“Elli yıl öncesinin dünyası tahmin edebileceğimden çok daha berbat kokuyordu ama tadı bizimkinden çok daha güzeldi.”
Sayfa 45·Kitabı okuyor
“Siz, cezası, büyük bir ruh terbiyesi, büyük bir pişmanlık ve bedenle ödenmiş bir suçun, üstelik kırk yıl önce işlenmiş bir suçun bir insana hala itham etmesi, yükü altında ezmesi gerektiğine mi inanıyorsunuz? Basit ve sosyal bir suç bu. Şu anlattığım durumda da önemli değildir.”
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dürüstçe söylemem gerekirse, bir insanın mizacını öğrendiğimde, onun varoluşunu iyiye ya da kötüye doğru değiştirmek için herhangi bir umut beslemiyorum. Şarkıların dediği gibi: "Bir sokak köpeğinin kuyruğunu dağlayabilir, sıkıştırabilir, iplerle bağlayabilirsiniz, ancak oniki yıl bununla uğraşsanız bile, o yine kendi doğal haline dönecektir."
Rus yazar Tolstoy kısaca kendi hayatını anlattığı "İtiraflarım" adlı kitapta, küçükken dini bir eğitim aldığını fakat koleje gittiğinde öğretmenlerin ve eğitimin tesiriyle ateist olduğunu, sonra da her türlü günahı işlediğini anlatır. Tolstoy, "İki olay benim gözümü açmama vesile oldu." diyor. Birinci olay, Paris'e yaptığı bir yolculukta bir mahkûmun giyotinle idam edilmesini görmesi, ikinci olay da genç yaştaki kardeşinin bir hastalıktan dolayı acı çeke çeke ölmesidir. Tolstoy kendi kendine, "Ölüm diye bir şey var. Fakat ölüm niçin var?" sorusunu sorar. Tabi bu sorular, "Hayat niçin var? Hayatın amacı nedir? Niçin yaşıyorum?" sorularını da beraberinde getirir. Allah'a inanan bir kişi için bu soruların cevabı kolay ve basittir. Fakat Allah'a inanmayan biri için bu sorulara cevap bulmak zordur. Tolstoy, "Başlangıçta bu sorular bana çocukça geldi fakat daha sonraları dünyanın en önemli sorularının bunlar olduğunu gördüm." diyor. Ve şöyle devam ediyor: "Bu soruların cevabını bulmak için felsefeye ve bilime müracaat ettim. Onlar bana dediler ki: Bize istediğini sor. Yıldızları, hayvanları, bitkileri her şeyi sor. Fakat bunları sorma. Çünkü bu soruların cevabı yok, dediler." Tolstoy, bu soruların cevabını bulamadığından depresyona girdiğini, hatta kaç defa intiharı düşündüğünü fakat "İleride bunlardan kurtulurum." düşüncesiyle kendini tuttuğunu söylüyor. Nihayet üç yıl süren bu depresyonlu dönemin ardından güçlükle Allah'a inanır ve o hallerden kurtulur.
Sayfa 14 - Süeda Yayınları·Kitabı okuyor
1000Kitap
Sicilya Kralı Leontes, karısı Hermione'nin, Leontes'in çocukluk arkadaşı ve canciğer dostu. Bohemia kralı Polixenes ile ilişki kurduğunu aklına koyar durup dururken. Leontes kıskançlıktan ansızın delirmiştir sanki. Kıskançlık deyince, Othello aklımıza gelir. Ne var ki, gerçekten kıs kanç olan, daha doğrusu doğuştan kıskanç olan Othello değil, Leontes'tir. Othello'nun kıskançlığı için nedenler vardır; çünkü hem bir zenci olarak aşağılık duygusu içindedir, hem de lago gibi bir canavarın eline düşmüştür. Othello'nun kıskançlığına inanılır. Oysa, Leontes'inki için hiçbir neden görülmediğinden bu kıskançlık inanıtamayacak kadar yapay bir duygu izlenimini verir. Bu yüzden de, Othello'ya acıdığımız gibi ona acıyamayız; bir deliden korkar gibi ondan korkarız sadece. Leontes sadık adamlarından birine , Polixenes'i hemen zehiriernesini emreder. Polixenes ancak kaçarak canını kurtarır. Bunun üzerine Leontes, Hermione'nin doğurduğu kız çocuğunun Polixenes'den olduğunu uydurarak, bebeğin ateşe atılıp yakılmasını emreder. Ama tüm saray halkının diz çöküp yalvarıp yakarması üzerine, bebeğin ıssız bir yerde ölüme bırakılınasına razı olur. Bu arada aklı başında bir kadın olan Pauline, bayılan Hermione'nin öldüğünü haber verir. Aradan on altı yıl geçer. Bu süre içinde, yaptıklarına köpekler gibi pişman olan Leontes ile birlikte , biz de kraliçenin öldüğünü sanırız. Ne var ki, oyunun sonunda gene her şey tatlıya bağlanır. Bebekken dağ başında bıraktidıktan sonra bir çoban tarafından büyütüten Leontes'in kızı Perdita ile Polixenes'in oğlu Florizel, birbirlerinin kimliğini bilmeden sevişirler. Bu gençlerin sevdası sayesinde babalan barışır. Herkesin mutluluğunun tam olması için, Hermione'nin "dirilmesi" gerekmektedir. Son sahnede o da olur; Leontes ile kızına, kraliçeye tıpkı benzeyen bir
Süskind, "edebi unutkanlıktan" söz eder. Otuz yıl boyunca sayısız kitap okuduğu halde aklında tek bir kitap bile kalmadığını söyler
Sayfa 32·Kitabı okuyor