın nasıl kötüye döndüğünü göstermektir.

Mutluluğun birinci aşaması Baron Thunder olarak doğmak, ikincisi Matmazel Cunegonde olmak, üçüncüsü her gün onu görmek, dördüncüsü ülkenin dolayısıyla bütün dünyanın en büyük filozofu olan üstat Pangloss’u dinlemekti. Ama yolculuğu sırasında başına gelen olaylardan ötürü düşüncesi değişecektir.

Candide: Saf, temiz, her şeyden habersiz demektir.
İyimserlik: Bu yapıtında Voltaire, Alman filozofu Leibniz'in felsefesiniçürütmek istiyor. Leibniz 1646'da Leipzig'de doğmuş ve 1716'da ölmüştür. Kendisi "optimisme"in, yani iyimserliğin savunucusudur. Bu filozofa göre, dünyadaki her şey olanaklı olanın en iyisidir. Ancak Voltaire, Leibniz'in felsefesini yıkabilmek için karikatürize ediyor. Hikayenin kahramanı Pangloss, Leibniz'in felsefesini öğretmekte ve yaygınlaştırmaktadır.
572 syf.
·Beğendi·10/10
1995 ten beri başucu kitabım. Dünyayı analiz edebilmek için dünyayı bilmek gerekir. Bu kitap bize herşeyi öğretiyor.
Hevesle seriye başlamaya niyet etmiştim fakat Server Tanilli'nin sürekli kendini tekrarlayan sıkıcı dili, üstelik tarih gibi çok geniş kapsamlı bir bilime, örneğin bir uygarlığın yaşayışını anlatırken tamamen ''üretici güçler'', ''üretim ilişkileri'' gibi dar ve Marksist bir çerçeveden gitmesi beni rahatsız etti. Marksizme karşı değilim ama bence bir tarih kitabı uygarlığı her yönüyle ele almalı. Sanat yaşamı, sosyal yaşam, dini yaşam vb. Ekonomi de içinde olmalı tabii. Kısacası konusu güzel olsa da anlatımını beğenmediğim bir kitap ve yazar.
222 syf.
Server Tanilli: Nasıl bir demokrasi istiyoruz?

"Demokrasi, geri kalmış ülkelerde, halkların kendi çıkarlarının bilincine varmalarını sağlayan en güvenli yoldur."

Dünya üzerinde, pratikte ve teoride iki tip demokrasi vardır: Batılı ve Marksist demokrasiler. Pratikte batılı demokrasi için söylenecek çok şey var, özetle: « Parlemento düzeni, çok partililik ve seçim » olmazsa olmazdır ; değişmez olan, « çoğulculuk » tur elbette. Teoride Marksist demokrasideyse: Tabiatı gereği düşünceler özgürce örgütlenebilmelidirler; geçici nitelikteki « gösteri ve yürüyüşler » den « dernekleşme » ye ve « partileşme » ye hatta « ademi merkeziyetçiliğe (yerel yönetimcilik) » dek uzanır bu yapı.

Tarih boyunca « Burjuvazi », artı-değer yoluyla işçi-emekçi sınıfını sömürmüştür. Bu bağlamda, batı demokrasisi, gerek özgürlük, gerekse siyasal iktidarı örgütlendirme teknikleriyle, aslında kendi çıkarlarını savunma amacını taşımıştır. Bu tip demokrasilerde gerçek özgürlük olmadığı gibi; özgürlük kavramı yalnızca burjuva sınıfındakiler içindir. Aslında bakış açınızı değiştirdiğinizde, bu rejimin diktatörlük-totaliterizm-otokrasi hatta faşizm olduğunu anlarsınız. Şöyle de diyebiliriz: Batılı Demokrasi = Faşizm = Şoven Milliyetçilik! Tüm bu bağlamın altında yatan kötülük; DEMOKRASİ DÜŞMANI EMPERYALİZMDİR.

Ekonomik yönden bağımsızlık, teknoloji üreten-satan, sanayileşmiş bir ülke için « demokrasi » şarttır. Faşizmde öğreti: Eylemin ardından gelir; amacı da, yapılıp biteni açıklamak ve haklı göstermektir. Faşistlerin, sosyalist devrim ve liberal demokrasi korkuları yüzünden, ülkemizde Cumhuriyet kurulduğu günden bu yana « Komünizmle Mücadele ve Kürt Düşmanlığı » her daim ileri demokrasinin yerleşmesinde, engel oluşturmuştur.

Son 200 yıldır; Türkler, Kürtler, Anadolu’da yaşayan herkes, bir aydınlanma hareketinin içindedir. Bu hareket, zaman zaman gerici devrimlerle askıya alınsa da (27 Mayıs 1960 [kısmen], 12 Mart 1971, 24 Ocak 1980, 12 Eylül 1980), hızını kesse de, aydınlanma süreci yoluna devam etmeyi bilmiştir.

