Kırca ve Demirel (2)
Kumkapı'da çadır kurmuşum "Gereği Düşünüldü" müziklini oynuyorum. Çadır aşırı kar yüküne dayanamayıp kısmen çöktü. Kısa bir süre içinde onarmam gerekiyordu. Yeterli ekono­mik güce sahip değildim. Aklıma Başbakan'dan yardım istemek geldi. Başbakan, Süleyman Demirel'di. Randevu aldım, gittim yanına. Sıcak karşıladı beni. Durumu anlatım kendisine, "böy­leyken böyle," dedim. "Onarımı gerçekleştirip tekrar perdemi açabilmem için paraya ihtiyacım var. Bunu bir bankadan kredi olarak almak istiyorum, bana yardımcı olabilir misiniz?.. " Biraz düşündü. Sağa sola gerdan kırdı. Alt dudağını düşürdü ve başla­dı yayık yayık konuşmaya. "Bu kredi sana çok pahalıya mal olur. Ödeyemezsin, belin bükülür. Gel şöyle yapalım; parayı sana ben vereyim. Geri ödemen de gerekmez. (Bundan 20 yıl önceki bir paradan söz ediyoruz. Miktar 200 milyar TL) Sevdiğim bir sa­natçısın. Sana katkıda bulunmak beni de mutlu eder." Daha ben cevabımı vermeden yanı başındaki telefonu kaldırdı ve özel ka­lem müdürüne "Bana çek defterimi getir," dedi. Odada sessiz bir beklemedeyiz ikimiz. Gözlerini devire devire beni izliyor, ben de henüz soğumamış çayımı haşlana haşlana yudumlamaya çalışıyorum. Teklif ettiği parayı ondan kabul edip almam mümkün değil. Ne var ki, bu "nazik" teklifi onu kırmadan nasıl geri çevi­receğim?.. Az sonra çek defteri ulaştı kendisine. Tam çeki yaza­cak, "Efendim," dedim. "Eğer yanlış anlayıp darılmazsanız, ben teklif ettiğiniz ve geri almayacağınızı söylediğiniz bu parayı siz­den alamam. Özür diliyorum ama bunu yapamam." Alt dudağı daha da düştü çenesine, gözleri büyüdü. Başı geri gitti. Gerdanı bir iken iki oldu. Şu soruyu sordu: "Niye almıyormuşsun, sebep ne?.. " Cevabım hazırdı, "Ben sizin partiliniz değilim. Görüşleri­miz farklı. Hem bu parayı alacak olursam, sizi özgürce eleştire­mem."
Milletlerüstü güzel, bu şekilde zaman ve mekan ölçülerinin de dışına çıkabilecek ve sonsuzluğa kadar bütün insanlığın dilinde kendi milletinin adı ile birlikte yaşayabilecektir. Bugün bir Mona Lisa, yaratıcısı öleli 500 küsur yıl olduğu halde, bir Türk ailesinin evindeki duvarı süsleyebiliyor. 'Taksim'e gelince, bu da başı sonu belli olmayan bir gevezelik de­ ğildir. Asıl ustalık, tek bir makamda söylenecek mümkün olduğu kadar fazla söz bulabilmektir. Tanburi Cemil Bey bunu en iyi şekil­ de yapan sanatkardır. Bize ilk defa geldiği zaman ben çok küçük­ tüm. 'Pianissimo' ile başlayan uzun ve pek güzel bir taksim yapmış, sonra da Gazi Giray Han'ın Peşrevi'ni -Hüzzam- çalmıştı. Bizde saz musikisinin gelişmemiş olmasının sebebi, okumuşla­rın azlığıdır. Çünki sözlü müzikle ilgilenmek için fazladan hiçbirşey lazım değildir. Sokaktaki çöpçüden cumhurbaşkanına kadar herkes sözlü müziğe kulak kabartabilir. 'Anlar' demiyorum, kulak kabarta­ bilir. Ama sözsüz müzikten zevk alabilmek için ruhi bakımdan belli bir seviyenin üstünde olmak lazımdır. Ben kendi hesabıma ud sazında neler yapılabileceğini etüd et­ tim ve etüdümü yazdığım örneklerle tesbit ettim. Benim gibi çaldığı sazı zevk için çalan her icrakar da kendi sazını zorlasa, bu sazda en fazla nelerin yapılabileceğini, ifade imkanlarının teknik sınırlan nedir araştırsa ve ortaya benimkiler gibi güç örnekler koysa o za­man saz müziğimiz de söz müziğimiz kadar ilerlemiş olur. Böylece günün birinde, bizim sazlanmızdan kurulu bir orkestraya da belki varılmış olur ... "
Sayfa 410 - Turkuaz kıtap 2026
Araştırma-İnceleme Tarih
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Baba hangi kafayla yazdın bunu sen bizim boktan dizilerin atası
ltalya'ya giden Posthumus, yabancı erkekler arasında karısının erdemini överken, ahlaksız Oachimo onu kolayca baştan çıkarabileceğim iddia eder. Posthumus da akılsızca davranarak, karısının namusu üzerine bahse girer. Britanya'ya gelen lachimo , lmogen'i görür görmez ona hayran olur. Bu genç kadının ahlakı bedeni kadar güzelse, bahsi kaybedeceğini düşünür. Ama pes etmez gene de. Geceleyin Imogen derin uyurken, onun yatak odasına gırmenin ve genç kadının sol göğsünde bir ben olduğunu görmenin çaresini bulur. Ayrıldıkları sırada Posthumus'un kansına bir "a manade of love" (aşk kelepçesi) olarak verdiği bileziği de , lınogen'in bileğinden usulcacık çekip alır. Sonra hemen ltalya'ya geri döner; karısıyla ilişki kurduğuna, bahsi kazandığına inandırır Posthumus'u. Şimdi lmogen, Desdemona'nın durumuna düşmüştür; ama ondan farklı olarak, kendini koruyacak, bunun bir karaçalma olduğunu kanıtiayacak kadar güçlüdür. Shakespeare'in oyunlarında başı derde giren birçok genç kadın gibi erkek kılığı giyen lmogen, aniatılmayacak kadar karışık birçok serüven geçirdikten sonra, aklanmanın yolunu bulur. Oyun her şeyin tatlıya bağlanmasıyla, hatta pişman olan lachimo'nun bile bağışlanmasıyla, Romalıları yenen Cymbeline'nın, hem yirmi yıl önce yitirdiği oğullarına kavuşması, hem de kızıyla damadını bağrına basmasıyla, mutluluk içinde biter.
Küskün Kahvenin Türküsü
Her şeyden önce, sevgi iki kişi arasında ortak bir yaşantıdır. Ama ortak bir yaşantı olması, ikisi için de benzer bir yaşantı olduğu anlamına gelmez. Bir seven vardır, bir de sevilen. Ama bunlar başka başka diyarların insanlarıdır. Sevilen çoğu zaman sevenin içinde uzun zamandır saklı duran sevgi için yalnızca bir uyarıcıdır. Her nasılsa, seven de bilir bunu. Ruhunda sevgisini eşsiz bir duygu olarak algılar. Tuhaf, yeni bir yalnızlık duymaya başlar. Ona acı veren de bu duygudur işte. Bu yüzden, sevgisini elinden geldiğince içinde barındırmalı, kendisine yepyeni bir iç dünya yaratmalıdır. Kendisiyle bütünleşen, yoğun, tuhaf bir dünya... Şunu da ekleyelim: Söz ettiğimiz bu seven kişinin nişan yüzüğü almak için para biriktiren bir delikanlı olması gerekmez. Seven kişi erkek, kadın, çocuk ya da yeryüzünde yaşayan herhangi birisi olabilir. Sevilen de her türlü tanımlanabilir. En olağandışı kişiler bile sevgi için bir uyarıcı olabilir. Eli ayağı tutmayan bir büyük-büyükbaba yirmi yıl önce bir gün öğleden sonra Cheehaw sokaklarında gördüğü tuhaf bir kızı hâlâ seviyor olabilir. Bir rahip, kötü yola düşmüş bir kadını sevebilir. Sevilen, düzenbaz, saçı başı pislik içinde, hatta kötü alışkanlıklar edinmiş birisi olabilir. Evet, seven de herkes kadar görebilir bunu; ama sevgisinin gelişimini zerre kadar etkilemez böyle olması. En sıradan birisi coşkun, ateşli ve bataklıktaki zehirli zambaklar kadar güzel bir sevginin nesnesi olabilir. İyi yürekli birisi gerek amansız gerek rezilce bir sevgiyi uyarabilir. Abuk sabuk konuşan bir deli, başkasının yüreğinde yalın, duygulu bir şiir yaratabilir. Demek ki, sevginin değerini, özgünlüğünü yalnızca seven belirler. İşte bunun içindir ki çoğumuz sevilmektense sevmeyi yeğleriz. Hemen herkes seven durumunda olmayı ister. Derin bir gizeme
Sayfa 27 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 9.Basım, Ağustos 2024·Kitabı okudu
Şimdi, kadınlara sorarsan, derim ki: Onlar söz konusu olunca nadir bir hekim kadar bilgeyim! Erkeğin başı dertteyken ve parası bitmişken, Onların sevecenliklerinde pay aramasın. Ve bir başkası şöyle demiş: Kadınlardan yüz çevir böylece Allah'a daha çok hizmet edersin; Dizgini kadınlara bırakan genç, bütün umutlarını bir kenara bıraksın. Onlar ona engel olur ve o tuhaf aletini kurcalayıp, Efendim, Bilim ve bilgelik uğrunda binlerce yıl çalışmış olsa bile.
Sayfa 67·Kitabı okuyor
Alıntı
acı hatıralar yağar göklerden zehirle yoğrulur gül geceleri. zamanın düğümü kopar bir yerden nereye koydunsa bul geceleri. yıldızlar kalp elmas, ay sahte gümüş çürümüş çürümüş, hepsi çürümüş… bir hayal, bir kabul, bir uyku, bir düş sev sevebilirsen gel geceleri başı karlı yaylalara çıkarım ardıç dallardan ateş yakarım otuz yıl geriye döner bakarım kuşatır çevremi çöl geceleri toprak döşeğimdir, gökyüzü yorgan yanar ta içimde dağ, bayır, orman yeter! tahammülüm kalmadı ey can al götür üstümden, al geceleri bulut ol, engine ağ ikram eyle yağmur ol, bağrıma yağ ikram eyle gel bir gün güneş ol, doğ ikram eyle sil gitsin ufkumdan, sil geceleri.