• 724 syf.
    ·Puan vermedi·
    Bu kitabı eline alıp bırakan birçok insan olmuştur elbet. Sebebi ise kitabın postmodern bir tarzda yazılması. Okuyan kitapkurtları bilir, olaydan çok psikolojik tahliller ön planda. Yazarımız, bireyi ve bireyin iç dünyasını, iç konuşma, psikanaliz, diyalog, hiciv, taklit, parodi, yabancılaştırma gibi postmodern teknikler kullanarak anlatmıştır. Kitabın en dikkat çeken yönü ise ironiler. Okurken yazarın sivri bir zekası ve kıvrak bir dili olduğu anlaşılıyor.Oğuz Atay'ın okuduğum ilk kitabı bu oldu. Başlarda bu kitabı okumak sancılı bir süreç oldu çünkü yukarıda da söylediğim gibi olaydan çok bireylerin iç dünyası ele alınmış ve yazar bir sayfada o kadar çok şeye değiniyor ki takip etmekte zorlandım. Kitap, benim için 215'ten sonra akmaya başladı.
    Oğuz Atay'ın hayatına göz atınca Turgut'u gördüm. Bana göre Turgut ve Selim karakterleri yazarın ta kendisi. Oğuz'u iki zıt kutup olarak düşünün: biri Turgut, biri Selim. Size garip ya da saçma gelebilir ama bence Oğuz Turgut, Selim ise Oğuz'un Olric'i.
    Kitapta o kadar çok eleştiri var ki...
    Dil ile ilgili eleştiriler:
    "Sigara içen varsa lütfen söndürsün. Fuayemizde eskiden sigara içmek memnuydu, şimdi yasaktır
  • 1. Bedir Savaşı'na katılanların cennetlik olduklarını bizzat Resulü Ekrem Efendimiz müjdelemişlerdir.

    2. Savaşın seyri sırasında kendilerine Allah tarafından gönderilen meleklerin de katıldığı Kur'ân'da bildirilmiş olup bu onlar için ayrıca bir fazilet sebebidir.

    3. Ehli kemâl bazı zevatın beyanına nazaran evliyâullahdan pek çoğu velilik makamına Bedir ehlinin mübarek isimlerini okumaya devam etmekle nail olmuşlardır.

    4. Birçok hastalığa tutulan kimsenin Bedir ehlinin mübarek ismini zikr ederek bu vesile ile şifa taleb edip lütfü ilâhiye mazhar olarak hastalık­larından kurtuldukları rivayet edilmektedir.

    5. Ehli irfan bir zat: "Hasta bir kimsenin başı­na elimi koyup halis bir niyyetle Bedir ashabının adını okuduğumda mutlak şifa hâsıl olmuştur. Hatta hastanın eceli dahi gelmişse en azından rahatsızlığı hafiflemiştir." demektedir.

    6. Bazıları da: "Duadan önce Bedir ashabının isimlerinin okunmasının duânin sür'atle kabulüne vesile olduğunu" söylemişlerdir.

    Cafer b. Abdullah şöyle diyor:

    "Babam bana Peygamber (asm)'in bütün ashabını sevmemi vasiyet eder ve şunu ilave ederdi:

    'Ey canım yavrum, Bedir ashabının adı zikr edilince duâ kabul olunur, bu mübarek isimleri zikreden kulu, ilâhi rahmet; bereket gufran ve rızâ-ı İlâhî kuşatır. Bu isimleri okuyarak hacetde bulunanın dileği mutlaka yerine getirilir...' "

    7. "Ehli Bedrin üzerinde bulundurmak, oku­mak, hıfzetmek, düşman üzerine nusret, düşman­ların şerrinden vikayet ve yangın ve hırsız ve boğul­maktan sıyânet ve veba ve tâûn ve cünûn ve emrazı sâireden himayet ve zevali fark ve husûlu gına ve vefâi duyûn ve güfrânü zünûb ve keşfi kürûb ve ten­viri kulûb velhâsıl cemîi matâlibi dünyeviyyeye ve mekâsıdı uhreviyyeye vusul ve celbi menfaii âlakiyye ve enfüsiyye ve ins ve cinnin mazaratlarını defetmek ve merâtibi dünyeviyyeye nail olmak için iksiri mücerreb olduğuna Meşihât-ı İslâmiyye tarafından mücahidini Islamiyyeye hediye olunmuştur."

