• Bazı şeyler susarak bile anlatılamazmış, bunu öğrendim ben. Hayatta ne kadar çabalarsan o kadar yok olurmuşsun. Ne kadar çok istersen o kadar olmuyormuş. Hayatın günlük güneşlik giderken bir anda tökezliyormuş insan. Artık o güneş hiç doğmuyormus. Konuşmak istedikçe susuyormuşsun ve her geldiğinde duruyormuşsun. Yazdığın cümle, yaktığın her sigara bir nebze ayırıyormuş ondan seni. Önce umutlarını tüketiyor sonrasında ise yok ediyormuş içinde. Ama her ışık da “tekrar” demekten de kendini alamıyor insan. İçin doluyor hatta taşıyor böyle zamanlarda. Hadi diyorsun bitsin artık, gitsin içimden. Sonra bakıyorsun nerede olduğunu bile bilmediğin birini içinden çıkarmaya çalışıyorsun. Bir bilinmezlik içinde çürürken, tekrar hayat vermesini istiyorsun. Ama umutsuz bir insan ne kadar isterse işte o kadar istedim bende. Söyleyemeden, susarak bile anlatamadan kendimi istedim. Bir de sahi gözlerine bakarak anlatmak vardı, rüyalarıma bile fazla gelecek şekilde bir güzellikte. Yine geliyor susma zamanı sonuçta beklediğimi bile söyleyemeyen biriyken gelmeni nasıl beklerim ki ? Anca yakarım sigaramı, açarım şarkımı bir de konuşmalarımızı tabi. Sen sevmezdin sigarayı değil mi oysa ne çok itmiş idin beni ona. Neyse ben yine çok konuştum, sen düşünme bunları. Ben beklerim, gelmen gerektiğini bilmesen de…


    “Kendi gününün şafağında, seçilmiş ve sevilen insan Al Mustafa, tam on iki yıl boyunca Orphales şehrinde, gemisinin geri dönüp kendisini doğduğu adaya götürmesini bekledi.”



    Böyle başlar Halil Cibran o müthiş etkileyici kitabı Ermiş’e. Al Mustafa’nın kopup gitmekle kalmak arasında ki muazzam kaosunu hissettirir okuyucuya. Devam eder…



    “Bu caddelere ruhumdan o kadar çok parça saçtım ki, özlemimin o kadar çok çocuğu bu tepelerde çıplak dolaştı ki, sıkıntı ve ıstırap çekmeden onlardan kendimi ayıramam.. Yine de daha fazla oyalanamam.. Çünkü kalmak, saatler geceyle yanarken, donmak, kristalleşmek ve bir kalıba dökülmek demek.. Buradaki herşeyi memnuniyetle yanıma alırdım, ama nasıl? Bir ses, dili ve ona kanat olan dudakları taşıyamaz. Boşluğu yalnız başına aramalı.. Ve kartal, tek başına, yuvasını taşımadan Güneş’e uçmalı..” Gider Cibran bu dünyadan ve giderken müthiş yalnızlığını bırakır okuyucusuna. Mısralarını, satırlarını, resimlerini bırakır da gider. Okuyucu o yalnızlıktan beslenir. Kendini gidemeden arayanlar için su’dur Cibran. Nefestir onun bıraktığı yalnızlık.



    “Bu vadideki karanlığı ve büyük soğuğu düşün” diyen büyük şair Brecht’in sözleriyle başlar “Gitmek” isimli şiirine, bir başka büyük şair Ahmet Telli: “Gitmek/ Bir hançeri inceltip okyanusa daldırmak isteği/ Ya da düşebilmek atlasların dışına ki/ Ey kalbim/ Yalnızsın bu yolculukta da/ Gitmek/ O kaos duygusu/ Aklın sarsıntılarla yorgun düşüşü/ Bilincin kamaşması belki de”



    Bilinçli gidişlere belki de en derin örneklerdir bunlar. Ya kalanlar. Cibran kalanları da unutmaz. Rahipler ve Rahibeler Al Mustafa’nın önünü kesip ona gitmemesi için yalvarırlar “Seni çok sevdik; ama sevgimiz sözlere dökülmedi ve örtülü kaldı.. Ama şimdi sana yüksek sesle haykırılıyor; sevgimiz önüne seriliyor.. Hep yaşandığı gibi, ne yazık ki sevgi kendi derinliğini, ayrılma anına kadar anlayamıyor..” İşte gidenlerin önündeki en büyük engeldir bu. Ortaya özenle yeniden serilir sevgiler. Aşklar yıllandıkları sandıklardan çıkarılır. En bezenmiş haliyle belleğe çağrılır anılar. Sevgi kendini bütün çıplaklığıyla serer gözler önüne. Sindiği kokulardan çıkar, saklandığı sokaklarda görünür kılar kendini, renklerden akar insanın yüreğine. Gitmek ömrümüzde en az bir kere de olsa aklımıza gelmiştir hiç kuşkusuz. Kimi zaman ansızın dolar göğüs kafesimize bu arzu. Ama çoğu zaman akıl galip gelir bu oyundan. Sonra an gelir ki Atilla İlhan’ın dediği gibi “Paldır küldür yıkılır bulutlar”. İşte o an koparsınız önce kendinizden, sonra çevrenizden. Gitmek artık kanıyla canıyla ortadadır.



    Gitmek kimi zaman yalnızca serüvendir. Ruhu doyurur, yeni umutlar yaratır. Belki de sadece yeni umutlar için bile gidilmelidir. Sennur Sezer’in dediği gibi “Bir ses arıyorum/ Yeni bir şarkı için/ Çocukların ilk sözcüğü gibi umutla/ Sevinçle duyulacak bir ses/ Çünkü umutsuzluk yasaktır/ Don vuran ağaç sürgün verecek/ Kaya çatlayacak, tohum yeşerecektir.” Yola düşen umutlanır. İçinde bıraktıklarının kırgınlığı ardında, umutları önündedir. Ancak gerilerden gelen ses her daim takip edecektir onu. Umutsuzluk çöreklenmek için yol gözleyecektir gidenin yüreğine. Kimi zaman Kavafis’in dediği gibi terkedilen seni takip edecektir bedeninde “Yeni bir ülke bulamazsın, bir başka deniz bulamazsın. Bu şehir ardından gelecektir. Sen aynı sokaklarda dolaşacaksın gene. Aynı mahallede kocayacaksın; aynı evlerde ak düşecek saçlarına. Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.”



    Ayrılık her zaman mesafeleri getirir akla. Oysa kimi zaman yanyana iki insan arasındaki mesafe daha da fazladır. Yanınızda sandığınız ve gördüğünüz ve dokunduğunuz ve dahi öptüğünüz aslında çoktan gitmiştir. Gitmeler sessiz olur bazen. Farkında olduğunuz anda çoktan mesafe almıştır kalkan. Bunu Can Yücel’den daha güzel ifade eden var mıdır: “En uzak mesafe ne Afrika’dır/ ne Çin/ ne Hindistan/ ne seyyareler/ ne de yıldızlar geceleri ışıldayan/ en uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir/ birbirini anlamayan.



    Gitmek aramaktır biraz da. Kimi zaman neyi aradığınızı bile bilmeden düşmektir yollara. Kimi zaman gençliğinizi, kimi zaman kaybettiklerinizi, kimi zaman umutlarınızı ve çokça da geleceğinizi aramaktır gitmek. Ama her daim göçebe bir ruhla dolaşmaktır insanların içinde. Sıfır noktasında yaşamayı bilmektir. Ruhunu ve bedenini teslim etmemektir. Göçebe yurtsuzdur. Onun yurtsuzluğu kimsesizliğidir. Kimsesizliği özgürlüğüdür. Ruhu gitmelere alışıktır. Dinginliği yollardadır.



    Gitmek boy vermektir yollarda. Ruhun boy atmasıdır. Büyümektir biraz. Gitmeli insan. Kimi zaman kendinden, kimi zaman yaşadığı yerden. Öyleyse bütün göçebelere selam olsun yeniden.



    Ayrılıklar her zaman zor gelmiştir bana. Giden de olsam , kalan da olsam. Ardında birini-birşeyleri bırakmak veya ardında kalan olmak hep hüzünlü gelmiştir. Mesela sevdiğini bırakırsın ardında. O sevdiğin bazen bir aşk olur, bazen dost, bazen evlat, bazen anne, bazen bir kardeş. Bazen anılarını bırakırsın ardında, bazen sadece bir an' ı, bazen bir düşünceyi bırakırsın ve bazen bir inanışı bırakırsın...


    Bazen gerçekten gitmen gerekir; nefes almak için, bir kangrenden kurtulmak için. Bazen zorunludur ayrılık, bazen de kalbin iki yerdedir. Velhasıl zordur be ayrılık; bırakmak eskiyi, yeniyi karşılamak. Bırakırken ardında sevdiğin, sevmediğin her ne varsa acıtır insanı.



    Bazen baş edemeyeceğin kadar harman olur duygular, Sancılı olur yeniyi kucaklamak.
    Sevmem ben ayrılıkları işte.
    Gidişler hep iz bırakır insan da...
    Cemal Süreya' nın da dediği gibi: " Gitmekle gidilmiyor ki... Gitmekle gitmiş olamazsın; gönlün kalır, aklın kalır, anıların kalır."



    Ama sen aklınla, gönlünle, anılarını da yanına alarak gitmeye karar vermişsen ve çıkmışsan yola, gitmek iyi gelir insana.


