Okumak İnsana Ne Kazandırır?" başlıklı ilk Bölümü,
Bu bölüm okuma eyleminin mahiyetine dair derin ve eleştirel bir sorgulamadır. Okumanın Pasif Doğası: Schopenhauer, okumayı kişinin kendi düşünce süreçlerini ikinci plana ittiği pasif bir eylem olarak tanımlar. Ona göre okurken, başkasının düşüncelerini takip ederiz; bu, tıpkı bir öğrencinin öğretmenin çizdiği çizgileri takip etmesi gibidir. Kendi düşüncelerimizle meşgul olmanın yerini sürekli başkalarının düşüncelerini tüketmenin alması, zihnin körelmesine yol açabilir. Seçiciliğin Önemi: Yazar, her kitabın okunmaya değer olmadığını vurgular. "Kötü kitaplar zihin için zehir mesabesindedir" diyerek, popüler olanın değil, nitelikli olanın peşinden gidilmesini önerir. İnsan, hayatın ve zamanın sınırlı olduğunu hatırlayarak, özellikle "büyük kafaların" eserlerine odaklanmalıdır. "Geri Durabilme" Sanatı: Bölümde üzerinde durulan en çarpıcı noktalardan biri, nerede duracağını bilme becerisidir. Sırf çok popüler olduğu için, "salgın halinde" okunan ancak derinliği olmayan metinlerden uzak durmak, zihinsel sağlığı korumak için hayati bir maharet olarak görülür. Hazım Meselesi: Schopenhauer, okumayı yemek yemeye benzetir. Okunan her şeyi hafızada tutmaya çalışmak, yenen her şeyi midede tutmaya çalışmakla aynı anlamsızlıktadır. Önemli olan, zihni besleyen ve kişiyi "kendi" yapan fikirleri benimsemektir. Tekrarın Gücü: Önemli eserlerin sadece bir kez okunmasının yeterli olmadığını, bütünüyle kavranabilmeleri için en az iki kez okunmaları gerektiğini savunur. Özetle, yazar bu bölümde okumayı yüce bir amaç gibi görse de, "bilinçsizce ve sürekli" okumanın insanı bir bilge yapmayacağını, aksine asıl olanın okuduklarını kendi düşünce süzgecinden geçirmek olduğunu savunur. Özetle bu bölümde kitap bu sorgulayıcı tavrıyla okuruna "nasıl ve ne kadar okumalıyız?" sorusunun
"Fakirlik", "saflık", "çocukluk" hepsi de bir tek ve aynı şeydir. Bütün bu sözcüklerin ifade ettiği¹ sadelik, yoksunluk ve zühd, gerçekte kişinin bütünlüğü olan bir "yokluk"a çıkar sonuçta. Aynı şekilde, "hareketsiz olmak" (wou-wei) da eylem bütünlüğüdür; çünkü bütün öteki özel eylemler oradan türemektedir. "İlke her zaman hareketsizdir, ama bununla birlikte her şey O'nun tarafındandır." İşte böylece merkezî noktaya ulaşan varlık, insan olma hâlinin bütünlüğünü gerçekleştirmiş olur. Bu Taoizm'in "gerçek insan"ıdır (tchenn-jen). Bu noktadan hareket ederek, yüce hâllere ulaşmak için olanaklarının tam bütünlüğünü sağlayınca, ilâhî insan (cheun-jen) olacaktır; bu da İslâm tasavvufunun “insan-ı kâmil”idir (el-insanü'l-kâmil).
Sayfa 63
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Diyordum ki, stoacılardan biri, vaktiyle yakını olan birini kurtarabilmek için kendini köle olarak satmış. İşte görüyorsunuz ya, demek ki bir stoacı bile uyarıya karşı tepki verebilmiş; çünkü yakını olan birisi uğruna kendini yok etmek gibi böylesi yüce bir eylem için öfkeli ve merhametli bir ruha sahip olmak gerekir. Bu hapishanede şimdiye kadar öğrendiğim her şeyi unuttum, yoksa bir şeyler daha hatırlayabilirdim. Mesela İsa'yı ele alalım. İsa ağlayarak, gülerek, hüzünlenerek, öfkelenerek, hatta can sıkıntısı çekerek gerçekliğe tepki veren biriydi. Acılara gülümseyerek karşı gelmedi ve ölümü küçümsemedi. Bunun yerine kâsenin ondan uzaklaştırılması için Getsemani Bahçesi'nde Tanrı'ya dua etti.
