“Ama olağan yaşamda bile, hemen hemen az çok özgürce, asilce ve beklenmedik bir biçimde gerçekleştirilen bir eylem görüldüğünde, her zaman bunu yapan için, 'Bu adam sarhoş, bir deli!' denmesi dayanılmaz bir tavırdır. Utanın ayıklar! Utanın bilgeler!”
“Ah, siz akıl sahibi insanlar!” diye gülümseyerek bağırdım. “Tutku! Sarhoşluk! Delilik! Siz ahlak sahibi insanlar öylesine kaygısız, öylesine kayıtsız görünüyorsunuz ki! Sarhoştan yakınıp akılsızı aşağılıyorsunuz; bir papaz gibi yanlarından geçiyor ve bir sofu Tanrı’ya nasıl şükrediyorsa, sizi de onlar gibi yaratmadığı için Tanrı’ya şükrediyorsunuz. Ben kaç kez sarhoş oldum, tutkularım hiçbir zaman delilikten uzak değildi ve bunlardan pişmanlık duymuyorum: Çünkü anladım ki, büyük işleri, mümkün görünmeyeni başaran sıradışı insanların eskiden beri sarhoşlar ve deliler olduğunu ilan etmek gerek.
Sonuçta dünyanın bütün işleri aşağılıktır; başkalarının sözüyle, hiçbir tutkusu ya da bir gereksinimi olmaksızın, para, şan şeref ya da bilmem ne uğruna didinen biri her zaman bir budaladır.
Şefkat artık bitmeliydi, toprak onu almalı ve saklamalıydı. Ne güzel bir istirahattı bu! Duyacağı tek ses ot saplarını ezen kuşların hafif ayakları olacaktı. Başının üstünde kimse yürümeyecek, rahatsız edilmeden yıllarca evinde kalacaktı. Bu günlük güneşlik bir ölüm, kırların dinginliğinde sonsuz bir uykuydu.