    Şu kadar var ki: Bu mübarek isimlerin okunuşu sırasında herbirinin adı söylenince, Radıyallahü anh "Allah ondan razı olsun" demek lazımdır. Şüphe yok ki Peygamberimizin (asm) adı söylenince "Sallallahü Aleyhi ve Sellem" denecektir. Zira bu edebe riayet etmek, maksadın daha kısa zamanda elde edilmesinde vesiledir.

    Cenab-ı Hak (c.c.) bizleri onların şefaatine nail eylesin. Amin

    (Rıdvanullahi aleyhim ecmeıyn)

    01. Seyyidüna ve nebiyyüna Muhammed el-Muhaciri (Sallallahu teala aleyhi ve sellem)
    02. Seyyidüna Ebû Bekir Sıddıyk el-Muhaciri (R.A.)
    03. Seyyidüna Ömer ibnü'l-Hattab el-Muhaciri (R.A.)
    04. Seyyidüna Osman ibn-i Affan el-Muhaciri (R.A.)
    05. Seyyidüna Aliyy ibn-i Ebi Talib el-Muhaciri (R.A.)
    06. Seyyidüna Talha bin Ubeydullah el-Muhaciri (R.A.)
    07. Seyyidüna Zübeyr ibn-i Avvam el-Muhaciri (R.A.)
    08. Seyyidüna Abdurrahman bin Avf el-Muhaciri (R.A.)
    09. Seyyidüna Sa'd bin Ebi Vakkas el-Muhaciri (R.A.)
    10. Seyyidüna Said ibn-i Zeyd el-Muhaciri (R.A.)
    11. Seyyidüna Ebu Ubeyde bin Cerrah el-Muhaciri (R.A.)
    12. Seyyidüna Übeyy ibn-i Ka'b el-Hazreci (R.A.)
    13. Seyyidüna el-Ahnes ibn-i Habib el-Muhaciri (R.A.)
    14. Seyyidüna el-Erkam ibn-i Erkam el-Muhaciri (R.A.)
    15. Seyyidüna Es'ad ibn-i Yezîd el-Hazreci (R.A.)
    16. Seyyidüna Enes Mevla Rasülillah el-Muhaciri (R.A.)
    17. Seyyidüna Enes ibn-i Muaz el-Hazreci (R.A.)
    18. Seyyidüna Enes ibn-i Katadet'el-Evsi (R.A.)
    19. Seyyidüna Evs ibn-i Sabit el-Hazreci (R.A.)
    20. Seyyidüna Evs ibn-i Havli el-Hazreci (R.A.)
    21. Seyyidüna İyas ibn-i Evs el-Evsi (R.A.)
    22. Seyyidüna İyas ibn'il-Bükeyr el-Muhaciri (R.A.)
    23. Seyyidüna Büceyr ibn-i Ebi Büceyr el-Hazreci (R.A.)
    24. Seyyidüna Bahhas ibn-i Sa'lebe el-Hazreci (R.A.)
    25. Seyyidüna el-Bera bin Ma'rur el-Hazreci (R.A.)
    26. Seyyidüna Besbese bin Amr el-Hazreci (R.A.)
    27. Seyyidüna Bişr ibn'il-Bera el-Hazrecî (R.A,)
    28. Seyyidüna Beşir ibn-i Said el-Hazrecî (R.A.)
    29. Seyyidüna Bilal ibn-i Rebah el-Muhaciri (R.A.)
    30. Seyyidüna Temim Mevla Hıraş el-Hazreci (R.A.)
    31. Seyyidüna Temim Mevla Beni Ganem bin es-Silm el-Evsî (R.A.)
    32. Seyyidüna Temim ibn-i Yuar el-Hazrecî (R.A.)
    33. Seyyidüna Sabit ibn-i Akram el-Evsi (R.A.)
    34. Seyyidüna Sabit ibn-i Sa'lebe el-Hazrecî (R.A.)
