• 1552 syf.
    ·23 günde·8/10
    Edmond Dantes'in amacı kendisine iftira atarak zindana düşmesine ve hayatının altüst olmasına neden olanlardan intikam almaktır. Elde ettiği zenginlikle, yıllar boyunca intikam için sabırla bekler ve olaylar genel olarak bu çerçevede döner. Aynı zamanda iyiliği dokunanları da ödüllendirir. Edmond Dantes bir tanrı formundadır artık.
    Dantes'in uğradığı haksızlık sonrasında kişiliğindeki değişimi görünce Breaking Bad dizisini hatırlattı bu durum bana. Dantes de içindeki hırsla bambaşka bir insana dönüşür. (Dizideki Tio Salamanca'da Noirter Villefort'a benziyor. İkisi de felç bir halde, konuşamayıp gözleriyle bir şeyler anlatmaya çalışan yaşlı karakterler.)

    19.yy Fransız edebiyatının genel özelliği anladığım kadarıyla iç içe geçmiş olaylar ve karakterler arası bağlarla örülü hikayeler olması. Sefiller ve Notre Dame'ın Kamburu kitaplarında da bu tür bağlantılar ve büyük tesadüfler fazlasıyla görülür.

    Bu kitabı okumak uzun bir yolculuğa çıkmak gibi. 2 cilt 1550 sayfa tahmininizden hızlı şekilde okunuyor ve kitap akıp gidiyor . Kitapta Fransız kültürü kadar doğu kültürlerine de yer verilmiş. Ayrıca kitapta belirtilen cadde ve sokak isimleri ise gerçekten var ve 1800'lü yıllardan bu yana değişmemiş. (bkz. google maps) Marsilya'da bir gezi teknesinin ismi de Edmond Dantes, kitabın ne kadar etkileyici olduğunun bir örneği sadece :)
  • Diğer okurlarında kolay kitap seçmesi açısından şimdiye kadar okuduğum kitaplardan beni en çok etkileyen kitapların bir listesini oluşturmak istedim. Seçtiğim kitapların genelde kurgu kitap olmasına özen gösterdim. Sizde listeyi kontrol ederek bu konuya destek verebilirsiniz. Listedeki sıralama tamamen karışık hazırlanmıştır. Konuyu paylaşarak daha çok kişiye ulaşmasını sağlayabilirsiniz.

    1- Denizin Çağrısı
    2- Uçurtma Avcısı
    3- Çocuk Soğuk - Bir Soyutlama Kiler Neden Nefes
    4- Sıfır Noktasındaki Kadın
    5- İntihar
    6- Uyuyan Adam
    7- Huzursuzluk
    8- Zaman Makinesi
    9- İlk Öğretmenim
    10- Tuhaf Kütüphane
    11- Fırın Saldırısı
    12- Yüzbaşının Kızı
    13- Müfettiş
    14- Kabuk Adam
    15- Vanya Dayı
    16- Lyon'da Düğün
    17- Vişnenin Cinsiyeti
    18- Zamanımızın Bir Kahramanı
    19- Bir Delinin Anıları
    20- II. Edward
    21- Karanlığın Yüreği
    22- Usta ve Margarita
    23- Bir Yaz Gecesi Rüyası
    24- Asturya'da İsyan
    25- Sis
    26- George Dandin
    27- Lord Arthur Savile'in Suçu
    28- Hoşgör Köftecisi
    29- Sesler Adacığı
    30- Martin Eden
    31- Yavaşlık
    32- Elveda Gülsarı
    33- Uyku
    34- Beyaz Diş
    35- İntihar Dükkanı
    36- Hileli Tartı
    37- Kumarbaz
    38- Dorian Gray'in Portresi
    39- Dikanka Yakınlarında Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları
    40- Semerkant
    41- Siddhartha
    42- Küçük Kara Balık
    43- Olağanüstü Bir Gece
    44- Haydut
    45- Bir İdam Mahkumunun Son Günü
    46- İçimizdeki Şeytan
    47- Kendine Ait Bir Oda
    48- Yakıcı Sır
    49- Alemdağ'da Var Bir Yılan
    50- Katip Bartleby
    51- Seni İçime Gömdüm
    52- Dr. Jekyll ile Bay Hyde
    53- Ayaktakımı Arasında
    54- Toprak Ana
    55- Venedik'te Ölüm
    56- Korku
    57- Semaver
    58- Casus
    59- Son Kuşlar
    60- Kürklü Venüs
    61- Otomatik Portakal
    62- Süper İyi Günler
    63- Kuyucaklı Yusuf
    64- Denemeler
    65- Kreutzer Sonat
    66- Sokrates'in Savunması
    67- Genç Bir Doktorun Anıları
    68- İvan İlyiç'in Ölümü
    69- Yeraltından Notlar
    70- Babalar ve Oğullar
    71- Böğürtlen Kışı
    72- Ermiş
    73- Senden Önce Ben
    74- Aylak Adam
    75- Echo'nun Kemikleri
    76- Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat
    77- Hamlet
    78- Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
    79- Çavdar Tarlasında Çocuklar
    80- Açlık
    81- Hayvan Çiftliği
    82- Genç Werther'in Acıları
    83- Kırmızı Pazartesi
    84- Bülbülü Öldürmek
    85- Suç ve Ceza
    86- Sol Ayağım
    87- Mrs. Dalloway
    88- Momo
    89- Beyaz Gemi
    90- Amok Koşucusu
    91- Köpek Kalbi
    92- İnsan Neyle Yaşar
    93- Yaşlı Adam ve Deniz (İhtiyar Balıkçı)
    94- Kör Baykuş
    95- Palto
    96- Fareler ve İnsanlar
    97- Küçük Prens
    98- 1984
    99- Kadınsız Erkekler
    100- Satranç
    101- Kabil
    102- İnci
    103- Albaya Mektup Yok
    104- Martı Jonathan Livingston
    105- Yabancı
    106- Veronika Ölmek İstiyor
    107- Kürk Mantolu Madonna
    108- Simyacı
    109- O Muydu?
    110- Mustafa Kemal
    111- Düğüne
  • Mısır tarihi 3000 yıllık yazılı belgenin yanı sıra arkeolojik kalıntılardan esinlenerek yazılmıştır. İlk olarak Mısır’da yazıyı ele alalım: Mısırlılar yazıyı Mezopotamya’dan öğrenmişlerse de kendi üsluplarını geliştirip hiyeroglif yazıyı resimlemeyi (piktogram) taş, fildişi, ahşap üzerine kazıyorlardı.