    - Alıntı -
  • BU KADINLARIN ÇIĞLIKLARINI DUYUN! (Sema Maraşlı)

    On sekiz yaş altında evlenmenin cezasını çeken genç kadınlar onlar. Severek isteyerek düğünle dernekle evlendikleri kocaları hapiste, gerçek tecavüzcülerle aynı koğuştu yatıyor. Onlar da dışarıda babasız büyütmek zorunda kaldıkları çocukları ile hayat mücadelesi veriyorlar. Kocaları hapiste gençliklerini çürütürken, onların ömrü de kocalarını kurtarmak için TBMM yollarında geçiyor.
    Resmi olarak bilinen sayıları dört bin civarında olan bu mazlum kadınların gayretleri ile 2016 da meclis 18 yaş altı evlenenlerin eşlerine af yasası çıkarmak için adım atmıştı fakat feministlerin (din düşmanı ve kendini dindar diye tanımlayan feministlerin) ortak isyanı ile TBMM geri adım attı. Ertesi gün kocasının hapisten çıkamayacağını anlayan bir kadın intihar etti. Diğerleri de kan ağlayarak sustular. Onbin civarında çocuğun baba özlemleri de yüreklerinde yara oldu.
    Niye? Feminist kadınların gönlü olsun diye. İktidar meraklısı muhteris kadınlar, güç gösterisi yapsınlar diye kurban edildi bu kadınlar ve aileleri. Biz onları görmesek de onlar varlar. Kendi aralarında grup kurmuşlar birbirlerine destek olmaya çalışıyorlar. Benden yardım istediler “Bize kimse sahip çıkmıyor.” dediler. Ben de “Hikayenizi yazın gönderin.” dedim yazıp gönderdiler. Onlar artık benim kız kardeşlerim ve eşleri hapisten çıkana kadar mücadelede yanlarında olacağım inşallah.
    İşte kendi dillerinden yaşadıkları…


    Ben Beyza Evli ve bir çocuk annesiyim. Ben 21 eşim de 25 yaşında. Eşim benimle evlendiği için beni yarı yolda bırakmadığı için 9 yıl ceza aldı. Sevmenin mağduriyetini yaşıyorum. Sevdim diye yasaların verdiği cezanın mağduriyeti.
    Her genç kız gibi dershanede beğendiğin bir çocuk olur ya hani öyle işte.. Ben 15 eşim de 18 yaşındaydı. Sevdik birbirimizi. Aklımda onunla evlenebilme hayalleri vardı.. Görüşmelerimizi ailem öğrendi, izin vermediler, tamam, diyip sustuk ama bırakamadık birbirimizi, devam ettik… Ailem onu bırakmam için psikolojik ve fiziksel şiddetle uyguladı. Okuyordum, görüşmeyelim diye okuldan aldılar, beni ve hedeflerimi kösteklediler.
    Ne yaptıysam olmadı sevmek ağırmış, ben vazgeçemedim kaçtım. Sevdiğim adama “Götür beni dayanamıyorum dedim” kaçtık, mutluyduk. Fazla sürmedi ailem şikayetçi oldu, eşimi beni zorla kaçırıp bana zorla sahip olmakla suçladılar. Yaşım 15 diye mahkeme ciddiye almadı beni, kendini savunup hür iradesiyle hareket edecek psikolojik olgunluğa erişmemişim, öyle dediler.
    Halbuki neler yaşamıştım bir ben bilirdim. Eşimi içeri aldılar 13 ay yattı daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere çıktı, biz beraberdik, yine ailem beni ondan saklıyordu, bekledik sabrettik evliliğimize gün saydık…
    Reşit olduğum gün kaçtım, ertesi gün nikahımızı kıydık.. Eşim anlı şanlı düğünümüzü yaptı, annemin babamın ailemin eksikliğini hissettirmedi. Her an her durumda benim yanımda oldu. 1. Yıldönümümüzde hamile olduğum haberini aldık bir çocuğumuz olacaktı bu haberi almamızdan 1.5 ay sonra erken evlilik yasa tasarısı gündeme geldi çok sevindik mutlu olduk kurtuluyoruz, diye rahat bir uyku uyuduk ama sonra yasa geri çekildi…
    Bir erkeğin ağlamasına şahit olabilirdiniz. Erkekler ne kadar zor ağlar bilirsiniz, biz birbirimize sarılıp hüngür hüngür ağladık. “Ama bu olacak merak etme” dedim eşime ama olmadı. 6.5 aylık hamileydim bir sabah ansızın aldılar eşimi, sabahın köründe. İçinizdeki sıkıntıyla uyuyamazsınız zaten.
    Ne olduğunu anlamadan götürdüler, eşimi gelecek diye bekledim. O gece ertesi gece öbür gece ta ki görüş salonunda elinde telefon gözleri yaşlı beni beklediğini görene kadar.
    Bir kadın güçlü görünmek için ağlayamıyorsa, içinde ne yangınlar kopuyordur, siz düşünün. Yüzüme bu gülümseme yerleştirdim “bu da geçecek canımın içi” dedim.
    Doğum yapana kadar kabullenmedim, gelecek diye bekledim, ama gelmedi. Doğum sancılarım başladığında, hayır şimdi yapamam, diye ağladım.
    Bebeğimi kucağıma verdiklerinde eşimin beni dışarıda beklemediğini, kızımızı kucaklayamayacağını bilerek sarıldım kızıma.. Yavrunuz dünyaya gelmiş ama eşinizin haberi bile yok düşünsenize…
    Babasını görsün diye 10 günlük çocuğu cezaevine götürdüm… Daha evladını nasıl tutacağını bile bilmeyen bir baba… Yavrusunun kokusunu ilk defa içine çeken bir baba… Ben anlatamıyorum bile neler yaşadığımı siz düşünün.
    Eşim tek dayanağımdı, o gidince ailem gitti yanımdan, kimsesiz kaldım. Üzüntümü bile paylaşamadım kimseyle mutluluğumu da… Maddi yönden çekilen zorluklar cabası. İki şekilde de yıprandım. Hem anne hem baba oldum hem evimi geçindirmeye hem eşime bakmaya çalıştım. 9 sene 2 ay az değil ki. Sevdiğiniz için ceza alıyorsunuz düşünsenize…
    Bu kadar kötülüğün içinde mükafatlandırılmamız gerekirken mapushane köşelerinde çürüyorsunuz… Cezamız daha çok var 2020 sonunda kavuşacağız o zamana kadar çok şey değişmiş ve çok şey için geç kalınmış olacak. Kızımız 3.5 yaşında olacak.
    Benden geriye sadece bir enkaz kalmış olacak. Neresinden tutup düzeltebilirsiniz, gençliğimizi mutluluğumuzu hiç düşünmeden harcadıktan sonra bizden geriye ne kalır ki!
    Sizden ne farkım vardı benim? Kanunların belirlediği yaştan küçük evlenmek mi suçum? Belki de sizin kalbinizde olandan daha fazla sevgim vardı. Bu yasaya karşı gelirken bir an olsun bile içiniz sızlamadı mi?
    Benim dedem de erken yaşta evlendi o da tecavüzcü mü o zaman, diye empati yaptınız mı?
    Büyüklerden kalma her şeye geri kafalılık diyorsunuz, peki ya o hor gördüğünüz ilişkilerdeki aşkın bir gramını dahi yaşadınız mi?
    Öyle tepkiler verdiniz ki biz bunları haketmedik! Siz bu yasaya engel olarak gözyaşlarıma sebep oldunuz, beni karnımda çocukla bir başıma kalmaya zorladınız. Yazık çok yazık!


    Ben Mahinur Evliyim. Ben 22, eşim de 25 yaşında. Tek istediğim o güzel mutlu aşk dolu yuvaya sahip olabilmekti… 2009 yılında önce arkadaşım sonra sırdaşım sonra da sevdiğim olan adam eşim oldu.
    Dershane zamanlarında tanışmıştık. Gözlerimin içine gülümsediği zaman sevmiştim onu. Bir sene devam ettik, gerek arkadaş oldu, gerek anne baba… Ailemle tanıştırdım, ailem onay vermedi, olmaz dediler. Çok uğraştık ama ailemin baskısından yorulmuştuk artık.
    Ben 14 eşim 17 yaşındaydı. Kaçalım dedim, o konuştu benimle, emin misin, dedi. Nasıl emin olmayabilirdim ki hayallerimdeki kalbimdeki adamdı…
    Kaçtık işte sonra… Ailem şikayetçi oldu. Yaşım 14 ya dinlemediler bile beni… Eşimi aldılar 2 ay cezaevine koydular sonra serbest bıraktılar. Çıktığı gün ailesiyle çiçeğini aldı geldi, Allah’ın emriyle  istedi beni babamdan…
    Yine istemediler biz de tekrar kaçtık. Gelinliğimi de giydim düğünümüzü de yaptık, eşimle mutlu bir hayata adım attım.
    7 sene geçti evimiz düzenimiz her şeyimiz oturmuştu, bir de dükkan açacaktık… Ama olmadı eşimi benimle evlendi diye tecavüzcü diyip içeri aldılar.
    Sonrası mı ne oldu?
    Bir başıma ortada kaldım sahip çıkanım olmadan, bir başıma mücadele ettim. 10 defa TBMM’ye gittim. Her seferinde kalbime bir parmak umut iliştirip gönderdiler geri… Perişan halde, dükkan açacağımız parayı eşimi kurtarmak için gittiğim Ankara yollarında harcadım…
    15 aydır sadece ayda bir defa 40 dakikalık görüşlerde eşime sarılıp huzur bulabiliyorum… Çocuk da istemedik bu cezanın geleceğini bildiğimiz için çocuğumuza bu acıyı çektirmek istemedik.. Dayanacak kimsem kalmadı.
    Hem maddi hem manevi olarak dayanacak bir şeyim kalmadı.
    Her görüşe gittiğimde canımdan can kopuyor…Bir parçamı orada bırakıp geliyorum. Benden geriye hiç bir şey kalmayana dek sürecek mi bu hasret?
    Kendimden geçiyorum kaç kez bayıldım, kaç kez ağlamaktan kendimden geçtim bilmiyorum. Bu son olacak mı sanmıyorum. Çok şey istemiyorum aslında bana, baba şefkati veren, aile sıcaklığını hissettiren eşimi istiyorum… Herkes böyle kolay kavuşurken bizim bu kadar zor olmamalı.
    O yasa gündeme geldiğinde binbir umut vardı içimde, renk renk hayallerim vardı. Kadınlar tepki verip yasanın geri çekilmesine sebep olduğunuzda ben eşimi, ailemi, hayatımı, kendimi kaybettim. Yaşamaktan korktuğum şeylerin içinde buldum kendimi. Düşündün mu hiç, ya senin oğlun olsaydı evlenen ve evlendiği için hapiste yatan, ya da kızın olsaydı kaçan ve sevdiğine kaçtı diye kocasız bir başına yaşamak zorunda olan?
    Bu kadar vicdansız mıydınız? Kadın kadın diyordunuz hem cinsinize desteğiniz bu kadar miydi? Bu muydu sırf sizden erken evlendik diye mi tecavüzcü damgasını hakettik biz! Dilerim Allah’tan benim yaşadıklarımı yaşamadan ölmezsiniz…