    35. Seyyidüna Sabit ibn-i Halid el-Hazrecî (R.A.)
    36. Seyyidüna Sabit ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
    37. Seyyidüna Sabit ibn-i Hezzal el-Hazrecî (R.A.)
    38. Seyyidüna Sa'lebe bin Hatim el-Evsî (R.A.)
    39. Seyyidüna Sa'lebe bin Amr el-Hazrecî (R.A.)
    40. Seyyidüna Sa'lebe bin Aneme el-Hazreci (R.A.)
    41. Seyyidüna Sıkf ibn-i Amr el-Muhaciri (R.A.)
    42. Seyyidüna Cabir ibn-i Abdullah bin Riyab el-Hazrecî (R.A.)
    43. Seyyidüna Cabir ibn-i Abdullah bin Amr el-Hazreci (R.A.)
    44. Seyyidüna Cebbar ibn-i Sahr el-Hazrecî (R.A.)
    45. Seyyidüna Cübr ibn-i Atik el-Evsi (R.A.)
    46. Seyyidüna Cübeyr ibn-i İyas el-Evsi (R.A.)
    47. Seyyidüna Hamza bin Abd'il-Muttalib el-Muhaciri (R.A.)
    48. Seyyidüna el-Haris ibn-i Enes el-Evsi (R.A.)
    49. Seyyidüna el-Haris ibn-i Evs bin Rafi' el-Evsi (R.A.)
    50. Seyyidüna el-Haris ibn-i Evs bin Muaz el-Evsî (R.A.)
    51. Seyyidüna el-Haris ibn-i Hatib el-Evsî (R.A.)
    52. Seyyidüna el-Haris ibn-i Ebî Hazme el-Evsi (R.A.)
    53. Seyyidüna el-Haris ibn-i Hazme el-Hazreci (R.A.)
    54. Seyyidüna el-Haris ibn-i Simme el-Hazrecî (R.A.)
    55. Seyyidüna el-Haris ibn-i Arfece el-Evsi (R.A.)
    56. Seyyidüna el-Haris ibn-i Kays el-Evsî (R.A.)
    57. Seyyidüna el-Haris ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
    58. Seyyidüna el-Haris ibn'un-Nu'man ibn-i Ümeyye el-Evsi (R.A.)
    59. Seyyidüna Harise bin Süraka el-Hazrecî (R.A.) (ŞEHİD)
    60. Seyyidüna Harise bin Nu'man el-Hazreci (R.A.)
    61. Seyyidüna Hatıb ibn-i Ebi Beltea el-Muhaciri (R.A.)
    62. Seyyidüna Hatıb ibn-i Amr el-Muhaciri (R.A.)
    63. Seyyidüna el-Hubab ibn-i Münzir el-Hazrecî (R.A.)
    64. Seyyidüna Habîb ibn-i Esved el-Hazrecî (R.A.)
    65. Seyyidüna Haram ibn-i Milhan el-Hazreci (R.A.)
    66. Seyyidüna Hureys ibn-i Zeyd el-Hazreci (R.A.)
    67. Seyyidüna el-Husayn ibn-i Haris el-Muhaciri (R.A)
    68. Seyyidüna Hamza bin el-Mumeyyir el-Hazreci (R.A.)
    69. Seyyidüna Harice bin Zeyd el-Hazrecî (R.A.)
    70. Seyyidüna Halid ibn-i el-Bükeyr el-Hazrecî (R.A.)
    71. Seyyidüna Halid ibn-i Kays el-Hazreci (R.A.)
    72. Seyyidüna Habbab ibn'ül-Eret el-Muhaciri (R.A.)
    73. Seyyidüna Habbab Mevla Utbe el-Muhaciri (R.A.)
    74. Seyyidüna Hubeyb ibn-i İsaf el-Hazreci (R.A.)
