İlk döneme ait tahrîr defterlerinde dağda kırda boş toprakları şenletip zâviye kuran, sonra bunu vakıf olarak sultanlara onaylatan Kalenderî Babaî dervişlere ait birçok kayıtlar bulmaktayız. Defter kayıtlarından ilginç bir misâl şudur: Saruhan'da dağ eteğinde Şucâ Abdal, Sinan, İsmail, Mustafa, Ali, Kaygusuz ve başka dervişlerle birlikte sipahiden bir yer tapulamışlar, "taşın ağacın arıdıp yurd edinip ihya etmişler, zâviye kurmuşlar ve sultandan şenlettikleri yer için vakıf beratı almışlar". Yer açıp zâviye kuran ve vakfa bağlayan bu dervişleri, Ö.L. Barkan, yerleşim yerleri yaratan "kolonizatör" dervişler saymaktadır. Sultanlar bu vakıfları daima, "âyende ve revendeye" (gelip geçen yolculara) hizmet koşuluyla verirler. Osman Gazî, Mudurnu seferinde Beştaş zâviye şeyhinden yol hakkında bilgi almıştır (bkz. çeşitli haritalarda Beştaş dağı). Derviş bir zâviye kurar, etrafındaki öbür dervişlerle toprağı işler, tarla açar, bahçe yapar, geliriyle kendileri geçinir ve yolculara üç gün kalmaları koşuluyla, barınma ve yeme içme sağlarlar. Fütüvvet kurallarını izleyen ahî zâviyeleri, bu gibi zâviyelerin başında gelir. Misafirlik geleneği, yalnız ahî zâviyeleri için değil, gelip geçen yolculara hizmet etme koşuluyla sultandan berat almış tüm zâviyeler için değişmez bir kuraldır. Toprağı işlemede, hasat ve harcamada zâviye mensupları her şeyi ortaklaşa (iştirak üzere) yaparlar, komünal bir hayat yaşarlar. Herkes çalışmak zorundadır (Bayramiyye'de bu nokta özellikle belirtilir). Fütüvvet, yani centilmenlik ve kardeşlik disiplini içinde ortaklaşa çalışma, yolcu ve fakirlere hizmet, dinî bir hayır işi sayılmaktadır ve bu nedenle vakfa bağlanmaktadır. Zâviye etrafında zamanla nüfus yerleşmekte, köyler meydana çıkmaktadır. Anadolu ve Rumeli toponimisi, pek çok köyün menşeinde bu