SORUN NEDİR?

1960’lardan beri -kapitalizmle de flört eden (OYAK mesela)- « Ordumuz » un, rejim üzerindeki vesayet sorunu, özellikle bugünlerde çok tartışılmaktadır. Süreç içerisinde, doğrusu da budur, askeri otorite siyasi iktidara bağımlı hale getirilmeye çalışılmıştır. Sıkıntıların nedeniyse, askeri eğitimde subaylara her şeyin üstünde oldukları bilincinin aşılanması ve askerin, halka rağmen, kendisini anayasanın bile üzerinde görebilmesidir (bakınız devrim ve ihtilaller). Diğer bir sorun « işçi-emekçi topluluk » tur. 1960’larda güçlenen ve meclise girebilen TİP (Türkiye İşçi Partisi) 5-10 yıllık bir süreçte, işçilerin yönetime hakim olabilecekleri korkusuyla feshedilmiştir (12 Mart 1971 Faşist Devrimi). İşçi kesimi, devletin mütamadiyen baskısı altında kalmış ve asimile edilmeye çalışılmıştır. Diğer çok önemli bir sorun da « Kürt Sorunu » dur. Tek partili (statükocu dikta) CHP dönemleri de dahil olmak üzere; 1923’lü yıllardan günümüze dek iktidara gelen tüm sağ-muhafazakar parti yönetimleri (Ecevit’in CHP ve DSP dönemleri de dahil) kürt meselesinde iki yüzlü davranmışlardır. Bir toplum yok görülmüştür ve devletçe sindirilmişlerdir. Kürtlerin sorunları, hep uygun bir zamana ertelenmiştir, iktidarlarca. Türkler hep bütünleştirici ve birleştirici, aksine Kürtler ise; bir devlet görüşü olarak, hep bölücü addedilmiştir, hükümetlerce. Tüm yukarıdaki sorunlar, aslında, ileri demokrasinin ülkemiz sınırlarında serbestçe dolaşmasını engellemek ve tüm toplumu demir bir yumruk altında tutabilmek üzerine programlanmıştır. Halkı ve işçi sınıfını da epeyce uyutmuştur bu politikalar. Uyutmaya da devam ediyor. « Ülkenin bölünme tehlikesi var! » tiyatrosu oynanmaya devam edilmektedir, iktidar partilerince. Bu şoven milliyetçi söylemler hükümetlere, sadece, iktidarlarını sağlamlaştırma kabiliyeti vermektedir. Ülkenin doğusunda, tamamı Kürt vatandaşı olan KCK (Koma Civakên Kurdistan) üyelerinin, kolluk kuvvetlerince, tutuklanması ve yargı erkimiz tarafından yargılanması, batı illerimizde oy kullanan ulusalcı vatandaşlarımızın gözünü boyarken; ülkenin batısında, Ergenekon olayı yüzünden, hemen hiçbiri Kürt vatandaşı olmayan bilim insanı, akademisyen, gazeteci, yazar ve askerlerin tutuklanması ve yargılanması, doğu illerimizdeki potansiyel Kürt oylarını alabilmek adına yapılan tiyatrolardır.

NASIL BİR DEMOKRASİ?

Bir ülkenin birliği ve bütünlüğü, o ülkeyi oluşturan tüm halk topluluklarının varlık ve kimliklerinin, tüm vatandaşlar tarafından içsel kabulüyle mümkündür. Her iki tarafın mücadelesi de dağda, bayırda, topla ve tüfekle değil; aksine fabrikalarda, tarlalarda, tüm üretim alanlarında katmadeğer yaratarak; elbette ülkenin parlementosunda (TBMM) siyasi olanaklarla yapılmalıdır. Kitlelerin güvenini kazanmak anahtar kelimedir. Ülkemizde, halkımıza umut ve cesaret verecek, dinamizm katacak yeni bir sol siyasi harekete ihtiyaç vardır. Oluşacak bu yeni siyasi oluşum, kuvvetle muhtemel, ülkeyi ileri demokrasiye götürebilecektir. Bu yeni görüş: Irkçı ve Şoven milliyetçi görüşlerden uzak olmalıdır. Ayrıca, emperyalist ülkelerin ekonomik, siyasi, askeri baskılarına dirençli olmak durumundadır. Dış politikada ilkesi barışçıl ve kararlı olmalıdır. Elbette, ülkede yaşayan tüm halklara eşit mesafede durabilen ve empati kabiliyeti olan bir yapıda olması da elzemdir. Bu yeni oluşumu işçi sınıfı dahil herkes desteklerse; 500 yıllık demokrasi, 200 yıllık da aydınlanma serüvenimizde bizler kârlı çıkacağız. Bu süreç çok zordur ve yollar barikatlarla çevrilidir. Ama her kim diğeri için empati kurup, herkesle kendi eşdeğeri gibi iletişim kurarsa, bizler için aşılamayacak engel de yoktur.