    Ben Özge Evliyim 2 çocuk annesiyim. Ben 27 eşim de 36 yaşında. İki seven kalbin birbirini bulması ne kadar karşılaşılabilir bir şey ki bu hayatta. Seven sevdiğine kavuşsun mutlu mesut yaşasınlar isteriz… Ama biz sevdik mi de hayır olmaz der önümüze koyarlar anayasayı. Sevmenin kriterlerine uymuyorsunuz derler…
    Küçük bir kalpte sevebilir, evlat anneyi babayı nasıl seviyorsa, evleneceği adamı da öyle sevebilir… Ben sevdim…2005 senesiydi. 14 yaşındaydım.
    Olur ya komşu çocukları bizimkisi de öyleydi. Sevdik çok sevdik. Her şey toz pembe görülüyordu o zamanlar.
    Sevmenin, evlenmenin bu kadar büyük bir suç olduğunu bilmiyorduk. Kaçtık sonra ailelerin rızasıyla telli duvaklı evlendik. Siyah beyaza nasıl yakışıyorsa bizde öyle yakışıyorduk.
    12 senedir mutlu giden bir evliliğimiz vardı. Bu süre zarfında 2 tane aşkımızın meyvesi 2 tane kızımız oldu. Biri 11 diğeri 4 yaşında.
    Yaşları küçük belki ama yaşadıkları acı yaşlarından büyük… Babaları varken babasız büyümek zorunda kalan çocuklarımın tek suçları anne ve babalarının severek evlenmesi oldu…
    Yaşıtları babalarının ellerinden tutup parka giderken, babaları babacığım diye ellerini bırakmazken, benim çocuklarım görüş odalarında telefonlara sarılıp baba diye ağlamak zorunda mı?
    Yasa çıkacak diye içimizde kuşlar uçuştu, çiçekler açtı. Üzerimizdeki kara bulutlar gidecek derken hevesimizi kursağımızda bırakanların mahşerde evlatlarımın iki eli yakalarında olacak!


    Ben Tutku  Evliyim ve bir çocuk annesiyim. Ben 22 eşim de 26 yaşında. Senelerden 2009. Tabi o zamanlar deli dolu çağlarımız. Ben 14 o 18 yaşında.
    Bir gün okul çıkışı yolda giderken eşimi gördüm. Her genç kızın başına gelen olay gibi onu görünce içim kıpır kıpır oldu. Temiz bir çocuktu eli yüzü düzgün…Ve bana öyle içten gülümsedi ki o an dünya durdu. O günden sonra sık sık karşılaşmaya başladık.
    2010 senesinde eşimle her zamanki bir gün gibi buluştuk. Tabi zaman akıp geçmiş saat baya geç olmuştu fark edememiştik annem aramaya başladı bağırıyor çağırıyordu, eve gidemezdim gidersem baya bir sorun yaşayacaktım. Korkudan telefonumu kapattım ve eşime artık eve gitmek istemediğimi, korktuğumu, onunla kalmak istediğimi söyledim.
    Eşim buna karşı çıktı ama ben zorladım. Bir daha görüştürmezler diye korktum, ayırırlar diye korktum ve o gün esimle kaçmaya karar verdik. Aslında bu durumda en büyük suçlu bendim. Ben zorlamıştım eşimi.
    Eşimin annesi babası ayrıydı, annesi onu bırakıp gitmişti eşim tek başına yaşayan biriydi ailemin şikayet etme sebeplerinden en büyüğü de eşimin ailesinin olmamasıydı. Sonra eşimin bir kaç yakını ailemle konuştu, bana sahip çıkacaklarını düğün dernek yapacaklarını söylediler. Ailem kabul etti ve şikayeti geri aldılar.
    Ama çok geçti… Kamu karşı çıktı. Ve biz senelerce mutlu giden evliliğimizde bu cezanın bir gün geleceğini bilerek yaşadık hayallerimizin peşinden gidemedik çünkü biliyorduk ki bu ceza bir gün gelecek ve biz bir sure ayrı kalacağız.
    Eşimin annesi eşim 14 yaşındayken onu bırakıp gitmişti, evlendikten 3 sene sonra çıkıp geldi ve ben senelerce bu ceza yüzünden kayınvalideyle oturmak zorunda kalmıştım. Eşim annesini affetmişti ama ben affedemiyordum çünkü eşimin annesizken neler yaşadığını ben biliyordum.
    Gel zaman git zaman dava 6 yıl sonra bir kızımız olduktan sonra geldi. Kızım 1 yaşındaydı babası gittiğinde… Ne zormuş babasız çocuk büyütmek kadın başına. Ve en önemlisi de kızım babasını işte biliyor ve ben her gün onun babam ne zaman gelecek sorusuyla yanıp bitiyorum.
    Ve şimdi bana gelelim… Eşim gittiği gün öyle çaresiz öyle yalnız kaldım ki ne arkamda sahip çıkacak ailem ne de esimin ailesi var. Şuan eşimin dedesinden kalan beraber yaşadığımız evde kızımla tek başıma yaşıyorum kayınvalide oğlumun başını yaktın diye çekti gitti. Ve ben bir başıma çocuğumla geçim derdine düştüm devletin verdiği 3 kuruş parayla aylarca geçinmeye çalışıyorum. Esimi sorarsanız oda içerde çalışıp kendini geçindiriyor. Param parça olduk… Açıkçası sevmenin sevilmenin kurbanı olduk….
    Benim kızım her gün babasının gelmesi için dua eder. Bu yasa gündeme geldiginde kızıma duaların kabul oldu, baban çıkacak yanımıza gelecek demiştim. Sonra karşı çıkıldığını yasanın geri çekildiğini öğrenince kahroldum ve ilk aklıma gelen bunu 4 yasındaki kızma nasıl anlatacağım oldu.. Günlerce sakladım günlerce söyleyemedim daha sonra açıklamak zorunda kaldım ve kızım babasının resminin olduğu çerçeveyi ağlayarak çöpe attı “babam beni kandırıyor” dedi.
    Simdi size soruyorum benim 4 yaşındaki evladımın ve bir sürü yavrunun gözlerinin yaşının hesabını kim verecek? Çocuklarımızın babasız geçirdiği en güzel zamanlarını bize kim verecek? En güzel yıllarımızı çalanlara sesleniyorum. Bizden ne istediniz?


    Ben Damla Evliyim. Ben 18 eşim 28 yaşında. Eşimle yaz tatilinde çalışmak için girdiğim bir iş yerinde tanıştık. Birbirimizi sevdik. Sene 2013…
    İş yeri  18 yaş altında eleman çalıştırmıyordu ve 3 aylık bir süre çalışacağım için sigorta yapmıyordu.
    Bu yüzden eşim ve iş yeri dahil herkes beni 18 yaşında biliyordu. Çok sevdik birbirimizi. O benim her şeyim oldu nasıl vazgeçerdim ki nasıl vazgeçerdim hayatım olan adamdan…
    Bana aşkla sevgiyle masumiyetle bakan o gözlerine nasıl hayır derdim?  Olmadı yapamadım vazgeçemedim 15 yaşında ölene dek seninleyim dedim.
    Ailem öğrendi, telefonumu aldılar, yapmayın ne olur dedim, bir birbirimizi çok sevdik o kötü biri değil dedim, ama kimse beni dinlemedi, kimseye anlatamadım kendimi. Ailem eşimi şikayet etti.
    Sonra eşimin ailesi geldi tanıştılar vs tabi ailem yine ikna olmamıştı bu süre içinde. Eşim sırf beni aileme karşı mahcup duruma düşürmemek için bak seni sevseydi kaçmazdı dedirtmemek için yakalama kararı bile çıkmadan gidip teslim oldu benim eşim.
    Sonra teslim olduğu gün tutuklandı, ailem o gün şikayetini geri aldı ama nafile. Artık çoktan olan olmuştu, eşim içerdeydi bense her gün darmadağın her günüm zehirdi.
    Mahkeme günü geldi çattı eşime 16 sene ceza verdiler o da bende neye uğradığımıza şaşırdık. Dünyamız karardı oysa ne hayallerimiz vardı bizim şimdi yıkılan. Eşim içeri gireli 3 sene bitti 4 e girdik 2016da cezaevinde resmi nikahımızı kıydık.
    Oysa ne kadar isterdim eşimin beni beyazlar içinde görmesini. Her genç kızın hayalindeki gibi fazla olanı istemedim hiç, sadece o olsun istedim yanımda. Mutlu olalım istedim, masum saf bir sevginin bedelinin bu kadar ağır olması dayanılmaz halde.
    Ben her gün eriyorum, içim kan ağlıyor, dayanamıyorum bu acıya. Eşim benim en büyük destekçim, bu durumda bile hala o destek moral verir. Bizim tek suçumuz zamansız sevmek, bunun bedeli bu kadar ağır olmamalıydı…
    Yasa geri çekildiği zaman dünya başımıza yıkıldı. Bütün hayallerimiz suya düştü.
    Tek umudumuz o yasaydı. Bizim bunca acı çekmemize sebep olan, karşı çıkan kadınlara soruyorum “Sizde kadınsınız sizde bi annesiniz nasıl vicdanınız el verdi.  neden bizim haklarımızı da savunmuyorsunuz, madem kadın hakları diyorsunuz da?”
    Yasaya karşı çıkarak ne kadar büyük vebal aldığınızı bilin. Yasaya karşı çıkarak 9000 çocuk babasız büyüsün, anneleri tek başına hayat mücadelesi versin, eşleri içerde çürüsün dediniz siz ! Mutlu musunuz?


    Ben Şükriye Evli ve 4 çocuk annesiyim. Ben 25 eşim 31 yaşında. 2007 yılında tanıştım eşimle.
    Eşimi tanıdıkça onu çok sevmeye başladım ve beni mutlu ettiğini ve de onun beni çok sevdiğini hissettim. 1 sene görüştük, ben 15 eşim 20 yaşındaydı. Ailem vermedi ben de eşime kendi isteğimle kaçtım, ailem karakola gidip şikayetçi oldular fakat benim eşime olan sevgimi anlayınca sonra geri çektiler şikayeti.
    Eksiksiz bir şekilde eşimin ailesi üzerine düşen her şeyi yaptılar; kına gecesi, düğünümü ve artık o bembeyaz gelinliği giymiştim ve artık sevdiğim adamın yanından hiç ayrılmayacaktım çok mutluydum.
    Yaşım tutunca hemen 17 yaşımda resmi nikahımızı kıydık. Bir yuva kurduk, 4 tane evladımız oldu.Kendi çabamızda geçinip gidiyorduk ama huzurumuz vardı, en önemlisi mutluyduk….
    Tabi o haksız ceza gelene kadar eşim “Tecavüzcülerle” bir tutuluyor, istismar sucundan ceza evine girdi peki neden??
    Bana sahip çıkıp yari yolda bırakmadığı için mi! Bu suç mu biz birbirimizi çok sevdik. Sevmek sevilmek suç mudur?
    Eşim 3 sene 3 aydır cezaevinde ve daha 5 sene cezası var.Bizim yuvamızı başımıza yıktılar, 4 evladımı babasız bıraktılar. Çocuklarım baba hasreti çekerken eşim gerçek tecavüzcülerle aynı havayı soluyor.
    Benim eşim aile babası 4 çocuğumun babası ve nikahlı eşim bunları hak etmedi. Ayda sadece 1 defa cezaevine gidebiliyorum. Canım o kadar çok acıyor ki eşimi o kadar çok özlüyorum ki…
    Benim çocuklarım babasızlığı hak etmedi, benim evlatlarımın suçu ne?
    Yetim gibi büyüyorlar. Ben simdi bu çocuklarıma nasıl bakayım?
    Annelik olan görevimi mi yapayım yoksa babalık görevi olan çalışıp eve ekmek mi getireyim? Kimse bilmez bizim çaresizliğimizi, yaşamayan anlayamaz…
    Eşime çok aşığım ve ondan asla vazgeçmeyeceğim, o benim bu dünyadaki tek yegâne sevdamdır. Tek isteğim birilerinin artık bizim sesimizi duyması. Suçsuz  eşimin tecavüzcülerden ayrılmasını, evine ait olduğu yere, çocuklarının yanına yuvasına gelmesini istiyorum…


    Ben Nagehan  Evli ve 2 çocuk annesiyim. Ben 25 eşim 28 yaşında. Hayat hikayesi derler ya hani bizimki öyle bir şey işte. Bir bayram sabahı güneş gibi doğdu karanlık günlerime. Gözlerinde öyle bir gülümseme vardı ki bir gülüşü ile bütün dertleri acıları unutturan tek adamdı. Biz 8 ay görüştük rüya gibi, dünya sadece bizim etrafımızda dönercesine.
    Onunla olduğum zamanlar nefes aldığım yaşamaktan tat aldığım anlarımdı. Her gün  saatlerce birlikte el ele gezerdik sessizce. Bir gün geldi artık sevgimiz her şeyin önüne geçti ellerini uzattı bana bir ömür, “ Ellerimden tutar misin bayram şekerim” dedi tarih  01.07.2008 gösteriyordu, saat tam gece 12 de biz birbirimizin ellerini  bir daha ölüm ayırana dek bırakmayacağımıza söz verdik.
    Ben 15 eşim 18 yaşındaydı. Belki sizlere göre çocuktuk ama biz hiç çocuk olmadık biz hayatı omuzlarımıza 8 yaşında yükledik. Bizim yüreğimiz dedelerimiz ninelerimiz gibi destansı sevgi ile sarılmıştı.
    Telli duvaklı gelin olmuştum sevdiğim adama, bulutların üstünde gezen kuş misali uçuyordum. sonra öğrendik hamileyim bir oğlum olacak. küçük elleri ile aylar sonra ellerimizi sımsıkı tutan bir can sevgimizin meyvesi dünya geldi.
    Mutlu giden bir yuva vardı 7 ay sonra eşim asker oldu oğlum kucağımda 7 aylıktı ve o sıra ayrılığın verdiği üzüntüyle hastanelik olduk oğlumun kimliği olmadı için biz mahkeme kararı ile kimlik çıkardık nerden bilecektik ki yıllarca oğlum babasız kalacağız, şimdi oğlum 9 yaşında birde 5 yaşında baba aşığı bir kızım var.
    Eşim 2 yıldır ceza evinde rüya gibi giden yuvamız bir anda demir Parmaklıklar la tel örgülerle çevrildi. Bizim sevgimizin bedeli 10 yılmış .
    Ölümüne sevmenin sahip çıkmanın bedeli bu işte tecavüzcü damgası altında 10 yıl 10 ay .
    Ömrümüzün yarısı peki bu ceza sadece eşime mi Hayır bana en çok ta çocuklarımıza bizim sevdamızın bedelini onlar çekiyor.
    Bayram geliyor bu bayramda öncekiler gibi çocuklarımla 45 dakika eşimle hasret gidereceğiz.  Ne kadar acı ki 1 haftalık özlemini 45 dakika ya sığdır diyorlar sığar mı?
    Hadi bizi geçtim baba ne demekti. Meyvesi olamayan çınar ağacı. Bir çocuk babasız büyür mü? büyüyor işte. Bizim çocuklarımız anasız da babasız da büyüyor sırf yuva kurdu diye baba sevgisi özlemi hasreti ile küçücük kalpleri acı çekiyor.
    Bizi koruyormuş ya hani bu cezalar hani nerde benim canımın yarısı ceza evinde. Ben temizlik yaparak çocuklarıma, eşime bakıyorum, kimsesiz ne acılar çekerek, yine de  gam yemiyorum çalışmaktan. Canımı yakan ise sevgimizin adını tecavüzcü koymaları; bu sevgi var ya, su misali temiz ve berrak, kimsenin gücü yetmez kirletmeye..
    Eşim cezaevindeydi bu yasa gündeme geldiğinde mutlu mutlu konuşmuştuk “Az kaldı yanımda olacaksın” demiştim, ona hazırlıklar yaptım, sevdiği yemekleri yaptım.
    Çocuklarım evde babam gelecek diye sevinçten havaya uçuyordu.. Oğlum dedi ki
    “Anne babamla parka gidelim, arkadaşlarım babamın yanımda olduğunu görsün” dedi. Bu nasıl bişey düşünün. İşte siz beni geçin, çocuklarımın hayallerini başına yıktınız, bi çocuğun dünyasını kararttınız. Başına gelmeyen bilmezmiş. Herkes kadın olmuş, erkek olmuş, ama insan olamamış. Düşene destek çıkan değil, çelme atan bı toplum olmuşuz, benim ailemin, çocuklarımın vebali boynunuzda, onu bilip ona göre yaşayın.


    Ben Hasibe Evli ve bir çocuk annesiyim. Ben 25 eşim 29 yaşında. Ben ortaokuldaydım o lisede. Aynı mahallede her gün gördüğüm ama artık onu görünce yerine sığmayan kalbimdeki farklılığı hissettim. O liseye gidiyordu nerdeyse her gün beraber gidip geliyorduk okula.
    Görüşmeye başladık. Ailem fark etti. Biz söz yüzüğü takalım dedik ama ailem istemedi yaşın küçük dediler. Bir süre gizli saklı görüştük olmadı.Ailem duydu ama ben ondan ayrı kalamadım.Ben orta okulu o liseyi bitirdi.
    Ben 14 Eşim 18 yaşındaydık. Benimde onunda  ailesi istemedi bizde kaçtık. Çok değil 5 saat sonra geri geldik Kasım ayında nişan yüzüklerimiz takıldı.28 Aralık 2008 günü tüm ailemiz yanımızda düğünümüzü yaptık.
    Kısa bir süre sonra aile hekimine gitmiştik elimdeki kına parmağımdaki yüzük yüzünden doktor evlendiğimizi anladı ve şikayet etti bizi.
    Mayıs ayında ilk mahkemeye çıktık, eşim bir gece nezarette kaldı. Bende karnımda bebeğim karakol önünde… Sabah mahkeme ertelendi.19 Haziran 2009 da canımızı oğlumuzu kucağımıza aldık. Oğlum 23 günlüktü 2.mahkeme günü geldi.
    Kucağımızda oğlumuzu elimize kimliğini alıp gittik.Ama sonuç kaçınılmaz 8 yıl 4 ay dünya başımıza yıkıldı.Karar temyize gitti eşim serbest…
    Kocam askere gidip geldi.30 aralık 2010 resmi nikahımızı kiydik.Ecza deposunda ise başladı.Evimizi yuvamızı kurduk.Ben bir hastalığa yakalandım ayağımda kapanmayan bir yara 3 ayda bir ameliyat olup sonrasında 1 ay ayağa kalkamıyordum.
    Eşim hem elim hem ayağım her şeyimdi.2015- 25 Haziran polisler kapımız kıracak gibi çalıyorlar…
    Oğlumuz büyüdü 1.sınıfı bitirmişti.Biz ağlarken oğlumun gözleri önünde babasını kelepçeleyip götürdüler.Niye? Tecavüzcü diye annesiyle erken evlendi diye…
    Aradan 33 ay geçti.Hala ayağımda yara yalnız gittiğim hastaneler, ameliyatlar. Hem oğlumu okutup hem sağlık  savaşı verip dişimden tırnağımdan biriktirip TBMM yollarına döktük.
    Sonuç:  Büyüttüğüm oğlum her baba oğul gördüğünde her veli toplantısında ağlayan oğlum… Babasına ayda bir 35 dakika sarılarak baba kokusuna ,eşim evlat kokusuna ,ben hayat arkadaşıma doymaya çalıştık…Bu cezayı ben mi?Oğlum mu? Eşim mi? En çok Hangimiz çektik… Neyin cezasıydı bu sevmenin mi? Yuva kurmanın mı? Mutlu olmanın mı?…
    O yasanın çıkacağı günün sabahı oğlumla kahvaltı yaparken heyecanla haber izliyorduk 8 yaşındaydı oğlum anlıyordu her şeyi YASA KOMİSYONA GERİ ÇEKİLDİ cümleyi duyduğu anda lokması ağzında gözünde damlamaya hazır yaşlar…
    Bu acıya kıl payı kadar bile sebep olanlar “Can yakanların canının yanacağı günü beklesin”
    Hakkımı, oğlumun hakkını, öbür dünyaya bırakmasın, bu dünyada gözüm görsün, onların da aynı yerden canı yansın, evladının üzüntüsünü izleyip ellerinden bir şey gelmesin. Bu en büyük ceza görecekler. Hakkım helal değil OĞLUMUN HAKKI HELAL DEĞİL iki elimiz de bu dünyada öbür dünyada onların yakasında…