    Hiyeroglif yazıdan başka 1.Hiyaretik, 2.Demotik, 3.Kopt yazı türleri de vardır. Mısır hiyeroglifleri 1822 yılında Eski Mısır bilimci ve Dilbilimci Jean François -Champolion çözmüştür. Mısır alfabesi kolay çözünürdü, bunun nedeni ise ufak tefek değişikler olsa da yıllarca aslına bağlı yazılı olması idi.

    1.Hiyaretik Yazı: Kil kaplara ve papirüslere yazılması Orta Krallık (M. Ö2040-1640) döneminde daha sık görüldüğü için (kitap yazısı) da denir. Hukuk ve dini metinlerde kullanılır. M.Ö 200’e kadar kullanılmıştır.

    2.Demotik Yazı: Geç dönemde 26. Sülalesi’nin hiyaretik, yazının basitleştirmesiyle ortaya çıkan yazı “Halk” yazısıdır. M.S 5yy.da Philae Adası’nda en son demotik yazı kalıntıları vardır.

    3.Kopt yazı: Kıptilerin demotik yazıya altı harf eklemesiyle oluşan yazıdır. Genellikle saray, tapınak, ordu ve okullar kopt yazısı kullanılırdı. Mısır’da rahipler öğretmenlik yapardı. Okullarda hiyaretik ve hiyeroglif yazı öğretilirdi, hiyeroglif yazı bilmek seçkinlik bilgelik sayılırdı.

    Papirüse yazının artışı “Ölüler Kitabı” yani mumyalamayla birlikte gömülen yazılarla artmıştı. Günümüzde en uzun papirüs British Müzesi’ndeki 40,5 m uzunluğundaki HARRİS papirüsüdür. Kırmızı ve siyah mürekkeple yazıyorlardı. Genellikle dinsel belgeler ve ölünün yaşam öykülerini yazıt mezarlara yazıyorlardı.

    Orta Krallık dönemine ait önemli eser Sinuhen’in Tarihi Otobiyografik bir eserdir. Kral I.Senuster zamanında Suriye’ye sığınan Yüksek Memur Sinehen’in maceralarını anlatan eser en önemli yazıttır. Kahire Müzesi’nde korunan bir papirüste eski Mısır davranış kurallarına ait ilginç bir metin bulunmaktadır. Genel olarak bu davranış kuralları “Ani’nin Özdeyişleri “olarak bilinir ve aşağıdaki örnekler karakteri ve konusu hakkında bize fikir vermektedir.

    “Bir kişi eline geçen fırsatı bir kez kaçırdı mı , başka bir tanesini yakalamak için (boşuna) çabalar.”
    “ Başkası ayaktayken sen oturma, sosyal statün onunkinden daha yukarıda olsa bile ve özellikle de bu kişi yaşlı bir adamsa “Kaba sözler söyleyen birinin nezaket görmesi beklenilmemelidir.”
    “Eğer her gün kendi ellerinle (yaptığı ) yolda ilerlersen, sonunda olman gereken yere varırsın.”
    “ İnsanlar her gün ne hakkında konuşmadılar? Yüksek mevkilerdeki yöneticiler kanunları tartışmalı, kadınları kocaları hakkında konuşmalı ve her insan kendi işleri ile ilgili konuşmalıdır.”
    “Asla hiçbir misafirinize kaba sözler söylemeyin; dedikodu yaparken sarf ettiğiniz bir söz döner gelir ve sizin evinize düşer
    “Eğer kitaplarla aran çok iyiyse ve onlar incelemişsen ,okuduklarını, kalbine iyice yerleştir ki böylece daha sonra ne söylersen iyi olacaktır. Eğer bir kâtip herhangi bir mevki ye terfi ettirilirse, kendi yazdıkları hakkında konuşacaktır. Hazineden sorumlu müdürün hiç oğlu yok ve mühür memurunun hiç varisi yok. Yüksek memurlar, eli şerefli bir konumda olan kâtibe ,çocuklara vermedikleri bir saygı gösterirler…
    “Bir insanın çöküşü ona dilinden gelir; dikkat edin de kendinize bir zarar vermeyin “Bir insanın kalbi tıpkı bir tahıl ambarına benzer, içi her türden cevapla doludur; iyi olanları seç ve onları söyle; kötü olanları ise içine gömerek sakla. Kaba bir şekilde vereceğin cevap silah savurmaya benzer; fakat eğer tatlılıkla ve sakin bir şekilde konuşursan her zaman [sevilirsin].”
    “Sana, seni karnında taşıyan anneni verdim ve seni taşırken o, benim yadımım olmaksızın bu büyük yükün sorumluluğunu üzerine aldı. Aylar sonra sen doğdun , annen kendini bir boyunduruğun altına sokarak seni üç yıl boyunca emzirdi… Sen eğitim alman için okula gönderildiğinde , annen düzenli olarak her gün öğretmenin için evden ekmek ve bira getirdi. Şimdi ise sen büyüdün, bir karın ve kendi evin var. Çocuklarına bak ve onları tıpkı annenin seni yetiştirttiği gibi yetiştir .Anneni üzecek hiçbir şeye izin verme, aksi takdirde eğer o ellerini Tanrı” ya açarsa Tanrı onun şikâyetini duyacak(ve seni cezalandıracaktır)”.
    “Yanında başka biri varken ekmeğini , ilk önce ona uzatmadan yeme…”
    “Öfkeliyken birine asla cevap vermeyin ve onun yanından uzaklaşın . O, kızgınlık içerisinde konuştuğunda siz ona kibar bir şekilde karşılık verin , çünkü yumuşak sözler onun kalbinin ilacıdır”. Kaynak: Wallis BUDGE 2008
    YÖNETİM ŞEKLİ- TOPLUMSAL VE EV YAŞANTISI