    75. Seyyidüna Hıdaş ibn-i Katade el-Evsi (R.A.)
    76. Seyyidüna Hıraş ibn'is-Sımme el-Hazrecî (R.A.)
    77. Seyyidüna Hureym ibn-i Fatik el-Muhacirî (R.A.)
    78. Seyyidüna Hallad ibn-i Rafi' el-Hazreci (R.A.)
    79. Seyyidüna Hallad ibn-i Süveyd el-Hazrecî (R.A.)
    80. Seyyidüna Hallad ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
    81. Seyyidüna Hallad ibn-i Kays el-Hazreci (R.A.)
    82. Seyyidüna Huleyd ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.»
    83. Seyyidüna Halife bin Adiyy el-Hazrecî (R.A.)
    84. Seyyidüna Huneys ibn-i Hazafe el-Muhaciri (R.A.)
    85. Seyyidüna Havvat ibn-i Cübeyr el-Evsî (R.A.)
    86. Seyyidüna Havli bin Ebî Havli el-Muhaciri (R.A.)
    87. Seyyidüna Zekvan ibn-i Ubeyd el-Hazrecî (R.A.)
    88. Seyyidüna Zü'ş-Şimaleyn ibn-i Abd Amr el-Muhaciri (R.A.) (ŞEHİD)
    89. Seyyidüna Raşid ibn-i Mualla el-Hazrecî (R.A.)
    90. Seyyidüna Rafi bin Haris el-Hazreci (R.A.)
    91. Seyyidüna Rafi' bin Ğunecde el-Evsî (R.A.)
    92. Seyyidüna Rafi' bin Malik el-Hazrecî (R.A.)
    93. Seyyidüna Rafi'ibn'ül-Muall el-Hazrecî (R.A.) (ŞEHİD)
    94. Seyyidüna Rafi' bin Yezîd el-Evsi (R.A.)
    95. Seyyidüna Rib'ıy bin Rafi' el-Evsî (R.A.)
    96. Seyyidüna er-Rebi'ibn-ü İyas el-Hazrecî (R.A.)
    97. Seyyidüna Rabia bin Eksem el-Muhaciri (R.A.)
    98. Seyyidüna Ruhayle bin Sa'lebe el-Hazrecî (R.A.)
    99. Seyyidüna Rifaa bin Haris el-Hazreci (R.A.)
    100.Seyyidüna Rifaa bin Rafi' el-Hazrecî (R.A.)
    101.Seyyidüna Rifaa bin Abd'il Münzir el-Evsî (R.A.)
    102.Seyyidüna Rifaa bin Amr el-Hazreci (R.A.)
    103.Seyyidüna Zübeyr ibn-i Avvam (R.A.)
    104.Seyyidüna Ziyad ibn'is-Seken el-Evsî (R.A.)
    105.Seyyidüna Ziyad ibn-i Lebid el-Hazrecî (R.A.)
    106.Seyyidüna Ziyad ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
    107.Seyyidüna Zeyd ibn-i Eslem el-Evsi (R.A.)
    108.Seyyidüna Zeyd ibn-i Harise el-Muhaciri (R.A.)
    109.Seyyidüna Zeyd ibn'ül-Hattab el-Muhaciri (R.A.)
    110.Seyyidüna Zeyd ibn'ül-Müzeyyen el-Hazrecî (R.A.)
    111.Seyyidüna Zeyd ibn'ül-Mualla el-Hazrecî (R.A.)
    112.Seyyidüna Zeyd ibn-i Vedia el-Hazreci (R.A.)
    113.Seyyidüna Salim Mevla Ebî Huzeyfe el-Muhaciri (R.A.)
    114.Seyyidüna Salim ibn-i Umeyr el-Evsî (R.A.)
    115.Seyyidüna es-Saib ibn-i Osman el-Muhaciri (R.A)
    116.Seyyidüna Sebre bin Fatik el-Muhaciri (R.A.)