    Ben Özlem Evli ve 3 çocuk annesiyim. Ben 27 eşim 36 yaşında. Ben babamı  1,5 yaşında iken kaybettim. Annem bize hem anne hem baba oldu. Eşimle tanışınca onu çok sevdim ve annemle tanıştırdım o da çok sevdi, sevdiğim kişiyi. Sonrasında kahvaltılarımızı birlikte yapar olduk, yemeklerimizi birlikte yer olduk, ailemizin bir ferdi olmuştu, artık sonrasında artık adını koyalım, ailen gelsin söz  takalım dediler.
    Babam olmadığı  için  dayılarıma annem söyledi, büyük olarak dayımlar da olumlu baktı araştıralım bir soralım soruşturalım dediler. Kimseden  değil, direk eşimin ailesine  gidip  sormuşlardı kardeşini, ama o kişi ağabey olmayı bırak insan olmayı  bile hak etmeyen  bir kişilikmiş, kendi öz kardeşi için bir sürü  olumsuz  olumsuz bir şeyler atıp tutmuştu .
    Sonrasında dayım durumu bize anlatıp olmayacağını söyledi ve beni okuldan alıp kendi evine götürdü  kendi evinde bana hapis hayatı yaşattı… Kapıyı hep kilitliyordu, dışarı  çıkmama izin dahi vermiyordu. Odada kilitli kaldım, sadece lavabo ihtiyacı olduğunda çıkabiliyordum odadan…
    Sonra bir gün yan komşunun telefon dan gizlice annemi aradım, bunu duyan dayım beni çok kötü dövdü ve ben o dayağı yediğim dakika saniye dedim ki ben  size adım attıkça siz beni anlamıyorsunuz, ben kaçacağım  hepinizden kurtulacağım …
    Sabah annem geldi, yüzümün gözümün dağıldığını görünce beni hemen kendi evimize getirdi, ama bitmişlerdi benim için çünkü beni anlamamışlardı.
    Eşime mektup yazdım çalıştığı lokantaya götürdüm esim beni gördüğünde çok mutlu olmuştu, çok sevinmişti o bana o akşam öyle bir sarılmıştı ki o akşam anlamıştım beni asla bırakmayacağını…
    Sonrasında eşim ile konuşarak anlaşarak kaçtık ve benim en mutlu günlerim eşimin  yanında başladı. 14 yaşındaydım o zaman eşim 23. Ben çok şey öğrendim ondan. 16 yaşında  Yaprak büyük  kızım oldu, 20 yaşında  Yağmur ikinci kızım oldu 22 yaşında iken de Övgüm oldu, şu anda  üç tane güzeller güzeli meleklerim var benim;  11, 7 ve 5 yaşlarında…
    Ben eşimle 13 yıldır birlikteyim onu  çok seviyorum, o bizim yanımızdayken her şey çok farklıydı, şimdi ise yarımız … Hiç bir şekilde  tamam olamıyoruz…Küçük kızım her akşam “anne babam bu akşamda mi bizim ile uyumayacak?” diye soruyor … Cevap veremiyorum kapı çaldığında “babişko diye koşuyorlar” ama baba yok karşılarında …Hep bir hayal kırıklığı.
    Bir şey isterken çekimserler “anne alabilir misin, verebilir misin?”diyorlar. Babaları yanımızdayken bir dediklerini iki etmezdi.
    Şimdi ise borç harç yaparak geçimimi sağlamak zorunda kalıyorum, eşim yanımda iken poşet taşımama kıyamazdı, şimdi gidip ev temizliği hali merdiven siliyorum ki kızlarıma babaları gelene kadar iyi bakabilir miyim, ihtiyaçlarını alabilir miyim diye…
    Bize bunları yaşatanlara kanunun geri çekilmesine sebep olanlar
    Yasa çıkacak diye içimizde kuşlar uçuştu, çiçekler açtı. Üzerimizdeki kara bulutlar gidecek derken hevesimizi kursağımızda bırakanların mahşerde evlatlarımın iki eli yakalarında olacak!


    Ben Şirin Evli ve 3 çocuk annesiyim. Ben 24 eşim 30 yaşında. 2008 yılında eşimle kaçarak evlendik.. Çünkü ailem vermedi. Ben babasız, dedemin gölgesinde annem ve babaannemin duasında büyüdüm.. Ama beni sevdiğime vermediler, belki verselerdi nişanlı durup bu hale düşmezdim.
    Tek bildiğim eşimi canımdan çok sevdiğim, çünkü sahiplenme duygusunu, sevme kıskanma duygusunu ben onda tattım.. Eşim ilkim ve sonum oldu kaçtım.
    18 yaşına kadar imam nikahı ile durduk bu süreçte düğünüm oldu, oğlum Berk Can dünyaya geldi anne oldum.. 18 yaşından bir gün alınca nikahımızı kıydık kimseye zararımız yoktu kendi halimizde geçinip gidiyorduk. Bu süre içinde ikinci çocuğumuz Ecrin Naz da oldu..
    İşimizde gücümüz de mutlu yuvamızda yaşıyorduk, üstünden de tam 6 sene geçmişti…, ama bir gece kapı çaldı.. keşke o kapı hiç çalmasaydı.. bir kapı çalmasının ölüm gibi geleceğini bilemezdim.. polisler içeri girip esimi aldılar ama benim canim dan can gitti..
    Çırpınıyorum kimse takmadı bile beni.. Hamileydim 3aylik.. 3. Evladıma..  Elçin Su’ ya..  Esimin çaresiz bakışı.. Benim göz yaşlarım…
    O günden sonra çocuklarımın her gün babam gelir diye kapıda bekleyişi.. Karnımdaki yavrumu bir başıma dünyaya getirme düşüncesi.. dayanamıyordum…
    Kendim babasız büyüdüm babasızlığın ne olduğunu biliyorum. Evde amcaları çocuklarına gelirken benimkiler odaya girip ağlıyor.
    “Babam ne zaman gelecek anne” derken her gün bitkin halimle masal uydurmaktan bıktım.. tükendim.. kan kusup kızılcık şerbeti diye bir kelime var tam da bunu yaşadım..
    Üçüncü çocuğumun doğumu oldu ama evde babasının fotoğrafını seviyor.. Ayda bir defa 40 dakika açık görüşte babasının yüzüne bakmıyor bile.. Çünkü benim evladım baba sevgisi ne bilmiyor.. sadece fotoğrafta biliyor babasını..
    Oğlum 5 yaşındaydı babasını aldıklarında.. Şimdi ilk okul 3. Sınıfa gidiyor ama sürekli okulda arkadaşlarına karşı babasını müdafaa etmekle kendini sorumlu tutuyor.  İnsanlar babasına suçlu gözüyle bakmasın diye “Babam hırsız değil, kötü suçu yok, annem bana hamile kaldığı için ceza evinde, yani benim yüzümden” diyor. Her ay rehberlik eğitimi alıyor.
    Bu cezayı ben çekiyorum, eşim çekiyor. Hadi biz suç isledik suçumuz çok ağır çünkü sevdik, yuva kurduk, aile olduk, bunun bedelini de evlatlarımıza da ödetiyorlar..
    Bir de çıkıyorlar, aile bütünlüğünden adaletten bahsediyorlar, simdi soruyorum benim bu çocuklarımın boynunu bükük bırakıp, babasız büyümelerinin hesabını kimler verecek…
    Bizim tek istediğimiz yuvamız bozulmasın aile bütünlüğümüzün korunsun. çocuklarımız babalarına kavuşsun.. Benim çektiklerimi çocuklarım çekmesin duyun artık bizi..
    Biz küçük gelin değiliz, birbirlerini çok seven eşler ve anne babalarız. Bize kıydınız evlatlarımıza acıyın… Sevmenin bedeli bu kadar ağır olmamalı.
    Tam bu dert bitecek derken 2016 bize yasa çıkacakken hem cinsimiz olan kadınlar bize karsı çıkarken, bizi diri diri mezara koyduklarını bilmiyorlar mıydi?
    Kadın haklarını savundular ama bizim gibi mağdur 3800 aileyi de mezara koydular.. Yasayı saptırdılar ve yasa geri çekildi.. Bunun uğruna bir tane bizim gibi mağdur arkadaşımız intihar etti. Canından oldu. evlatları babasızdı üstüne birde annesiz kaldı..
    Bizim hakkimizi niye savunmadılar? Bizi niye pislik sapık tecavüzcülerden ayırmadılar. bizim ve çocuklarımızın suçu ne? Bize bunu yasattılar.
    Dilerim Rabbimden benim ve benim gibi olan arkadaşlarımın çektiğimiz çilenin daha beterini çeksin Allah’tan bulsunlar. Bizim canlarımızın yandığı kadar canları acır ve yanar, belki eyvah derler ama kimsenin yanına kar kalmasın..
    Ah ediyorum vebâl ediyorum.. Ne diyim düşmanıma bile yaşatmasın yaşadığımı derken simdi Allah bize bunu yapanlara iki mislini yaşatsın ki anlasın bu uğraşların boşa olmadığını anlasınlar. Bizi tükettiler çünkü…