    Yönetim şeklini ele alırsak, Eski Mısır’da yönetim şekli mutlak krallıktı. Firavunlar yönetirdi, firavun (Büyük Ev) anlamına gelirdi. Bu sözcüğün kral anlamında kullanılması Yeni krallık döneminde başladı çünkü yeni krallık döneminde ilk yaşarken krallar tanrılaştırılmaya başlandı. II.AMENOFİS (M.Ö 1427-1401) zamanında kuzey ve güney merkezleri oluşup iki ayrı vezir atandı.

    Güneyin merkezi Teb idi, kuzeyin ise Memfis idi. Kral-vali-memur-rahip-çiftçi-işçi tabakaları şeklinde sıralanıyordu. Kölelik M.Ö 2000 yılına kadar dayanır. Tarımda Şaduf sistemini keşfetmişler bu uygulamayla tarım 0\15 oranında artırılmış. Yılda 2 kez ürün hasat edilmiş idi. Mısırlıların üç iklimi vardı: Akhet (taşkın), Peret (ekim)ve Shemu(hasat)dır. Nil Nehri kıyısında zengin alüvyon minareli oluşurdu. Ekmek ve bira yapımı için en çok arpa yetiştirilirdi.

    Kıyafet yapmak için keten ve bunun yanı sıra pırasa, sarımsak, kavun, karpuz, bakliyat, marul, kabak ve şarap yapmak için üzüm yetiştirirlerdi. Ev yaşantısına gelirsek, 14 yaşında sünnet töreni yapılır idi. Tek eşli evlilik yaygındı. Kızlar 14-15 yaşında, erkekler 20 yaşında evlenir idi.

    Evlilik sözleşmesi devlet tarafından kabul edilen medeni bir şeklinde yapılırdı. Evlilik töreninde dini merasimler mecburu değildi. Evlilik sözleşmeleri her iki tarafın ailelerinin tapınakta buluşup yaptıkları ve evlilik antlaşmasının ahaliye ilan edilmesiyle gerçekleşirdi. Evlilik sözleşmesi yazılı belgeyse ya tapınakta korunur veya ailelere verilirdi.

    Evlilik sözleşmesinin en güzel örneği, Emhatıb ve Şahatır’ın yaptığı sözleşmedir. Bu sözleşmede: Ben seni bir kadın olarak kendime aldım, senden olacak çocuklarım için sahip olduğum her şeyi size vereceğim sizin dışınızda kimseye bir şey vermeyeceğim .Her yıl sana yetecek kadar yiyecek ve içecek vereceğim. Aramızda ayrılık söz konusu olursa 50 parça gümüş vereceğim demiştir. Sözleşmeden sonra küçük çaplı eğlenceler yapılır, Kadınlar soyun devamını sağladıkları için “kutsal” sayılır.

    Duvar resimlerinde kadınlar resmedilirken güneşte çalışmadıkları için açık renk tenli olarak betimlenmiştir. Erkekler ise dışarıda çalıştıkları için kırmızı renk de betimlenmişlerdir. II.Ramses zamanında heykel, resim, mimarlık ve dış ticaret çok geliştiğ için yeni zengin burjuva sınıfı ortaya çıkmış, lüks yaşam hat safhadaydı. Yeni zengin kesim gösterişli hayat sürüyorlardı. Ziyafetler, törenler, kurban ayinleri yapıyorlardı; birbirleriyle yarış halindeydiler.

    Öyle ki mezarlarını ve evlerini gümüşler, heykeller ve halılarla süslüyorlardı. Seçkin ailelerin evlerinde zarif fildişi ahşap cam işlemeli mobilyalar, sandalye, tabure kullanılır. Mobilyaların ayaklarına hayvan şekli verilir. Davetlerinde harp, lavta, flüt, obua çalınır; dansçı kızlar dans ederlerdi.

    Kıyafetlere önem verilir, genelde beyaz elise giyilir ve başlarına “peruka” takarlardı. Kadınlar, Malakit denen kaya ve zümrüt tozunu boya yapıp gözlerine sürme çekerlerdi ,bu toz göz sağlığına iyi gelirdi. Nil kenarındaki çiçek ve bitki yağlarından parfüm, krem ve sabun yaparlar; sabuna kil ve kül katarak cilt ve yaralara iyi geldiğini de gözlemlemişlerdir. Böylelikle doğal sabunu ilk yapan ve kullanan da Mısırlılardı.