    117.Seyyidüna Süraka bin Amr el-Hazrecî (R.A.)
    118.Seyyidüna Süraka bin Ka'b el-Hazreci (R.A.)
    119.Seyyidüna Sa'd Mevla Hatıb el-Muhaciri (R.A.)
    120.Seyyidüna Sa'd ibn'i Havle el-Muhaciri (R.A.)
    121.Seyyidüna Sa'd ibn'i Hayseme el-Evsî (R.A.) (ŞEHİD)
    122.Seyyidüna Sa'd ibn'ür-Rebi el-Hazrecî (R.A.)
    123.Seyyidüna Sa'd ibn-i Zeyd el-Evsi (R.A.)
    124.Seyyidüna Sa'd ibn-i Sa'd el-Hazrecî (R.A.)
    125.Seyyidüna Sa'd ibn-i Sehi el-Hazreci (R.A.)
    126.Seyyidüna Sa'd ibn-i Ubade el-Hazrecî (R.A.)
    127.Seyyidüna Sa'd ibn-u Ubeyd el-Evsi (R.A.)
    128.Seyyidüna Sa'd ibn-i Osman el-Hazrecî (R.A.)
    129.Seyyidüna Sa'd ibn-i Muaz el-Evsi (R.A.)
    130.Seyyidüna Süflan ibn-i Bişr el-Hazrecî (R.A.)
    131.Seyyidüna Seleme bin Eslem el-Evsî (R.A.)
    132.Seyyidüna Süleym ibn-ül-Haris el-Hazrecî (R.A.)
    133.Seyyidüna Seleme bin Selame el-Evsi (R.A.)
    134.Seyyidüna Selît' ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
    135.Seyyidüna Süleym ibn-ül Haris el-Hazrecî (R.A.)
    136.Seyyidüna Süleym ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
    137.Seyyidüna Süleym ibn-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
    138.Seyyidüna Süleym ibn-i Milhan el-Hazrecî (R.A.)
    139.Seyyidüna Simak ibn-i Sa'd el-Hazrecî (R.A.)
    140.Seyyidüna Sinan ibn-i Ebî Sinan el-Muhaciri (R.A.)
    141.Seyyidüna Sinan ibn-i Sayfi el-Muhaciri (R.A.)
    142.Seyyidüna Sehl ibn-i Huneyf el-Evsî (R.A.)
    143.Seyyidüna Sehl ibn-i Rafi' el-Hazrecî (R.A.)
    144.Seyyidüna Sehl ibn-i Atik el-Hazreci (R.A.)
    145.Seyyidüna Sehl ibn-i Kays el-Hazreci (R.A.)
    146.Seyyidüna Sehl ibn-i Vehb el-Muhaciri (R.A.)
    147.Seyyidüna Sehl ibn-i Rafi' el-Hazrecî (R.A.)
    148.Seyyidüna Sevad ibn-i Zerin el-Hazrecî (R.A.)
    149.Seyyiduna Sevad ibn-i Ğaziyye el-Hazrecî (R.A.)
    150.Seyyidüna Süveybıt ibn-i Harmele el-Muhaciri (R.A.)
    151.Seyyidüna Şüca' ibn-i Ebi Vehb el-Muhaciri (R.A.)
    152.Seyyidüna Şerik ibn-i Enes el-Evsî (R.A.)
    153.Seyyidüna Şemmas ibn-i Osman el-Muhaciri (R.A.)
    154.Seyyiduna Sabiyh Mevla Eb'l-As el-Muhaciri (R.A.)
    155.Seyyidüna Safvan ibn-i Vehb el-Muhaciri (R.A.) (ŞEHİD)
    156.Seyyidüna Şuheyb ibn-i Sinan el-Muhaciri (R.A.)
    157.Seyyidüna Sayfi bin Sevad el-Hazreci (R.A.)
