Hükümetler, dünyanın her tarafında sanıktır. Halk vicdanında beraetleri, iktidarda iken hemen hemen mümkün değildir. Ancak yıkıldıktan ve kendilerini yıkanlar sanık mevkiine geçtikten sonra hakları teslim olunur. Sanıklık makamını alan hükûmetlere karşı, umumiyetle iki türlü aksülâmel uyanır. Ya her hareketlerini mahzâ keramet telâkki etmeye hazır ve bu işin karaborsasını işletici dalkavukluk… Yahut, ağızlarıyla kuş tutsalar ve yurd toprağını altuna çevirseler kendilerini hatâlı ve kalpazan görmeye âmâde, muannit ve munkabız tenkit... Hâdiseleri belli başlı bir fikir ve teşhis ölçüsüne vuran; ve ne yapılması mümkün iken ne yapılabileceğini, yahut yapılamadığını düşünen hak zaviyesi, hükûmetlere karşı, nadiren görülür ve ender şahıslarda belirir. Gerçekten, kaba avam psikolacyası ile hükûmetler, büyük kütlenin gözünde sadece şüpheli ve (antipatik), menfaat zümresi gözünde ise şüphe edilmesi yasak bir evliya postu ve aşırı derecede (sempatik)dir. Onları “lâyuhtî-hatasız” görmek ne kadar şenî bir suçsa, ezbere haksız ve hatalı görmek de o derecede feci bir cürümdür. Düşünmek gerekir ki, hükûmet de, tıpkı bir insan gibi manevî bir şahsiyettir ve onun da bir hakkı vardır; haklı olması mümkündür.
İlk döneme ait tahrîr defterlerinde dağda kırda boş toprakları şenletip zâviye kuran, sonra bunu vakıf olarak sultanlara onaylatan Kalenderî Babaî dervişlere ait birçok kayıtlar bulmaktayız. Defter kayıtlarından ilginç bir misâl şudur: Saruhan'da dağ eteğinde Şucâ Abdal, Sinan, İsmail, Mustafa, Ali, Kaygusuz ve başka dervişlerle birlikte sipahiden bir yer tapulamışlar, "taşın ağacın arıdıp yurd edinip ihya etmişler, zâviye kurmuşlar ve sultandan şenlettikleri yer için vakıf beratı almışlar". Yer açıp zâviye kuran ve vakfa bağlayan bu dervişleri, Ö.L. Barkan, yerleşim yerleri yaratan "kolonizatör" dervişler saymaktadır. Sultanlar bu vakıfları daima, "âyende ve revendeye" (gelip geçen yolculara) hizmet koşuluyla verirler. Osman Gazî, Mudurnu seferinde Beştaş zâviye şeyhinden yol hakkında bilgi almıştır (bkz. çeşitli haritalarda Beştaş dağı). Derviş bir zâviye kurar, etrafındaki öbür dervişlerle toprağı işler, tarla açar, bahçe yapar, geliriyle kendileri geçinir ve yolculara üç gün kalmaları koşuluyla, barınma ve yeme içme sağlarlar. Fütüvvet kurallarını izleyen ahî zâviyeleri, bu gibi zâviyelerin başında gelir. Misafirlik geleneği, yalnız ahî zâviyeleri için değil, gelip geçen yolculara hizmet etme koşuluyla sultandan berat almış tüm zâviyeler için değişmez bir kuraldır. Toprağı işlemede, hasat ve harcamada zâviye mensupları her şeyi ortaklaşa (iştirak üzere) yaparlar, komünal bir hayat yaşarlar. Herkes çalışmak zorundadır (Bayramiyye'de bu nokta özellikle belirtilir). Fütüvvet, yani centilmenlik ve kardeşlik disiplini içinde ortaklaşa çalışma, yolcu ve fakirlere hizmet, dinî bir hayır işi sayılmaktadır ve bu nedenle vakfa bağlanmaktadır. Zâviye etrafında zamanla nüfus yerleşmekte, köyler meydana çıkmaktadır. Anadolu ve Rumeli toponimisi, pek çok köyün menşeinde bu
Sayfa 23 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Mükemmel bir anlatım...
Kurgan mezarlara kadar girmişken, Türk tarihinde önemli yer tutan, Türklerin son kurganı olan anıt kabrimize, ANITKABİR'imize değinmemek olmazdı. (Halkı yanıltmaya çalışanlara inat birkaç satır eklememek de... Çünkü bu muhteşem yapının ardındaki zekâ da, niyet de anlaşılmalı.) Türk'ün atası Atatürk'ün kabrinin bulunduğu yer, Rasattepe, eski bir Frig yerleşkesi. 1944'te başlayan Anıtkabir'in inşa süreci 1953'te tamamlanırken, Atatürk'ün naaşının getirildiği gün olan 10 Kasım 1953'te, yaklaşık 70 bin ziyaretçinin akınına uğradı, ki 40 bini Ankara dışından gelen yurttaşlar, Ankara'daki oteller, misafirhaneler dolduğu için kaldırımda uyuyarak Ata'sını bekledi. Üç bölüm (Aslanlı Yol, tören meydanı, mozole), anıt bloku ve Barış Parkı'yla toplamda 750 bin m^2'lik alana sahip devasa büyüklükteki yapıda Selçuklu taş işçiliği motifleri ve izleri ve de Osmanlı dönemine ait öğelerin izleri hayranlık uyandırırken, sembollerde saklı detaylar da büyüleyici. Mesela ziyaretçileri Atatürk'ün huzuruna hazırlayan 262 metrelik Aslanlı Yol'da kullanılan yer döşemesi, 5 cm aralıkla çim boşluğu bırakılarak döşenmiş, ki bu da ziyaretçileri başı önde yürümeye yönlendiriyor. Anıtkabir'e uzanan, doğu yönünden girilen yürüyüş yolundan yüksekliği 4 metre olan, 26 basamağa sahip merdivenle çıkılıyor, ki bu sayı 26 Ağustos Büyük Taarruzu'nu sembolize ediyor. Merdiven yüksekliğinin 4x26 sayısı olan 104, aynı zamanda Maya takviminde asrı ifade ederken, Hititlerin sanat üslubuyla yapılıyor. Ülkenin en kıymetli heykeltraşlarından Hüseyin Anka Özkan imzalı, 12 sağda 12 solda kullanılan oturmuş pozisyonda 24 aslan heykeli 24 Oğuz Boyu'nu, çift sıralanması Türk milletinin birlik ve bütünlüğünü, yatar pozisyonda olması da barışseverliğini temsil ediyor. ​(Aslan figürü, tıpkı kurt figürü gibi, kültürümüzde
Kitap Alıntısı
Türk nereye gitse, yurd-ı aslî'yi (ana yurdunu) unutmazdı, çünkü atalarının mezarı oradaydı. Çocukluk çağı, baba ocağı, ana kucağı hep orada bulunuyordu.
İşte fânî yurd bu gâfil olma sen Bî-vefâ dünyaya hayran kalma sen
Sayfa 11·Kitabı okudu
Şiir
Uçub getdi könlüm quşu, Budaqda bir yuva sızlar. Görən, harda qərar tutur, Yurd itirmiş yuvasızlar. Bulud axdı, göy titrədi, Gözümdə hər şey titrədi. Könlümdə bir şey titrədi, Başımda bir tava sızlar.
Sayfa 258 - 5.cilt