    Mimari özelliklerine baktığımızda, evlerini tapınak tarzı yaparlar. Sütunları oldukça gösterişli betimliyorlardı. M.Ö 3000 yılından itibaren “mastaba” mezar odalarına kral gömülürdü. Mastaba, sedir anlamına gelen Arapça bir sözcüktür. Bir mastaba dik ya da hafif eğimli kerpiç ya da taş duvarları olan, dikdörtgen planda bir oda görünümündedir.

    Tavan genellikle düzdür. Zemin altında tavandan dik bir kuyu ile inilen mezar odası vardır. Mısır firavunları Erken Devir I.II. Sülale’lerden beri (M.Ö 2680.1640) arası kendilerine “mastaba” tipi piramit yaptırmışlardır. III.Sülale kralı Coser’in Sakkara’daki ünlü basamaklı piramit (M.Ö 2630) Mimar İmhotep yapmıştır, bu piramit mısır tarihindeki ilk basamaklı piramittir. 6 basamaklı piramidin kuzeydoğu köşesine yakın yerde Cossar’ın oturur durumda bir heykeli vardır. Güneydoğu yanında kralın Sed Festivali, tapınak ve pavyonlardan oluşan bir yapı grubu vardır.

    Set Festivali: Bir kralın ölümünden 30 yıl sonra ilk kez, daha sonra da 3 yıllık aralarla kutlanan, kralın yeniden doğum gününü kutlayan törendir. Bu tören, kralın öteki dünyada uzun süre hüküm sürme isteğini yansıtıyordu. IV. Sülale’den itibaren gerçek piramitler yapılmaya başlanmıştır.

    II. Ramses ve Netfettari’nin tapınakları ünlüdür. II. Ramses için Ebu Simbel Dağı’nda Nefertarı’ye adadığı tapınağını ve başkent yapılan Per-Ramses şehri ve şehirdeki Ramesseum Tapınağı’nı yaptırmış ve günümüze kadar gelmiştir. II. Ramses Kadeş Savaşı’nı ve Antlaşması’nı yapan kral idi.

    Ayrıca güzeller güzeli gizemli ve güç sembol kraliçe Nefertiti kum taşından yapılmış boyalı büstü oldukça dikkat çekicidir. Nefertiti Firavun Akhenate’nin eşi idi. Akhenaten öldükten sonra ülkeyi yönetmiştir. IV. Sülale’den sonra gerçek piramitler yapılmıştır. İlk geometrik gerçek olarak Firavun Snefru’ya ait Kızıl piramittir. Daşhur’daki Snefru (eğik piramit) de vardır, kendisine iki piramit yaptırmıştır.

    Giza’daki Keops’un piramitti en görkemlisidir. Antik dünyanın 7 harikasından biridir. V. Sülale’de ise kaya mezarlıklar yapılmaya başlanmıştır. Sebebi ise kolaylıkla mezarların soyulmasıydı. VI. Sülale’den sonra ölünün biyografisi yazılmaya başlandı. Yeni krallık dönemde ise kayalardan oydukları mezar odalarına gömüyorlardı, en güzel örneği Hatşepsut’un Deir el-Bahri şehrindekidir ve bir erkek gibi tasvir edilmiştir. 18.Sülale’den I.Thutmos’un kızı olan Hatşepsut (M.Ö1503 .1445) yıllarında yaşayan ilk kadın firavun sülalesinden gelen kraliçedir.

    22 sene Mısır’ı yönetmiştir. 18.Sülale’ye kadar hiç kadın firavun yönetime gelmemiştir. V. Sülale’den kralı Neuserra Abu Grab Ra adına yapılmış tapınak en güzel örneklerinden biridir. En belirleyici özelliği içinde bir sunağın bulunduğu açık avlu, pişmiş topraktan kayık ve güneş tanrısının simgesi olan kalın bir dikilitaş vardır.

    Eski mısırlılar Ra tanrısının kayıkla gece yolculuğuna çıkacağına inanıyorlardı. Orta krallık zamanından kalan Firavun Mentuhotep’in tapınağı günümüze bozulmadan muhafaza edilen tapınaklardandır. Yeni krallık döneminde ise Hatşepsun’un II. Ramses’in ve Nefertati’nin 10 metre boyunda heykeli olan tapınakları görkemlidir. Bu tapınakların pilon ve diklitaşları göz kamaştırırdı.

    Pilon :Tapınak kapılarının iki yanında kaideleri geniş, yukarı doğru daralan Mısır’a özgü duvarlardır. Genellikle pilonlar üzerinde tapınağı hangi kral yaptırdıysa onun zaferlerini betimleyen kabartmalar yapılırdı. Pilonların önüne tapınağı hangi kral yaptırdıysa onun büyük boyutlu birkaç heykeli ve dikilitaşlar dikilirdi.

    Dikilitaş: Tek bir bloktan ve genellikle pembe granitten yapılan, yukarı doğru incelen ve tepe noktası küçük bir piramit şeklinde biten taştan yapılır. Dikilitaşlar tapınakların güney simgeleriydi. Bazı Eski Krallık Dönem’i mezarlarının ve tapınaklarının kapılarının önüne çift olarak dikilirdi.

    Maalesef bu dikilitaşlardan bazıları kaçırılmış İstanbul, Londra, Paris, New York’ta meydanlara dikilmişlerdir. Saraylar ve diğer yapılar genelde kerpiç olduğu için günümüze gelememiştir. Yazılı kaynaklarda Teb’in sarayları oldukça görkemli olduğu söylenir. Güzel sanatlar da Mısır’da M.Ö 3000 yıllarında Fayans yaygınlaşmıştır.