    Ben Neriman Evli ve bir çocuk annesiyim. Ben 21 eşim 25 yaşında. Sevmenin ağırlığını daha o yaşta hissettim omuzlarımda… Sevmekle beraber hayatın yükünü de sırtlanmış oldum. Nerden bilebilirdim ki kurduğum toz pembe hayaller, yerini siyah bulutlarla kaplı hüzün gözyaşlarına bırakacak.
    14 yaşındaydım ilk aşkım, kalp ağrımı sevdiğimde. O da 18. Öyle güzel sevdi ki… Hep iyi ki dedirtti. Ailem öğrenci diye onay vermediler. Biz yine de görüşmeye devam ettik. Olmadı engeller, baskılar… Benimle var mısın dedi ? Nasıl olmazdım ki … Tuttum elinden o günden beri de hiç bırakmadım.
    Her şey güzel olacak derken polisler geldi aldı. Ailemin hiç bir şeyden haberi yok okuldan kaçtığımı sanıyorlar. Şikayetçi oldular, dava aşaması boyunca 15 ay yattı.  Ailem 2. mahkemede şikayeti geri aldı. Her hakim karşısına çıktığımda seviyorum dedim. Ben de istedim dedim, o beni zorlamadı dedim, dinlemediler. Üstüne bir de tecavüzcü dediler 8 sene 4 ay ceza verdiler.
    Sevmenin mağduru olup ceza aldık. Her şey yoluna giriyor dedik… ÂLLAH’IN emri ile gelip istediler. Telimle duvağımla babamın evinden gelin çıktım.
    Minik  bir yuvam, kurulu bir düzenim oldu. 9 aylık evliydik içimde büyüyen minik eller, minik ayaklar, minicik bir kalbin olduğunu öğrendik .. Artık 3 kişi olma hayalini kuruyorduk.  7. ayıma girdiğimde gidip alışverişini yaptık bir oğlumuz olacaktı. İsmi Eymen olsun dedik.
    1 hafta sonrası yasa tasarısı gündeme gelip çekildi. “Gideceğim ben ama üzülme ben yoksam Eymen var” dedi. Keşke gitmeseydi.
    Hastane’ye gittiğimde elimden tutacak bana güç verecek bir el yoktu. Oğlumu yalnız aldım kucağıma. 7 günlük bebekti babasının kucağına verdiğimde. Hapishanede kokladı ilk yavrusunu. Gözyaşlarını kokusuna bıraktı.  Tutup alamadım elinden.Şimdi oğlum 1 buçuk yaşında. Her geçen gün büyüdü, o büyüdükçe ben öldüm… Yaşarken ölmek nedir bilir misiniz? Ben biliyorum defalarca öldüm.
    Oturabildi, emekledi, yürüdü… Sonra da baba dedi. Baba. Peki nerde bu baba ? Neymiş günahı evladından ayrı? Sadece 40 dakikalık görüşte görüyor.
    Çok sevmiş annesini, sahip çıkmış, korumuş kollamış…
    Peki annesi ne yapıyor? Babasını aratmamak için dişini tırnağına takmış. Gözyaşlarını silmiş gülmüş.
    İçimdeki çığlık büyüyor… Duyun, görün artık.
    Siz görmedikçe, duymadıkça,  ben çığlıklarımda boğuluyorum .. Gün be gün tükeniyorum .. Tek başıma yetemiyorum. Az değil yaşadıklarım, kısacık ömre ne acılar ne ayrılıklar sığdırdık… Ama yeter artık bitsin bu hasret, bu acı. Duyun artık çığlıklarımı!
    Bize bunları yaşatanlarda, yasasının geri çekilmesine sebep olanlarda hiç mi Allah korkusu yok acaba?
    Biliyor musunuz ki ben neler çekiyorum!
    Ben bir anneyim, babasız bir çocuk büyütüyorum ve buna sebep olan sizler gününüzü gün ediyorsunuz dimi ! Sizin için tüm sorunlar bitti. Nasıl olsa yasa geri çekildi ! Bu çocukların babasız büyümesinde etkisi olan herkese Rabbim daha beterini yaşatsın ! ELBET BİRGÜN HERKES YAŞATTIĞINI YAŞAR !


    Evlilik yasasından mağdur bütün kadınları ortak sözü:
    Biz kadınlar tecavüze uğramadık, zorla evlendirilmedik!
    Kendi hür irademizle, kalbimizle tertemiz sevip evlendik!
    Kızlar tecavüze uğramasın! Hiçbir genç kız zorla evlendirilmesin! Ama bizi onlarla da aynı kefeye koymayın. Yeter artık sesimizi duyun!



    Not: Dört bin kadın sadece kocaları hapse girdiği için başvuranlar.  Daha niceleri var on sekiz yaş altında evlenen. Kocası yakalanmasın diye korkusundan hastalandığında hastaneye gidemeyen, evinde doğuran, çocuğunu nüfusa yazdırmayan… Evlenmenin korkusu içinde yaşayan aileler…
    Sema Maraşlı  http://www.cocukaile.net
    Tek suçları erken evlenmek olduğu için birbirlerinden ayrı düşmek zorunda kalan bir ailenin tutuklanma gününden küçük bir kesit.  Suçsuz yere cezaevinde gerçek tecavüzcülerle aynı koğuşta kalmak zorunda olan, sevdiklerine hasret, gözyaşlarını tutmakta zorlanan gencecik bir baba, babasına doyamayan bir çocuk, eşini seven bir kadın ve evladına hasret yaşlı, hasta bir baba. Felç hastası baba, görüş günlerinde hastane kapılarında yatıyor. Güzel ahlaklı, evinin direğe evladı suçsuz yere hapiste. Evladına yaklaşmak istiyor fakat torununa kıyamayıp kendi hakkından feragat ediyor. Bu babanın ahı bile yakar bu ailelerin cezaevinde olmasına sebep olanları. Dualarımız ve gayretlerimiz bu ailelerin birbirlerine kavuşması için. Erken evlendiği için hapis cezası alan ve birbirlerinden ayrı düşen bu ailelere yapılan büyük bir zulümdür. Zulme rıza da zulümdür.
  • Babam tanımadı beni, tanıyamadım bu kim, dedi. Dili zor dönüyor. Tanıttım, yine hatırlamamak üzere tekrar etti. Acaba kafası nasıl çalışıyordur şimdi? Bir bebek gibi mi yoksa dünyaya tesadüfen gelen bir yolcu gibi mi; yanlış durakta inen beş parasız bir yolcu, yolu izi karda kaybolmuş. Önü sonu görünmüyor.

    Küpelerimi çıkardım, dövmemi kapadım yanına gitmeden evvel kızar diye, eminim tanısaydı beni, hatırlasaydı kızardı.

    Kışın camlara naylon çakardık, soğuk olurdu, kalın bordo kadife perdeler gererdik ölü gibi ağır. Sonra sular donardı sabahına, bazan patlardı borular. Pürmüz ile açardı babam. Anam sobayı yakardı, ben üşürdüm. Uyanmayınca da kızardı babam, utanmıyon hemi derdi, koca adam sofra hazırlıyo, eşek gibi yatıyon utanmaz herif, derdi ve ben ilkokula giderdim.

    Babam tanımadı beni, tanıyamadım bu kim, dedi. Dili zor dönüyor artık, donuk gözleri. Kuş kadar kalmış ama hala inatçı ve güçlü. İlaçlarını içemiyormuş, zorla içirmek zorunda kaldık. Uğraşman benimle, diyebildi yarım yamalak.

    Hiç huyu değildi gülmek ama bana bakıp bakıp güldü boyna. Belki kabarık saçlarımla onun hayal dünyasında komik bir şeyi temsil ediyordum o an, kim bilir? Saçlarından öptüm, ufakken tersini tek tük ama çok ağır şekilde yediğim elini tuttum, öptüm uyumazken. Sonra uyuttum elini tutarak.

    Gece bir ara kalkıp yanıma yatmış. Evvelsi gün de üzerime oturmuştu yanındaki kanepede uyurken. Daha sonra kolumun altında uzun uzun konuştuk, kopuk kopuk. Boyna yalanlar dizdim. Ne sorduysa bir şey söyledim. En yakın arkadaşından hala hayattaymış gibi selam getirdim. Babasını anlattı dili dolana dolana. Geçen gece ölmüş babası, çok üzülmüş, ağladı biraz. Sabaha karşı martılar çığıldarken uykuya daldı cerrahpaşada. Gökyüzü sabaha karşı gece mavisiydi. Ya da gece sonu sabah mavisi, her ne ise işte. Mavi bir gecenin sonuydu. İleride demirlemiş gemilere bakakaldım.


    Her yeni bir okula başlamamda yanımdaydı. İlk okulu hiç unutamam. Herkesin yanında birileri vardı benim ise yoktu. Babam sıraya koyup gitmişti beni. Herkes sulu göz, ağlıyor. Ben etrafıma bakıyorum. Ağlayamıyorum da. Önlüğümün yakası boynumu kesiyor, mavi üzerine beyaz. Pantolon gri, ütülü, paçaları pileli. O zamana kadar zaten babama kızgındım hep. Binbir emekle yaptığım oyuncak kepçemi inşaata gömmeme sebep olan o günü ise aklımdan çıkaramıyorum.


    Beni sevmediğini düşündüm bunca yıl. Benden utandığını belki de. Bu yüzden miydi soğuk davranması? Sonraları öğrendim. O da babasından sevgi görmemiş ki! Hiçbir çocuğunun saçını dahi okşamamış, candan sarılmamış bir kez olsun. Dedesi onu "kendisini soluna alarak yürüdüğü" için öldürürcesine dövmüş mesela. Atlarını dövmesi bundan mıymış ki? Duydukça ondan daha da soğudum. İnsanlara yaptığı sert davranışlar, tırnak uzatması yüzünden ablamı dövmesi? Hepsi nereden geliyordu?


    Aramızda çok yaş var. Beni oğlum diye tanıtmadı hiçbir zaman, babamın torunu derdi şaka yollu. Beklentim de yoktu ama bir kere sarılmasını isterdim hep. Yaşlandıkça ona karşı hislerim değişti. Önceleri öfke vardı. Sonra yıllar içinde acıma, üzülme ve pişmanlık gibi şeyler eklendi buna.  Bana ilk defa sarılması anamın kaybı gecesi oldu. Daha önce kimse öyle sarılmamıştı. Pişmanlık mı vardı kollarında yoksa bana mı öyle geliyordu? Saçlarımdan bile öptü o gece. Sarıldık, artık sevgi de eklenmişti o karmaşık duygulara. Sevgi miydi yoksa buzların erimesi miydi bilmiyorum. Sanırım acı insanları birbirlerine bağlayan en güçlü bağ, sevgiden bile güçlü.


    Daha sonra babamla beraber yaşadık hayli bir süre. O mutfakta yatardı bense sobalı oturma odasında ders çalışırdım. O zamanlar başladım sigaraya. O da biliyordu tabi ama ses etmiyordu. Sabahları mutfakta tepeleme uzun samsun dolusu küllükleri görürdüm. İnsan özleyince ve yaşlanınca daha fazla sigara içiyor sanırım.

    Yaşlılar belli etmez ama sever, eşlerini ve çocuklarını. Anamın yanına yalandan mezar yapmış, beni buraya gömersiniz dedi. Cidden o kadar mı severdi anamı? Bunu neden çok geç fark ettim? Neden çok geç söyledi? Sevilmek için ölmek mi gerekirdi?... her neyse.