    158.Seyyidüna ed-Dahhak ibn-i Harise el-Hazreci (R.A.)
    159.Seyyidüna ed-Dahhak ibn-i Abd-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
    160.Seyyidüna Damre bin Amr el-Hazreci (R.A.)
    161.Seyyidüna et-Tufeyl ibn-i Haris el-Muhaciri (R.A.)
    162.Seyyidüna et-Tufeyl ibn-i Malik el-Hazrecî (R.A.)
    163.Seyyidüna et-Tufeyl ibn-i Nu'man el-Hazrecî (R.A.)
    164.Seyyidüna Tuleyb ibn-u Umeyr el-Muhaciri (R.A.)
    165.Seyyidüna Asım ibn-i Sabir el-Evsî (R.A.)
    166.Seyyidüna Asım ibn-i Adiyy el-Evsî (R.A.)
    167.Seyyidüna Asım ibn-i Ukeyr el-Hazrecî (R.A.)
    168.Seyyidüna Asım ibn-i Kays el-Evsi (R.A.)
    169.Seyyiduna Akıl ibn'ül-Bükeyr el-Muhaciri (R.A.) (ŞEHİD)
    170.Seyyidüna Amir ibn-i Ümeyye el-Hazreci (R.A.)
    171.Seyyidüna Amir ibn-i Bükeyr el-Muhaciri (R.A.)
    172.Seyyiduna Amir ibn-i Rebia el-Muhacirî (R.A.)
    173.Seyyidüna Amir ibn-i Sa'd el-Hazrecî (R.A.)
    174.Seyyidüna Amir ibn-i Seleme el-Hazrecî (R.A.)
    175.Seyyidüna Amir ibn-i Füheyre el-Muhaciri (R.A.)
    176.Seyyidüna Amir ibn-i Muhalled el-Hazrecî (R.A.)
    177.Seyyidüna Amir ibn-i Yezîd el-Evsî (R.A.)
    178.Seyyidüna Ayiz ibn-i Maıs el-Hazreci (R.A.)
    179.Seyyidüna Abbad ibn-i Bişr el-Evsi (R.A.)
    18O.Seyyidüna Abbad ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
    181.Seyyidüna Ubade bin Samit el-Hazrecî (R.A.)
    182.Seyyidüna Abdullah ibn-i Sa'lebe el-Hazrecî (R.A.)
    183.Seyyidüna Abdullah ibn-i Cübeyr el-Evsî (R.A.)
    184.Seyyidüna Abdullah ibn-i Çahş el-Muhaciri (R.A.)
    185.Seyyidüna Abdullah ibnü'l-Ced el-Hazrecî (R.A.)
    186.Seyyidüna Abdullah ibn'ül-Humeyyir el-Hazreci (R.A.)
    187.Seyyiduna Abdullah ibn'ür-Rebi el-Hazreci (R.A.)
    188.Seyyidüna Abdullah ibn-i Revaha el-Hazrecî (R.A.)
    189.Seyyidüna Abdullah ibn-i Zeyd el-Hazreci (R.A.)
    190.Seyyidüna Abdullah ibn-i Süraka el-Muhaciri (R.A.)
    191.Seyyidüna Abdullah ibn-i Seleme el-Evsi (R.A.)
    192.Seyyidüna Abdullah ibn-i Sehi el-Evsi (R.A.)
    193.Seyyidüna Abdullah ibn-i Süheyl el-Muhaciri (R.A.)
    194.Seyyidüna Abdullah ibn-i Şerik el-Evsi (R.A.)
    195.Seyyidüna Abdullah ibn-i Tarık el-Evsi (R.A.)
    196.Seyyidüna Abdullah ibn-i Amir el-Hazreci (R.A.)
    197.Seyyidüna Abdullah ibn-i Abd-i Menaf el-Hazreci (R.A.)
    198.Seyyidüna Abdullah ibn-i Urfuta el-Hazrecî (R.A.)