    Ezilmiş Kuartz Kalsit, kireç ve soda kirecinden yapıyorlardı. Mavi Turkuaz sırrının camlaştırılmasıyla üretilen fayans küçük Mısır heykellerinin boncuklarında kullanıyorlardı. Eski Krallık’tan beri heykel, kabartma resimde çığır açmışlardır. Orta Krallık’ta duvar resimleri ortaya çıkmıştır.

    Bilimde ise (M.Ö 3100) Seren yelkenli kayıkları ilk Mısır’da ortaya çıkmıştır. Daha sonra yeke, yaprak biçimi pala ve kenar kürekleri geliştirmişlerdir. Khuru büyük piramitlinin yakınında botun bir kayık bulunmuştur. Firavunları nehirden cennete taşıyan cenaze kayığıdır. Güneş takvimi Sirius Yıldızı’nın ufukta görünmesi ile Nil Nehri’nin periyodik taşkınının aynı gün başlamasına dayanan bir takvimdir. Olayın 365 günde bir meydana geldiği saptanmıştır.

    Bu takvime göre bir yılda dört aylık üç mevsim, Taşkın-Ekin-Hasat, vardı. M.Ö 45 yılında Mısır Takvimi’ne dayanan Jülyen Takvimi M.S 1582’de Papa XIII. Gregor’un düzenlenmesiyle günümüzün takvimi ortaya çıkmıştır. Gregoryen Takvimi ortaya çıkmıştır. Mısırlılar güneş saatlerini ölçen düzeneği tespit etmişlerdi. Gece ve hava kapalı olduğu zaman su saatleri kullanırlardı. Geometride çok başarılılardı.

    Zaten geometrinin keşfi bilimde piramit için gerekli olan materyalin hacmini hesaplamak için çözmeye çalışılan problemlerden ortaya çıkmıştır. NİL kenarındaki tarları hesaplamada geometri çok önemliydi. Suyun taşmasını, azalmasını ölçen Nilometre adlı ölçü birimini kullanmışlardı. Pisagor teoremini de bildikleri söylenir.

    Tıp ilmine de erken ölümlü oldukları için pek ilgiliydiler. M.Ö 2700 yılına kadar doktorların varlığı kanıtlanmış, tapınakların duvarlarında ameliyat resmedilmiştir. M.Ö 1550 tarihli papirüs de insan anatomisi nabız ve kalp atışından bahsedilmiştir.

    Aynı dönemden kalma Ebers papirüsünde tümör ve depresyondan bahseder. 29 yaş ortalama ömürdü, seçkinler 50 yaşına kadar yaşıyorlardı. Bağırsak paraziti, verem, diş eti iltihabı yaygındı. Kafatası ameliyatı yaptıkları, bütün organların kalple bağlantısı olduğunun kanısına varmışlardı. İlaç olarak fare dışkısı, hastanın tırnaklarındaki kiri, hayvanların et suyu, Nil’in çamuru, ekmek küfünü kullanmışlardı.

    Ekmek küfünün iyileştirdiğini anlamışlar ve penisilini keşfetmişlerdi. Din konusuna gelirsek, din Mısır kültürünün tümünü kapsar. Sülale öncesi dönemde Totem inanışına kaynaklı hayvan biçimli tanrıları vardı. Daha sonra hayvan başlı insan vücutlu tanrılar ortaya çıktı. Resmi sıfat kazanan tanrıları ise Teb’in Amon- Ra, Menfisin- Ptah, Heliopolis – Ra Harahti’ydi.

    Törenleri “Kült” idi. IV.Amenois(M.Ö1352-1335) zamanında tek tanrı inancı başlamış, karısı Nefriti’nin çok yardımı olmuştur. Bu yeni din Aton (güneş) tanrıydı .Ölü ve mumyalama, öldükten sonra tanrı Osiris’in başkanlığını yaptığı 42 yargıcın yargılayacağına inanırlardı. Kalbini ve maatı tartıyla tartarlardı. Denk gelirse sınavı geçmiş sayılıyordu, bütün bu olanları tanrı Thoth yazardı.

    Mumyalama da sülale öncesi dönemden sonra başlamıştır, ondan önce kuma gömüyorlardı .Mumyalama bir cengelle burundan beyin ve iç organları, karnın sol yanından bir yarık açılarak karaciğer, akciğer ,mide, bağırsak dışarı çıkarılıyordu; bunun nedeniyse çürümeyi önlemek için uygulanıyordu. Organlar Natron’da kurutulup Kano Pikler’e(kavanoz) konulup 40 gün bekletilip, yağlanıp, reçine sürülerek keten bezlere sarılıp ahşap tabuta koyuluyordu.

    Eğer ölen kralsa üç tabuta koyulup daha sonra taştan lahitin içine koyulurdu, Kanopik vazolar da yanına dizilirdi. Şavati,Sabti,Usbati heykelcikler de lahitin içine konulurdu. Öbür dünyada ölünün angarya işlerini yapacaklarına inanılırdı.

    Kutsal sayılan kedi, boğa, timsah da mumyalanırdı. Son olarak II.Tutmosi’in Nubya Seferi’ni anlatan yazıtı sunacağım. Yazıt, II. Tutmosis’e ait Elefantin’den Philae’ye giden eski bir yol kenarında hiyerogliflerle kazınmıştır. Kralın saltanatının ilk yılına (MÖ 1492) tarihlenir. Yazıtın başlangıcında kralların isimleri ve lakapları sıralanır.

    Tutmosis’in Kuzey Delta ve Deniz Kıyısı, Yukarı ve Aşağı Mısır, Nubya ve Sina, Suriye’yi de içine alan Doğu Çölleri, Fenkhu toprakları ve Hartum’un güneyine uzanan ülkeler üzerindeki hâkimiyeti vurgulanır. Ardından gelen bölümlerde şunlar söylenir: “Haberci içeri geldi, Kral Hazretlerini selamladı ve şunlar dedi:

    KUŞ’ un (Kuzey Nubya ) kötü halkı isyanda. iki diyarın efendisinin (Mısır kralının ) halkı ona düşman olmuştur ve savaşmaya başlamıştır. (Nubyadaki) Mısırlılar Babanız [I.] Tutmosis, güneydeki ve Doğu çölündeki kabileleri durdurmak için inşa ettiği kalenin sığınağından sığırlarını sürüyorlar.” “Kral Hazretleri bu sözleri duyduğu zaman tıpkı bir panter (ya da leopar) gibi öfkelendi ve dedi ki; ‘Beni seven Ra ve Babam, Tanrıların kralı , iki diyarın tahtının efendisi Amon üzerine yemin ederim ki içlerinde canlı tek bir adam bırakmayacağım.

    “Daha sonra Kral Hazretleri İki diyarın efendisi ’ne karşı ayaklanmış ve kral hazretlerinin yönetiminden memnun olmayanları devirmek için bir askeri birliği Nubya’ya yolladı. Bu onun ilk savaşıydı. Kral Hazretlerinin askerleri Kuş’un sefil topraklarına vardılar.Aldıkları emre bağlı olarak askerler, hizmetkârlar eşliğinde kralın bulunduğu yere götürülen sefil Kuş Prensi’nin oğlu hariç canlı hiçbir adam bırakmadılar .

    Kral tahtın oturdu. Askerleri yakaladıkları esirleri ona getirdiklerinde esirleri ona getirdiklerinde esirler iyi tanrının ayaklarına bırakıldılar. Toprakları eskiden olduğu gibi bağımlı duruma geri getirildi. İnsanlar sevindiler ve liderleri memnun oldu. iki Diyarın Efendisi’ne övgüler yağdırdılar ve Tanrıyı ilahi iyiliğinden ötürü yücelttiler.

    Bunun meydana gelişindeki neden, kral hazretlerinin, babası Amon’un başlangıçtan bu yana Mısır tüm krallarından daha çok sevilmiş olan, taçları şanlı Güney ve Kuzey’in Kralı , Aakhepe -renra, Ra’nın oğlu, tıpkı Ra gibi ebedi yaşam, süreklilik ve huzur bahşedilen, II. Tutmosis’in cesaretiydi” (Wallis Budge) Eski Çağ Mısır tarihinden kısa kesitler yazdım tabiî ki mısır bir makaleye sığmayacak kadar derin ,gizemli ,efsanevi olaylarla doludur ama birkaç önemli tarihi olaylar şahsiyetlere değinmeye çalıştım .

    SAYGILARIMLA…SÜHEYLA YAVUZ

    Kaynakça:
    Bülent İPÇİOĞLU – Eski Çağ Tarihinin Ana hatları kitabından , Dünya tarihi atlası Hermann KİNDER – Werner HİLGEMAN, Bilim Tarihi – yayımcısı Robert WİNSTON – Tarih Ansiklopedisi ve ders notlarımdan
    Beyinsizler Uygulaması
  • Avrupalı yayılmacılığının karakterini bir kere daha gerçeklerden çok mitler belirliyordu. Çılgınca bir altın arayışı, Orta Amerika'da ve Güney Amerika'nın kuzeyindeki İspanyol araştırma ve fetihlerinin hem hızını, hem de açgözlülüğünü açıklamaktadır. 1520 ve 1550 arasında İspanyol maceracılar And Dağları'nı geçtiler, nehir yoluyla Amazon bölgesinin güneyine ilerlediler, günümüzdeki Arjantin ve Şili'nin kuzeyine girdiler. Kuzeyde Florida'yı araştırdılar ve aşağı Mississippi havzasına ulaştılar. Sonuçta çok büyük miktarda altın keşfetmeyi başaramadılar ama aramaları sayesinde Avrupa haritaları üzerinde gösterilmek üzere bu bölgelerin coğrafyası hakkında hızla bilgiler sağladılar.
  • Osmanlı Devleti’nin yükseliş döneminde Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan Süleymaniye Camii, 1550 yılında yapılmaya başlanmış, külliyesi ile beraber tam olarak 1557 yılında yapımı tamamlanmıştır. Mimarisindeki incelik ve görünüşündeki heybet, Osmanlı’nın o dönemdeki gücünü bir kez daha dünyaya ispatlamıştır. Ana kubbesi, yan kubbeleri, minareleri ve olgun yapısıyla Haliç sırtlarında bakışları ve ilgiyi hemen kendisine çeken Süleymaniye Camii, hiç şüphesiz dünya mimarlık tarihinin en önemli eserlerinden biridir ve her dönemde İstanbul’a damgasını vurmuştur.

    Oldukça ihtişamlı bir devirde haşmetli eserlere imza atmış olan Mimar Sinan, “kıyamete kadar yıkılmayacak olan kalfalık eserim” diye nitelendirdiği Süleymaniye Camii’ne şüphesiz büyük önem vermiştir. Öyle ki; yaptığı onlarca eserden ziyade Süleymaniye’yi çok önemsemiş, bu büyük külliyeye türlü sırlar gizlemiş ve adeta bir ressam gibi yaptığı eserin alt sağ köşesine, adeta imza niteliğinde kabrini hazırlamıştır.

