Hemen vardı kendi atasına, "Altın Şaman bana evdeş olacak. Varın isteyin."
Şaşkınlık ve sorgular.
Şaşırmamak, sormamak mümkün değildi ki.
"Usun başında mı oğul? Nasıl olur? Bir şamanın evdeş tuttuğu, ere vardığı görülmedi ki. Buna bir sürü engel çıkar. Hem şaman sana neden varsın?"
"Sevda..."
Bundan güzel cevap mı olur?
Aslında cevap buydu.
Tek cevap.
"Hiç gocunmuyorsun çektiklerinden."
"Çünkü Sevdam çok büyük."
"Bu sevda sana yük."
"Olsun!"
"Hiç kızmıyorsun bana, küsmüyor, darılmıyorsun."
"Çünkü sevdam çok büyük."
"Bu sevda senden de, benden de büyük!"
"Her eşyasını, her parçasını, döktüğü her alın terini, verdiği her emeği topladı, denkledi Aycıl. Ana yine üç at getirtti ona. Elbette buraya geldiği atları değil. Ama sayı aynı. Biri yükleri için, biri binsin, biri yedek diye.
Yüklemeye başladığında anladı ki ne getirdiyse o kadarını götürüyor. Ne verdiyse onu alıyor.
Acunun yasası, töresi de bu değil mi? Ne yaparsan odur senin hakkın. Uçmaklığında seninle o olacak. Gök'e çıktığında da.
Yiğit yiğitliği ile şaman şamanlığı ile..."
"O nerde? Neden gelmedi?"
"Gelemez! Üzerinde dün gecenin etkisi sürmekte. Birkaç gün uzak duracak senden. Dayanamazsın gücüne. Zaten uçmaya yatkın usun uçup gider. Sabret. Bu eti ye. Sana iyi gelecek. Benim de gitmem gerek!"
"İyi mi?"
"Çok iyi!"
"Ne oldu dün gece?"
"Aycıl Kız , Kartal Şaman oldu."
"Bitti mi?"
"Bitti ve yenisi başladı."
Böyleydi yaşam. sonu olmayan, sonu ancak uçmaklık. Bir derece bitmişti ama sonsuz derecelemelerde bir yenisi başlamıştı. O bir şamandı ama daha güçlü olmak için savaşacaktı. En güçlü yoktu bu işte. Sürekli gelişen, sürekli olan vardı."