    Camiye giderken balkondan yürümesini izlerdim. Yol boyu gider az ötedeki dönemeçte kaybolurdu. Yine lanet şubat ayı. Hava gri, kömür odun dumanı kaplı. Karla beraber yere çöken bir katman, nefese dolar. Soğukta titrerken sigara içerdim, karşıdan geçen otobüsleri izlerdim, nereden gelip nereye gittiğini bilmediğim, uykulu insan dolu otobüsleri. O zamanlar ninnilerim buydu, sessizlikte yankılanan lastik sesleri. Komik belki ama o sesle uyurum hala. Uyurken düşlerimi üstüme giyer o otobüslere biner giderim. Belki de bu yüzden, küçükken muavin olmayı çok isterdim. Gitmek için, sadece gitmek. Soğuk gece otobüs yolculuklarında yitmek.


    Dönüp dolaşıp yine aynı odaya gelirdim sonra. Soba yanardı babam mutfakta yatardı. Ağlıyordu, bunu duyuyordum. Ben de ağlıyordum, o da bunu biliyordu. Ama ikimiz de belli etmiyorduk güya, erkeklik var ya serde.


    Zaman geçtikçe ayrılıklar ve yol ayrımları çoğalır. Bizde de aynı durum oldu. Yeni bir okula geldik beraber. O zaman beni bırakmadı. Düşünüyorum, bir şeylerin değişmesi için bir şeylerin olması mı gerekir illa?


    Sevmek için ölmek mi gerekir, öldüğü için mi sevilir, yoksa sevdiği için mi ölür insan?


    Şimdi yine bir ayrımdayız. Artık çoğu şeyi ve insanı hatırlamıyor. Saçıma karışıyor en fazla. O da iki defa, sonra ses etmiyor, unutuyor sanırım. Yüzüne ve gözlerine bakınca şiddet dolu tarihi görebiliyorum, at dövmekten, insan dövmekten, sövmekten, yoluna yürüyememeye giden yol...


    Şu an ona kızıyorum, öfkeliyim, bir yanım acıyor, üzülüyor. Çaresizlik de var bir yandan. Ve acımasız olmak zorunda olmak. Ben değilim ki, yaşam döngüsünün kendisi acımasız. Keşke bazı şeyler bambaşka olsaydı. Keşke insanlar bu kadar yaşlanmasa, kendimi onun yerine koyuyorum. Koyamıyorum daha doğrusu. O raddeye gelmeden ipte sallanırken buluyorum kendimi. Tıpkı amcam gibi. Gözümde o canlanıyor. İpe bağlı bir yaşam, ipe bağlı bir ölüm. İki ucu da boktan. Yaşayamıyorsa ve ölemiyorsa bir insan, ne yapabilir ki başka, sevemiyorsa hiç?


    Keşke insanlar sevdiklerini gömmese, öldürmese. Sarılmak için ölümü beklemese. Keşke insanları birleştirmek için acıya gerek kalmasa. Keşke atlar dövülmese...

    Babam tanımadı beni, ben tanıdım onu. En çok da o zaman. Tanımadı beni, tanısaydı saçıma laf ederdi, tanısaydı küpelerime bakar söverdi, tanısaydı derimi yüzerdi kolumdaki dövme ile. Tanımadı beni, tanısa eminim bana kızardı, belki de kızmazdı ki? Bunu hiçbir zaman bilemeyeceğim.


    Lastik sesi uzuyor siyah gecede, yol ışıklarını izliyorum, orta refüjde direkler, turuncuya çalan ışıklar saçıyorlar soğuk ve kimsenin olmadığı geceye. Kar düşüyor yeryüzüne. Sağ koltukta anam uykuya dalmış, sene 98, ablamın düğününe gidiyoruz. Otobüs soğumuş, gece soğuk, yaşamak soğuk.
  • 🥀1. Kendini küçük görmeyi bırak. Sen yürüyen evrensin.
    Büyük bir potansiyelle doğdun. İdeallerin, hayallerin, gerçekleştirmek istediklerin var. Kanatların var. Sürünmek için değil, uçmak ve yaşamak için doğdun. Elinde ipin var olduğunu bilirken ne diye kuyunun dibinde durmaya devam edersin? Evren senin dışında değil, evren senin içinde.

    🥀2. Yapman gereken şey, senin için anlamlı olan bir hayat sürmektir, başkalarına değil.
    İnsanların ne düşündüğünün gerçekten bir önemi yok. Sadece, kalbine ve aklına yatan hayatı yaşamakla sorumlusun.

    🥀3. Kendine dair umutlarından asla vazgeçme.
    Zor bir zaman geçiriyor olabilirsin. Herşey sana karşıymış gibi gözükebilir. Bir dakika bile sabrın kalmamış olabilir. İşte o nokta, herşeyin değişeceği noktadır. Hüzünler, sevince hazırlanman içindir. Hüzün, evini temizler, yeniye ve sevince yer açar. Hüzün, kalbindeki sararmış yaprakları temizler. Böylece artık yeni yeşil otlar açabilir. Hüzün kalbini kapladığı zaman rahat ol, yakında çok feraha ereceksin demektir.

    🥀4. Cehalet hapishanedir.
    Cehalet seni hapishaneye sokar. Bilmek ise Allah’ın sarayıdır. Bilmek lütuftur, bilginin kıymeti yüksektir.

    🥀5. Dışarıdaki zenginlikler, içindeki zenginliklerle kıyas bile edilemez
    Zaten boynunda var olan elmas gerdanlığa sahip olmak için oradan oraya koşturursun. Eğer kendini bir kaç dakikalığına hakikat penceresinden görebilseydin şaşar kalırdın. Sevinç ve güzelliklerle dolu evine geri dön. Kendine geri dön. İçindeki hazineye geri dön. Evrendeki herşey senin içinde. İçinde sonsuz bir kaynak mevcutken, elinde boş bir kova ile sokaklarda dilencilik yapma.

    🥀6. Olduğun kişiyi bırakabilirsen, asıl varlığına uyanırsın.
    Güvende olma ihtiyacını bırak. Korktuğun şeylerin üzerine git. Şan, şöhret, görüntü ve sahte kimlikleri bir kenara koy. İnsanların anlattığı sınırlayıcı hikayelere inanma. Kendi hikayeni yarat. Kendi ateşini kendin yak. Kendi ateşiyle eriyen kar gibi ol. Kendini kendinden uzaklaştır, kendini yıka. Sonra yeniden doğ.

    🥀7. Dünyadaki herkesten daha iyi yaptığın birşey mutlaka vardır.
    Herkesin dünyaya yapmak için geldiği, en iyi yaptığı en az birşey vardır. Ve bunu yapmak için gerekli olan istek herkesin kalbine yerleştirilmiştir.

    🥀8. Merdivenin tümünü görmek zorunda değilsin, sadece ilk adımı at.
    Yolu yürümeye başla. Başladıktan sonra yolun devamı görünecektir.

    🥀9. Bir işi yaparken onu tüm kalbinle yap.
    Yarım akılla, yarım kalple Yaradan’a ulaşmaya çalışmak nafile bir çabadır. Yola çıkıyorsun ama yolun yarısında vazgeçip pes ediyorsun. O zaman niye yola çıkarsın? Ruhtan/kalpten gelen istekle yaptığın her iş sevince dönüşür. Eğer istek kalbinden gelmiyorsa, o sevinç yok olur. Her ne yapıyorsan ve her kimsen, kalple yap, kalple ol.

    🥀10. İyi şeyler son bulur, böylece daha iyi şeylere yer açılır.
    Üzülme. Hüzünlenme. Kaybettiğin herşey başka bir formda sana geri döner.

    🥀11. Yaraların, ışığın içeri girdiği yerdir.
    Seni acıtan, üzen, yara açan herşey seni aynı zamanda büyütür. Karanlık, senin aydınlatıcı mumundur. Yıkımın olduğu yerde hazine bulunur. Yaralarından kaçma. Yaraların, ışığın içine nüfuz edeceği yerdir. Hüzünlerin olduğu zaman şefkatin artar. Yeter ki açık kalpli ol. Acının, şefkate dönüşmesine izin ver.

    🥀12. Sevdiğin işi yap ve onu sevgiyle yap.
    Sakince, sevdiğin şeyi yapmaya doğru çekilmene izin ver. Direnme. Gerçekten değer verdiğin şeylerle meşgul ol.

    🥀13. Daha az düşün, daha çok hisset.
    Söz konusu olan sevgiyse, onun sebeplerinin anlamı yoktur. Düşüncelerini unut. Düşüncelerinin, kalbinin üstüne geçmesine izin verme. Düşünmeyi bırak… Kalbinde yanmayı bekleyen bir mum var. İçinde dolmayı bekleyen bir boşluk var. Hissediyor musun? Endişe etmeyi bırak. Düşünmeyi bırak ve hissetmeye geç.

    🥀14. Sevgi için herşeye değer.
    Hakiki insan, sevgi için herşeyi kaybetmeyi göze alabilir. Eğer sen o değilsen, bu işe hiç girme. Bırak sevgilin deli olsun. Sevgi için herşeye değer.

    🥀15. Hayatındaki iyiye ve kötüye – herşeye eşit şekilde şükret.
    Her kim geliyorsa karşına, ona şükran duy. Hepsi sana öte alemden bir hediye ile gelmiştir. Eğer kötü’den dolayı sinirlerin bozuluyorsa da şükret, bu sayede kendini yenileme fırsatın olacak.

    🥀16. Kendini değiştir, dünya kendiliğinden değişir.
    Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istiyordum. Bugün bilgeyim, kendimi değiştiriyorum.

    🥀17. Bizler sevgiden yapıldık
    Sevgi bizim hammaddemizdir. Sevgiyi aramak yanlıştır. Sevgiyi arama. Sevmene engel olan bariyerlerini ara, onları bul. Sevgi sayesinde tüm acı azalır, bakır altına, hüzün sevince dönüşür.

    🥀18. Ruhun bu dünyadan değildir ama bedenin bu dünyadandır.
    Tüm gün düşünürüm bazen, nereden geldim, nereye gidiyorum diye. Bil ki ruh bu dünyadan değildir. Ancak bilirim ki beden bu dünyadandır.

    🥀19. Ruh mertebesinde hepimiz biriz.
    Güneşin duvarın bir tarafına vuruşu ile diğer tarafına vuruşu farklı sonuçlar doğurur. Ancak güneş tek ve birdir. Doğu ya da Batı.. Kuzey ya da Güney. Fark etmez. Ruh mertebesinde ayrım yoktur.

    🥀20. Ruhunuz herşeyden daha kıymetlidir.
    Elle tutulur, maddi şeylere fazla önem verme. Kendi ruhunun kıymetini bildiğin zaman, onların ne kadar değersiz olduğunu anlarsın.

