Shakespeare’in en kısa ama en hareketli eserlerinden biri. Yalnızca iki saatte bitirdim, ama sayfaları kapattıktan sonra bir süre o dünyanın içinden çıkamadım. Karmaşanın, tesadüflerin ve insan hâlinin en komik hâliyle işlendiği bir oyun bu.
Olay, yıllar önce denizde birbirinden ayrılan iki ikiz kardeş çifti etrafında dönüyor: Antipholus’lar ve Dromio’lar. Yıllar sonra yolları Ephesus şehrinde kesişince, benzerlikleri büyük bir yanlışlık zincirine dönüşüyor. Birinin karısı ötekiyle konuşuyor, hizmetkar yanlış efendiye hizmet ediyor, suçlamalar havada uçuşuyor… Herkes herkesi başka biri sanıyor. Ve tüm bu karmaşanın ortasında, Shakespeare yine kalbin tam ortasına dokunuyor.
Bir yerde Antipholus’un söylediği gibi:
"Dünyanın kalabalığında kaybolmuş bir damla gibi hissediyor insan kendini; ta ki o damla diğerini bulana dek."
Yanlışlıklar üst üste gelirken gülüyorsun; ama gülüşlerin arasında Shakespeare’in asıl mesajı sızıyor:
her kimlik karmaşası, aslında kendini bulma yolculuğu.
Her yanlışlık, doğruya çıkan bir kapı.
Sonunda herkesin birbirini bulduğu o sahne, insanın içini ısıtıyor. Karmaşa biter, aile yeniden birleşir, huzur gelir.
Oyun kapanır ama insanda bir düşünce kalır:
Bazen hayat, sadece “yanlışlıklar komedyası”ndan ibaret.
Ve belki de bu yüzden bu kadar gerçek.