    İçerisindeki akustiğinden, kubbelerini taşıyan fil ayaklarına, örümcek ağına karşı konulan devekuşu yumurtalarından cevahir minaresine kadar birçok manidar sırrı bünyesinde barındıran Süleymaniye Camii’nin “İs Odası” ise, anlaşılması ve genç nesillere anlatılması gereken tarihi değerlerden belki de en önemlilerinden biridir.
    Mimar Sinan bu büyük ve haşmetli Camii tamamladıktan sonra, o dönemde elektrik olmadığı için Camii içerisine 275 adet kandil ve mihrabın iki yanına da dev mumlar koydurarak yapının aydınlanmasını sağladı. Daha sonra ise bu kandillerden ve mumlardan çıkan isin Camii içerisine ve özellikle kubbeye zarar vermemesi için orta kapının hemen üst tarafında bir oda yaptı. Ve Camii içerisinde kubbeye yakın olan bölümlere karşılıklı olan iki adet menfez açarak kandillerden ve iki adet büyük mumdan çıkan isin hava akımına uğrayıp, mihrabın tam aksi yönüne hareket ederek, kapının üstünde dışarı açılan 4 adet pencereden içeriye çekilip bu is odasına girmesi sağlandı.

    Mimar Sinan hava akımının is odası yönüne olmasını sağlamak için Camii “İs Odası” merkezli yapmıştır. Bu şekilde Camii’ye hiç zarar verilmeden, isler hazırlanmış olan bu “İs Odası”na kolayca toplanmış ve kurduğu özel nemlendirme sistemi ile isler odanın duvarlarına yapışmıştır. Daha sonra ise isler duvarlardan kazınıp bir kaba koyulmuş ve içerisine baharat ve su katılarak İs Mürekkebi elde edilmiştir. Elde edilen İs Mürekkepleri ile yüzyıllar boyunca dini, siyasi, idari pek çok ferman ve berat yazılmıştır.

    Elde edilen mürekkepler Surre Alaylarındaki develerin boyunlarına takılarak kutsal topraklara gönderilmiş, geri döndüklerinde ise kutsal topraklara giden mürekkepler özel hattatlara verilerek Kur’an-ı Kerim’ler yazdırılmıştır. Hattatların kamışı ile birleşen mürekkeplerden nice Kur’an-ı Kerim’ler, hat levhaları ve dualar yazılmış ve bu eserler günümüze kadar ulaşmışlardır. Rivayetlere göre dönemin en önemli Hattatı Ahmet Karahisari pek çok yazısını Süleymaniye Camii’nin içerisindeki “İs Odası”ndan aldığı mürekkeple yazmıştır.

    Bunlara eklememiz gereken diğer bir unsur ise, mumlardan çıkan islerin “İs Odası”na ulaşması için açılan menfezlerin birinden bakıldığında yalnızca camii içindeki Allah yazılı levha, diğerinden bakıldığında ise yalnızca Muhammed yazılı levhanın görünüyor olmasıdır. Tüm bunlar asla rastlantı değil, Mimar Sinan’ın yine ince bir hesapla bunları ayarlamış olmasındandır.
  • 1540 syf.
    ·25 günde
    - Bol spoiler içerir benden söylemesi-
    Alexsander Dumas'dan 1844 yılında yazılan çağlara ve nesillere seslenen bir baş yapıt Le Comte de Monte-Cristo...
    Daha önce hiçbir sadeleştirilmiş metnini ya da çocuk versiyonunu okumadığım kitabın uzun zamandır iş bankası kültür yayınlarından çıkmasını bekliyordum. Çünkü muhtemelen tam metin çeviri olacaktı ve yine muhtemelen Volkan Yalçıntop çevirecekti, çoğu Fransızca eseri çevirdiği gibi tam da beklediğim gibi oldu. 1550 sayfa olarak Eylül 2018'de çıktı kitap ve ben de hemen 1. baskısını aldım. Kitaplığımda üç ay bekledikten sonra gördüğüm Monte Cristo okuma etkinliği vesilesiyle bu ay 25 günde okudum bitirdim.

    Peki ne anlatıyor bu meşhur kitap? Esas oğlanımız Edmund Dantes... Kim bu Edmund Dantes? size anlatayım.. Edmund Dantes işte öyle herhangi birisiydi, önemsizdi,cahildi, saftı, Dantes'i kullandılar, itip kaktılar, sonradan fırlatıp bir kenara attılar. Dantes'ten ne kaldı ki ne anlatayım. Dantes'in zaafı sadakatiydi, köpek gibi(!) sadıktı sevdiklerine, onun içinde İf Şatosunda köpek gibi öldü........... derdim dayı gibi ama ölmedi, kaçtı. Hem de aman Allahım o nasıl bir kaçış, ben diyeyim Prison Break siz deyin Esaretin Bedeli... Yine ben diyeyim Henri Charriere'nin 'Kelebek'i, siz deyin nevi şahsına münhasır bir hikaye...