Süha DEMİREL, İstanbul, 17 Nisan 2011 (Düzeltmeler 24 Mart 2013)

***

Kitap Künyesi:

Server Tanilli
Nasıl Bir Demokrasi İstiyoruz?
Cem Yayınevi
7.Baskı, Kasım 1995
572 syf.
·Beğendi·10/10
Server Tanilli evrensel bir bakışla, üç ana başlık altında (Batı,Sosyalist ve Üçüncü Dünya) anlatmış uygarlıkların tarihini.Dili de son derece yalın.
Komünizm propagandası suçlamasıyla yargılandığı DGM'deki savunması da aynen kitabı gibi ders niteliğinde:

' Çağına ve topluma karşı görevini yerine getirmiş bir hocanın huzuru içindeyim şu anda. Yazdıklarım yazılması gereken şeylerdi. Bugün yazmaya kalksam, -en azından- gene aynı şeyleri yazardım. Hiçbiri hakkında en ufak bir pişmanlık duymuyorum. Kalemimden çıkmış her cümlenin, -cümle ne demek- her kelimenin ve hecenin altında, entelektüel şeref ve haysiyetim yatmaktadır. İnsanım, hayatta dönebileceğim şeyler olabilir. Ama entelektüel şeref ve haysiyetimden – ölüm pahasına da olsa- dönemem. Attila İlhan'ın o yeni ve unutulmaz şiirlerinden birinin son mısraları geliyor aklıma:

O sözler ki kalbimizin üstünde
Dolu bir tabanca gibi
Ölüp ölesiye taşırız
O sözler ki bir kez çıkmıştır ağzımızdan
Uğrunda asılırız.'
227 syf.
·17 günde·6/10
Normalde inceleme yapmayacaktım ama hiç kimsenin bu kitaba inceleme yapmadığını görünce okumayı düşünen insanlar için bir fikir oluşturması adına inceleme yapmaya karar verdim. Tarihe dair anlattıkları kitabı biraz daha çekici kılıyor. Tarih sevmiyorsanız kesinlikle okumanızı tavsiye etmem.

Kitabın adı konusunu zaten belli ediyor. Fransız Devrimi'ne öncü ya da karşı olmuş kişilerin görüşlerini, hayatlarını ve ilişkilerini, Devrim'in hayatlarını ve onların Devrim'i nasıl etkilediklerini anlatıyor bu eser. Fransız tarihiyle alakalı çok fazla bilgi içerdiği için kitaba epeyce Fransız kaldım. Montanyar'lar, Jakoben'ler, Jironden'ler, Sankülot'lar vs. Bu da insanı daha fazla araştırmaya teşvik ediyor. Tarihi kişilikleri ve Fransız İhtilali'nin genel panoramasını çizmesi açısından kıymetli bir eser.

Bu kişilerin sözleriyle ve çoğunun giyotinle son bulan hayatlarını anlatmasıyla biraz da insanlara devrim ruhu vermeye çalışan bir eser olduğunu söyleyebilirim. Kitapta edebi anlatım yok denecek kadar az. Türünü soracak olursanız biyografik bir eser derim. Kitabın genelini beğenmesem de üzerinde epeyce emek verilmiş olduğu için takdire şayan bir çalışma olduğunu söylemek zorundayım.

Yazarın biyografisi

Adı:
Server Tanilli
Unvan:
Türk Yazar, Anayasa Hukuku Profesörü
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1931
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 29 Kasım 2011
Server Tanilli (d. 1931 - ö. 29 Kasım 2011) Türk yazar, anayasa hukuku profesörü.

1980'den önce Türkiye'de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde ve Devlet tatbiki Güzelsanatlar Yüksekokulu'nda "Uygarlık- tarihi" dersi veriyordu. 7 Nisan 1978 günü terör ortamında silahlı saldırıya uğrayıp, belden aşağısı tutmaz oldu. Fransa'ya gidip uzun yıllar Strazburg Üniversitesi'nde çalıştı. 2000 yılında yurda dönüş yaptı ve Cumhuriyet Gazetesi'nde köşe yazıları yayınlandı.

1980 sonrasında düşün ortamını ve özellikle de gençliği etkilemiş olan "Uygarlık Tarihi (1973)", "Devlet ve Demokrasi: Anayasa Hukukuna Giriş" kitaplarını yazdı. "Uygarlık Tarihi" üniversitelerde ders kitabı olarak okutuldu. 2011 yılında Prof. Dr. Server Tanilli evinde yaşamını yitirdi. Karacaahmet Mezarlığı 'na defnedildi.

Yazar istatistikleri

  • 158 okur beğendi.
  • 873 okur okudu.
  • 46 okur okuyor.
  • 910 okur okuyacak.
  • 25 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları