Gah uykuya çekersin, gah sebeplere sürersin; gah varlık şehrine doğru atar, yuvarlarsın, gah yokluk çölüne. O da sahibine gah şükreder, gah feıyatlara koyulur, eyvahlar olsun der. Gah Leyla'nın hizmetine bakar, gah Tanrı sarhoşu, Tanrı delisi olur, Cana cefalar etmişsin, onu deliye divaneye döndürmüşsün; gah yalnızlık bucağına aşık etmişsin, gah gösterişe, riyaya düşürmüşsün. Gah altın ister o, gah tutar da başına topraklar serper, gah kendisini kayser sanır, gah yoksullar gıbi yamalı hırkalara bürünür. Ne acayib ağaçtır ki bazı kere elma verir, bahzı kere kabak; gah zehir verir, gah şeker gah derd verir, gah derman. Ne acayip ırmaktır ki gah su olur, gah kan, gah Ia'l renkli şarap kesilir, gah süt, gah da şifaIar veren bal Gah gönüIde bilgi dokur, gah gönülden bilgiyi söker, atar. Gah üstünlükler elde eder, gah hepsini de bela görür.
Mevlana Celaleddin-i Rumi
Mevlana Celaleddin-i Rumi
Mevlana Celaleddin Rımi, Diavn-ı Kebir, c.1, çev. Abdulbaki Gölpınarlı (Ankara: Kültür Bakanlığ Yay., 1992), Y, s. 15.
İZ YAYINCILIKKitabı okuyacak
Bayram Ali Çetinkaya Yazdı.
Fuat Sezgin ve Oryantalistler – 2 Fuat Sezgin, oryantalistlerin bilime Müslüman katkısını araştırırken, büyük heyecan yaşadıklarından bahsetmektedir. O, bir Müslüman olarak kendi tarihini, oryantalistlerden öğrenmekten dolayı büyük bir üzüntü içerisindedir. Ancak, bilginin evrenselliğinden hareketle, müracaat ettiği oryantalist kaynakların
Reklam
EVET SAYIN OKURLAR, ATTAR DA #LOVEWINS DIYOR
Bütün âleme hükmeden bir padişah vardı. Buyruğu yedi iklimde de yürürdü. Buyruk yürütmede adeta bir İskender’di. Kaf’tan Kaf’a bütün âlem onun askeriydi. Şanı, şerefi ayı gölgede bırakmıştı. Ay, o yüceliği görüp yüzünü o tapının toprağına vurmuştu. Bu padişahın bir de yüce, akıllı, en ince işleri bilir veziri vardı. O itibarlı vezirin bir oğlu
Hizmet Burada, Ücret Orada!
Suffa Mektebi’nin gözde muallimlerinden olan Ubâde b. Sâmit anlatıyor, diyor ki: “Ben Ashâb-ı Suffa’da olan bazı kardeşlerime Kur’ân okumasını ve yazı yazmasını öğretirken, bu talebelerimden biri bir gün bana bir yay hediye etmişti. Çok güzel bir yaydı. Hediyesini kabul ettim. Kendi kendime dedim ki: ‘Öyle çok kıymetli bir mal değildir bu… Hem ben onunla cihada katılır, Allah yolunda ok atarım.’ Bunu dedim ama yine de içime bir sıkıntı düştü. Acaba bu hediyeyi almakla iyi mi yaptım, kötü mü yaptım diye… Dayanamadım birkaç gün sonra Efendimiz’in (sas) huzuruna gittim ve O’na başımdan geçeni anlattım. Bir anda Efendimiz’in (sas) yüzünün rengi değişti, ben kızdığını anladım, o anda dedi ki: ‘Eğer boynuna ateşten bir halka takmayı arzu edersen, onu kabul et.’ Bu sert uyarıyı duyar duymaz koştum eve, yayı aldım ve sahibine iade ettim. Bir daha da ilim tedrisatında bana verilen hediyeleri asla kabul etmedim.” [Ebû Dâvûd, İcare, 37]
Sayfa 106Kitabı okudu
Günümüz Türkçesiyle.
Bir eşer var idi zâif ü nizâr Yük elinde katı şikeste vü zâr Zayıf bir eşek vardı Yük çekmekten anası ağlardı Gâh odunda vü gâh suda idi Dün ü gün kahr ile kısuda idi
KAVALA DESTANI
1 Töreyi penah bilmişiz Altay'ı dergah bilmişiz Bir geyik boynuzu bir bozkurt başı Gül Kam'ın elinde son "yada taşı" Sicim gibi gökten boşanan yağmur La ilahe illallahla inen nur Tekbirlenen palalarda od yanar Savrulanlar sanki birer zülfikar Sadaklar boşanır yaylar gerilir Her okun ucuna bir gül verilir Gül atarlar akıncılar
Reklam
88 öğeden 91 ile 88 arasındakiler gösteriliyor.