Bedeni bilinçli olarak kesme, acıdan kaçmanın bir yolu ve daha uygun bir kendiliğe doğru bir adım atmaktır. İnsana soluk alma olanağı veren geçici bir sığınak yaratır. Birey kendi bedeninde bir tahribat yaparken hayattaki başka bir varlığa çağrıda bulunur, kendinden kurtulmayı, başka biri olmayı ve kendisini daha kalıcı bir biçimde yeniden tanımlamayı umut eder. Bu eylem kesinlikle körlük değildir. Düşünceyle ilişkili değildir, bireyin belli tavır ve davranışlarından kesinlikle kopuk olsa da mantıksız değildir. İçgüdüyle ilişkili olsa da düşüncesizce yapılan bir davranış değildir. Bir gerilimden, kurtulma olanakları konusunda tercih bırakmayan bir sıkıntıdan kurtarır. Ama kimi zaman süreç içinde özel bir ritüel biçiminde ortaya çıkar. Bu bağlamda bireyin alışılmış davranış biçimleri söz konusudur; bu tür davranışlar sıradan yaşamın dışına taşarlar ama çok önemli özel anlamlar içerirler. Bedene verilen zararlar bir anlam yumağıdır ve bunu sadece bireyin öyküsü, eylemden önceki koşullar aydınlatabilir. Kesikler, çizikler, yüzeysel ya da derin sıyrıklar, tırnak çizikleri, sigara yanıkları genellikle bedenin en kolay ulaşılabilen, en çok ortada olan ve bireyin kendi üstündeki denetimini hatırlatan yerleri olan sol önkol ya da bilek üstünde görülür. Kimi zaman da el altındaki aletlerle karın ve bacaklara zarar verilir; iyi organize edilmiş yinelenen bir eylem söz konusuysa eğer özenle seçilen ve muhafaza edilen aletlerdir bunlar: jilet, neşter, bıçak, makas, cam parçası, raptiye, pergel, kopça... Burada bizi ilgilendiren toplum bağlamında, "yüzeysel" sıyrıklar ve çizikler hatta yolunan saçlar dışında yüce bir kişisel ve toplumsal kutsallık bölgesi olarak, bir kimlik ilkesiyle yüz her zaman korunmuştur. Amaç toplumsal ilişkilerden silinmek değil bu ilişkileri tekrar
Sayfa 12
Psikoloji
Girişten
Üç yüz yıl önce yaşayan bu İspanyol kadın türünün son örneği değildi elbette. Daha sonra da dünyaya pek çok Theresa geldi; onlar kendilerine, etkileri çok uzaklarda yankılanan eylemlerin yaşandığı destansı hayatlar yaratamadılar; belki de yalnızca yanılgılarla geçen bir hayatın ve önlerine çıkan kısır fırsatlarla hiç uyuşmayan manevi bir yüceliğin çocuklarıydılar da ondan; trajik başarısızlıklarının öyküsünü anlatacak saygın bir şair bulamadan, arkalarından ağlayanları olmadan, unutulup gitmiş insanlardı belki de. Katı görüşlerin, engelleyici koşulların hüküm sürdüğü ortamlarda, düşünceleriyle eylemleri arasında bencillikten uzak, dürüst bir uyum sağlamaya çalıştılar; ama sonuçta tüm çabaları sıradan gözlere sırf kargaşa ve tutarsızlık gibi gözüktü; çünkü daha ileriki zamanların bu ateşli Theresa'larının öğrenmeye can atan ruhlarına bilgi sağlayarak rehberlik edecek, uygun toplumsal inançlar ve düzenler yoktu. Onların büyük bir şevkle sürdürdükleri çabalar, belli belirsiz bir ideal ile kadınca özlemler arasında gidip geliyordu; öyle ki, bunlardan birincisi aşırılık sayılıp eleştiriliyor, ikincisi ise ahlak zayıflığı diye ayıplanıyordu. Bazı kimseler kadınların yaptıkları hatalarla saçmalıkların nedenini, Yüce Tanrı'nın kadınları yaratırken onların karakter yapılarının sınırlarını sıkıntılı bir belirsizlik içinde bırakmış olmasına bağlamakta. Bu görüşü savunanlara göre, eğer kadınların yetersizliğinin ancak üçe kadar sayabilme becerisi gibi kesin tek bir ölçüsü olsaydı, o zaman toplumdaki yerleri ve kaderleri bilimsel bir doğrulukla incelenebilirdi. Böyle bir durum söz konusu olmadığı için, kadınların karakterindeki belirsizlik devam ediyor. Gerçekten de, kadınlar arasındaki farklar, onlar hakkında saç biçimlerinin aynı oluşuna ve en sevilen aşk şiirleriyle aşk
Sayfa 31·Kitabı okuyor
Tüm sadeliğiyle Son Akşam Yemeği budur. Söylenenden ve yaygın olarak bilinenden fazlasını içerir. Bu sembolik ve mistik eylem, yalnızca Mesih'in tüm öğretilerinin sonucu ve özeti değil, aynı zamanda çok eski bir inisiyasyon sembolünün kutsanması ve yeniden canlandırılmasıdır. Mısır ve Keldani inisiyeleri arasında, peygamberler ve Esseniler arasında olduğu gibi agap, yani kardeş sofrası, inisiyasyonun birinci derecesini işaret ediyordu. Ekmek biçimindeki komünyon, inanç birliği, meyve çelengi, dünyevi yaşamın gizemleri hakkında bilgi anlamına gelirken, aynı zamanda dünya mallarının paylaşılması ve sonuç olarak bağlı kardeşlerin mükemmel birleşmesi anlamına geliyordu. Daha yüksek düzeyde, şarap biçimindeki inanç birliği, güneşin nüfuz ettiği bu üzüm bağının kanı, dünyevi malların paylaşımı, manevi gizemlere ve ilahi bilime katılım anlamına geliyordu. İsa, bu sembolleri Havarilerine vasiyet ederek onları büyüttü. Çünkü onlar aracılığıyla bir zamanlar birkaç kişiyle sınırlı olan kardeşliği ve inisiyasyonu tüm insanlığa yaydı. Ona en derin gizemi, en büyük gücü, fedakârlığının gizemini ekledi. Bunu kendisi ve onlar arasındaki görünmez ama kırılmaz bir sevgi zinciri kurarak yaptı. O, yüceltilmiş ruhuna, onların ve tüm insanların kalpleri üzerinde ilahi güç verecekti. Peygamberlik çağlarının derinliklerinden gelen bu hakikat kâsesini, yaşlı Esseninin kendisine peygamber diyerek sunduğu bu altın inisiyasyon kâsesini, Tanrı'nın oğulları, en yüksek coşkusunu taşırken ona verdiği bu ilahi aşk kâsesini -şimdi kendi kanının parıldadığını gördüğü o kadehi- onu yüce vedanın tarifsiz şefkatiyle sevgili öğrencilerine uzattı.
Sayfa 484