ikimiz de aynı şehirdeyiz ve birbirimize varmamız için yarım saatten daha az bir zaman yeter. buna rağmen o orada ben buradayım. neden? sebep yok... ben burada ne yapıyorum? kendimi ve etrafımdakileri sıkmaktan başka ne işim var? onun da orada pek lüzumlu şeylerle uğraşmadığı muhakkak. böyle bir günde oturup piyanoya çalışacak değil ya... dünyada şimdi onunla yan yana bulunmamamız kadar mantıksız ve lüzumsuz ne vardır acaba? hayat bir tesadüfler silsilesi imiş, âlâ! fakat tesadüfün de kendine göre bir mantığı olmalı değil mi ya?"
hiçbir şey bilmemek, hiçbir şey öğrenmemek, hiçbir şey duymamak, yalnızca uyumak, uyumak hep, bugün tek dileğim bu. utanılacak, rezil bir dilek, ama yürekten.
uykunun en güzel yanının insanın olduğu kişiyle bir gün yerine geçeceğine inanmak istediği kişi arasındaki gözyaşartıcı uzaklığın unutulması kadar, duyduklarıyla hiç duymadıklarını, gördükleriyle hiç görmediklerini ve bildikleriyle hiç bilmediklerini huzurla birbirine karıştırabilmesi olduğunu bir kere daha anladı. "
Adın üç kere geçti saçma sapan bir filmde.
Yalnız olsam çok ağlardım ama annem bakıyordu.
Otoban dolusu gürültüyü sıkıştırılıp beynime;
"Anne," dedim, "Hadi çay koy da içelim.."