    🥀21. Eşini bilgece seç.
    Aranda rekabet olmayan, daha zengin olma peşinde koşmayan, kaybetmekten korkmayan, benliğine tutunmayan birisini eş olarak seç.

    🥀22. Gerçek sevgi madde dünyasını dönüştürür. Bedenleriniz ayrı kalsa bile ruhlarınız her daim birliktedir.
    Ayrılıklar sadece gözleri ile görenler içindir. Sevenlerde ayrılık yoktur. Ruh mertebesine ayrılık yoktur.

    🥀23. Kelimelerinin gücünü yükselt, sesini değil.
    Sesini yükseltmek fayda etmez. Kelimelerinin gücünü arttır. Çiçekleri büyüten şey yağmurdur, fırtına değil.

    🥀24. Sessizlik, Yaradan’ın sesidir.
    Sessizlik Yaradan’ın sesidir. Diğer seslerin hepsi basit birer çeviri denemesidir. Kelimeler yüzeydedir. İnsanlar, kelimelerin ötesi ile iletişime geçerler. Kelimelerle savrulmayı bırak. Sessizliğe teslim ol, bırak herşey o şekilde açığa çıksın.

    🥀25. Hayatta olmak yaşamak demek değildir.
    Sadece nefes aldığın için yaşadığını mı sanıyorsun? Bu hayat, hayat değildir. Bu hayat sınırlarla doludur. Sevgiye teslim ol ve gerçekten yaşa. Sevgiye teslim ol ve sonsuza dek yaşa
  • 564 syf.
    ·12 günde·Beğendi·8/10
    "Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım." #Kemal
    “Orhan abi herkes bilsin çok naçizane bir kitap okudum.” #Tayfun

    Bu dâhiyane yazarın, naçizane kitabını Kırıkkale’den önem verdiğim bir dostum ulaştırdı bana. Gerçi zaten kütüphanemde olan bir kitaptı ve “illa benim okuduğumu oku,” dedi. Kitabın içerisinde bol bol da notlar eklemiş, giriş kapağına da güzel üç beş cümle karalamış. Teşekkür ederim dostum, kitabını okudum.

    548 sayfa olan kitapta ne acılar var ne acılar var. Bir kere en önemlisi 1970 – 1980’lerin yoksul Türkiye’si var. Sakın abarttığımı düşünmeyin, o dönemleri bilenler ne demek istediğimi çok daha iyi anlarlar. Şimdi burun kıvırdığımız rahatlığı, beğenmediğimiz yaşantımızı o dönemlerde ülkenin en zenginleri dahi yaşamıyordu.

    Hastaneler tıka basa dolu, doktora görünmek için daha güneş doğmadan hastane kapısında bekleyen yaşlılarımız, hastalarımız. Hastanelerin bu kadar fazla olmayışı ve paranın her zaman kutsal şıkırtısı. İsimsiz tacizler, saklı kalmış “gel bakayım amcana, sen ne kadar büyümüşünler.”

    Yasal tefeciler, yani bankerler. Halkın ve işverenin, zor gün dostu gibi görünüp elinin verip de kolunu kaptırdığı kişiler. Bu sebeple intihar ve cana kıyımlar.

    Darbe… Askeri darbeler. Hani şu ülkenin gidişatını beğenmeyip de ordunun yönetimi ele geçirmesi. Hani sokağa çıkma yasakları konulan. Hangi şu geçtiğimiz yıllarda başarılı olunamayan, darbe.

    Sağ ve sol davası. Herkesin haklı mücadelesi. Sağa göre solun, sola göre ise sağın vatan haini ilan edildiği yıllar.

    1979 Amerika menşeli Imdepenta tankeri ile başka bir geminin çarpışmasıyla boğazda bir ay süren yangın. Kimileri der ki; “o kaza ile çıkan duman boğazı gündüz iken geceye çevirdi,” “bazıları ise gece iken gündüz etti.” Binlerce ton petrolün boğaz suyuna karışıp, günlerce yanması…

    Jenny Colon. Fransız tatliş mi tatliş bir abladır. Aynı zamanda ürettiği çantaların isim annesidir. Jenny Colon kitabımızdaki esas oğlan olan Kemal Bey’in hayatını iki kere yerinden oynatmıştır. Biri varlığa biri ise yokluğa. Biri aşka, biri ölüme…

    Ve aşk…

    Kemal ile Füsun. Kitabı iki ana karakteridir. Füsun onsekiz yaşında dünya güzel bir kız, Kemal ise eh işte yoklukta gider denilmeyecek kadar sevgi dolu hayat dolu bir bey abimiz. Ve aralarında yaşanan olaylar silsilesi. Ayrılıklar, birleşmeler ve vazgeçişlerle dolu bir hikâye. Orhan abinin ise harika betimlemeleri. Kemal’in vazgeçmeyişi, olayı hastalık boyutuna taşıması ve Füsun için kendi hayatından dahi geçmesi. Hepsi güzel hepsi çok özeldi.

    Müze. Bu fikir kimden çıktı bilmiyorum ama benim çok hoşuma gitti. Eğer ki Orhan abi bu yazdıkların senin gerçek hayatından bir parça değilse, hayal ürünü olarak kurduğun bu atmosferi müze ile taçlandırman gerçekten en büyük alkışları hak ediyor. Senin hayatın olduğundan da şüphem var. Belki de gerçek hayatta Orhan, kitapta ise Kemal’in bilemedim. Müze bileti için ise ayrıca teşekkür ederim.

    Kitap sonunda, yani kitap bittikten sonra diğer karakterlerin akıbetinin de yazılması, neler yaptığının okuyucuya aktarıldığı kısım da çok hayli hoştu ben sevdim. En favorim ise Hain Sühendan :)

    Geldik şimdi en janjanlı kısıma… Sevişiyorlar….. Cinsellik…. Çok müstehcen…
    Bu kısmı incelememde yer etmeyi hiç düşünmüyordum ama bazı arkadaşların tepkilerine seyirci kalamazdım. Resme baktığında ne görüyorsan aldığın derste odur ya da kişinin fikri neyse zikri de o olur. Eğer ki sen kötülük ararsan en naçizane kitap da bile bulursun en kötü şeyleri. Lakin ben pek abartılacak bir cinsellik görmedim. Beni rahatsız eden, özgürlük ve modernliği bekâret ile sınırlamış olmaları.
    Hatta nereden estiyse kitabın arasına şöyle bir not düşmüşüm; “Avmlerde bulunan fotoselli kapı gibi her önüne gelen erkeğe bacaklarını aralamak modernlik ve özgürlük olamaz.”
    Neyse birazdan İstanbul için İftar vakti olacak. Kitap okunulası bir kitap. Müzeyi de en kısa zamanda ziyaret etmeyi düşünüyorum. Sizlere de tavsiye ederim. Okuyunuz. Kendinize ait birçok şey bulacağınızı düşünüyorum.

    Sevgi ile kalın…
  • Hayat çok garip değilmi arkadaşlar bir çok anınız olur bir çok yaşanmışlıklar olur dostumuzla arkadaşlarımızla veya aile vb gibi ve herşey güllük gülistanlık iken birşey olur birşey girer araya bu kişi olur veya sorun olur fark etmez ve tartışma esnasında bir et parçası olan dil kırar iki tarafın kalbini geçer gider ve araya soğukluk girer elbette hatasız kul olmaz herkes hatasız olsaydı dünyada ne işimiz olurdu değilmi sonuçta imtihan dünyasındayız bazı şeyleri yaşanacakki imtihan olarak bizde o yaşanmışlıklar sayesinde olgunlaşalım ve kötü sözler arkadan konuşmalar araya birçok fitne fesat girer olay farklıya döner buşuna Rabbimiz ayette şunu belirtmemiş bir müslüman 3 günden fazla küs kalmaz kalamaz değilmi bunun sebebi belki ilerde olacak kötülük ve fitne fesatları engellemek sonsuz hikmet sahibi olan Allah hamd olsun ki biz bize gönderilen kutsal kitaba uyup iman etseydik olurmuydu bu fitne fesatlar sıkıntılar şimdi diceksiniz ki cehennem boşuna yaratılmadı cehenneme gidicek kişilerde olmalı elbette haklısınız ama kainata gönderilen rehber olan kuran ve elçiler boşunamıydı ? Allah ayette şunu buyuruyor Allah akıllarını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır herkes akıl sahibi kullanmasını bilen neden yansın arkadaşlar kusura bakmayın sadece bu olaya menfaatlerimiz izin vermiyor bizi bunlardan alı koyuyor ve biz birşey uğruna kazanalım diye kula kulluk ediyoruz sadık olamıyoruz birbirimize eğer sadakat sevgi saygı aramızda eksilmesi olurmu ki ayrılıklar belkide bu olanlar imtihanlarımızdı dost gider gelir evet ama peki yaşarken kıymetin yokken öldükten sonra neden cenaze merasimleri karaşık olur seninle yaşarken konuşan ve konuşmayan insanlar neden öldükten sonra gelir cenaze merasimine neden insan yaşarken değerli değilde öldükten sonra değerli olup pişmanlıklar ve keşkeler dile getiriliyor bu değilmi bizi maf eden herşeyden soğutan cümleler değilmi ama şu hayatın gerçeği ki doymadan sofra tuz istediğin hayAta doyduktan sonra gelen tuz gibi anlamsız özürli bir hayat bunun sebebi gene değilmi insan ? Kıymet bilmek çok zor değil sadece işimize gelmiyor evet belki satırları okurken kafanız karışır eksikler görürsünüz eleştirirsiniz bende size sorayım insanlığı hayatı anlatmaya mürekkep yetermi? Evet arkadaşlar buda bir gerçek hayat başkalarını düşünecek kadar uzun değil ne olursa olsun aşk olur dost olur herşey yaşamak güzeldir ama sebebi olacak şekilde yaptıktan sonra keşke lafını kullanmamak kaydıyla güzeldir hayat evet arkadaşlar kafası çok karışık insanım anlatmak isterim şuda bir gerçekki ölenlerle ölünmüyor ama kalanlarda yaşanılmıyor şunuda unutmayalım ki dostlar kırdığımız her kalbin içinde Allah var bu iyi kişinin kalbi veya kötü kişinin kalbide olabilir fark etmez insanı yaratan Allah değilmi ? Herkes onun kuludur vesselam sağlıcakla kalın .....


    Kalemimden notlar....