    Olay şöyle başlıyor: Edmund Dantes, ikinci kaptanı olduğu Morrel Şirketine ait bir geminin kaptanı ölünce dümene geçip Elbe Adasında mola veriyor. Problem şu ki adada sürgünde olan Napolyon var. Bizim saf çocuğa bir mektup veriyor: "Ya hacı şunu bi arkadaşa iletiver, içinde de hiç önemli bir şey yok." diye. Dönüşte gemiden arkadaşı Dangars, Edmund'un sevgilisi Mercedes'in peşinden koşan Fernand ile bir Ali-Cengiz oyunu yapıp Edmund'u ihbar ediyorlar. Edmund tam serbest bırakılacak iken savcı Villefort mektubun Napolyoncu babasına gönderildiğini öğreniyor. Bunun açığa çıkmaması için Edmund'u İf Şatosuna hapsediyorlar. Tanıdıklarına da öldü diyorlar. Edmund'un babası kahrından ölüyor. Sevdiceği Eyşan pardon Mercedes de onu ihbar eden Fernand ile evleniyor. Edmund hapiste Farya adlı yaşlı bir amcayla tanışıyor ve sayesinde (Burasını da anlatmayalım artık.) 14 yılın ardından hapisten kaçıyor ve Farya'nın hazinesine sahip olup manyak zengin oluyor. Kendisine yapılanları öğrendikten sonra da intikam yeminini ediyor. Hikayenin başlangıcı ve en heyecanlı kısmı da bence bu giriş kısmı.

    Bundan sonra bizim Dantes gidiyor yerine Monte Cristo Kontu geliyor. Zengin, akıllı, güçlü, gösterişli yani insan üstü bir şey işte. Bu arada intikam alınacak tayfa da yıllar içinde zenginleşiyor, değişiyor, çoluk çocuğa karışıyor. Bu yeni karakterlerin -ki bunların sayısı baya çok- tanıtımı olarak geçen ikinci bölüm biraz sizi yorabilir ve sıkıcı gelebilir. Monte Cristo bu noktadan sonra muhteşem planını uygulamaya başlıyor. Oyuna yeni aktörler sokarak mesela bunlardan biri Osmanlı'nın zamanında başına bela olan Tepedelenli Ali Paşa'nın kızı Haydee. Ki Paşayı Fernand Osmanlı'nın eline vererek zengin oluyor. Bu kısımlarda Avrupa'nın o dönemki Türk algısı üzerine de birçok diyalogla karşılaşıyoruz. Yine 'Savaş ve Barış'ta olduğu gibi bu kitapta da erkekler çok kızgın, ilginç bir gurur algıları var biri birisine yan mı baktı hemen düello... İnanın bu düello işi olmasa şuan Avrupa'nın nüfusunun iki katı olurdu. Hikaye bu ya Monte Cristo intikamını alıyor bir ölçüde. Fakaat intikamını alırken suçsuz ya da habersiz insanların da zarar gördüğünü görünce mutlak bir zafer kazanmış gibi de olmuyor sonunda. Ayrıca intikamını almasında en önemli faktör bulduğu muazzam hazine sonrası karun gibi zengin olması. Sizin anlayacağınız param yoksa intikam bile alamıyorsun arkadaş bu dünyada. Neyse kitabın ilk yüz sayfasından ve sonundan bahsettim size ama bu 1550 sayfa bir kitap, oyuna giren yeni karakterler, aralarındaki ilişkiler, heyecan, atraksiyon, macera, aşk, ihanet, ne ararsan var. Ben okuyun derim ve de okuyacaksanız 100-200 sayfalık kısaltılmış metinlerini değil de orijinal metnini okuyun. Belki uzun soluklu bir okuma olacak ama tadına varacaksınız.

    Şimdi birazda kitabın filminden ve Ezel'den bahsedeceğim buradan sonrasını ilgililer okuyabilir. Kitap şuana kadar defalarca sinemaya aktarılmış. En bilineni 2002 yılında James CaviEZEL'in Monte Cristo'yu canlandırdığı film. Kitap biter bitmez izledim filmi ve eğer kitabı okumamış olsaydım çok çok seveceğim bir film olurdu. Fakat kitapla kıyaslanamaz bile. Neden? Film kitap olayına şöyle bakıyorum. Örneğin bir kitaptan ilham alarak ya da esinlenerek bir film bir dizi ortaya koymak başka birşey, misal Ezel. Ama o kitabın ismini kullanıp karakter isimlerini bire bir aynı yapıp, o kitabın filmini çektiğini iddia ediyorsanız, ben o kitaba tam sadakat beklerim. Ee tabi çoğu uyarlama filmde olduğu gibi bunda da yok. Tamam anladık 1550 sayfayı bire bir beyaz perdeye aktarmak çok zor hadi çıkardığınız bölümler eksik yerler var onu anlarım da adamlar hikayede değişiklikler yapmış. Mesela filmin sonunda Mersedes ve Fernand'ın çocukları Albert'in aslında Monte Cristo'nun çocuğu olduğu bunlardan en saçmasıydı kitapla alakası yok. Ezel'e gelirsek sadece kitaptan esinlenmiş bir dizi, bir çok benzerlikleri var ama karakterler konu tamamen farklı tabi. Diziyi ben iki kez bitirdim. Çoğu sahnesini ve repliği ezbere bilirim, bence Türk dizi tarihinin en iyilerinden. Dizinin ana konusu ihanet ve intikam kitaptan esinlenilmiş. Benzerliklere gelirsek Edmund Ömer, Monte Cristo Ezel, Farya Ramiz Dayı, Mercedes Eyşan vs.. Bu arada kitaptaki bazı diyaloglardanda faydalanmış dizi onuda okurken fark ediyorsunuz anlaşılan senaristler sıkışınca kitabı aldı eline. Tekrar dediğim gibi dizi esinlenme bu nedenle uygundur ve başarılıdır.