    199.Seyyidüna Abdullah ibn-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
    200.Seyyidüna Abdullah ibn-i Ümeyr el-Hazrecî (R.A.)
    201.Seyyidüna Abdullah ibn-i Kays bin Halid el-Hazrecî (R.A.)
    202.Seyyiduna Abdullah ibn-i Kays bin Sayfi el-Hazrecî (R.A.)
    203.Seyyidüna Abdullah ibn-i Ka'b el-Hazrecî (R.A.)
    204.Seyyidüna Abdullah ibn-i Mahreme el-Muhaciri (R.A.)
    205.Seyyidüna Abdullah ibn-i Mes'ud el-Muhacirî (R.A.)
    206.Seyyidüna Abdullah ibn-i Maz'un el-Muhacirî (R.A.)
    207.Seyyidüna Abdullah ibn-i Numan el-Muhacirî (R.A.)
    208.Seyyidüna Abd-i Rabb ibn-i Cebr el-Evsî (R.A.)
    209.Seyyiduna Abdurrahman ibn-i Cebr el-Evsi (R.A.)
    210.Seyyidüna Abdet'el-Haşhaş el-Hazrecî (R.A.)
    211.Seyyidüna Abd ibn-i Amir el-Hazrecî (R.A.)
    212.Seyyidüna Ubeyd ibn'ut-Teyyihan ey-Evsî (R.A.)
    213.Seyyidüna Ubeyd ibn-i Zeyd el-Hazrecî (R.A.)
    214.Seyyidüna Ubeyd ibn-i Ebî Ubeyd el-Evsi (R.A.)
    215.Seyyidüna Ubeyde bin Haris el-Muhaciri (R.A.)
    216.Seyyidüna Utban ibn-i Malik el-Hazrecî (R.A.)
    217.Seyyidüna Utbe bin Rebıa el-Hazrecî (R.A.)
    218.Seyyidüna Utbe bin Abdullah el-Hazrecî (R.A.)
    219.Seyyidüna Utbe bin Gazvan el-Muhacirî (R.A.)
    220.Seyyidüna Osman ibn-i Maz'un el-Muhacirî (R.A.)
    221.Seyyidüna el-Aclan ibn'ün Nu'man el-Hazrecî (R.A.)
    222.Seyyidüna Adiyy ibn-i Ebi Zağba el-Hazreci (R.A.)
    223.Seyyidüna İsmet'übn'ül-Husayn el-Hazrecî (R.A.)
    224.Seyyidüna Usaymet'ül-Hazreci (R.A.)
    225.Seyyidüna Atıyye bin Nüveyre el-Hazrecî (R.A.)
    226.Seyyidüna Ukbe bin Amir el-Hazrecî (R.A.)
    227-Seyyidüna Ukbe bin Osman el Hazrecî (R.A.)
    228.Seyyiduna Ukbe bin Vehb el-Hazreci (R.A.)
    229.Seyyidüna Ukbe bin Vehb el-Muhacirî (R.A.)
    230.Seyyidüna Ukkaşe bin Mıhsan el-Muhacirî (R.A.)
    231.Seyyidüna Amman ibn-i Yasir el-Muhacirî (R.A.)
    232.Seyyidüna Umare bin Hazm el-Hazrecî (R.A.)
    233.Seyyidüna Umare bin Ziyad el-Evsî (R.A.)
    234.Seyyidüna Amr ibn-i İyas el-Hazrecî (R.A.)
    235.Seyyidüna Amr ibn-i Sa'lebe el-Hazrecî (R.A.)
    236.Seyyidüna Amr ibn'ül-Cemuh el-Hazrecî (R.A.)
    237.Seyyidüna Amr ibn'ül-Haris el-Hazrecî (R.A.)
    238.Seyyidüna Amr ibn'ül Haris el-Muhacirî (R.A.)
    239.Seyyidüna Amr ibn-i Süraka el-Muhaciri (R.A.)
    240.Seyyidüna Amr ibn-i Ebi Şerh el-Muhaciri (R.A.)
    241.Seyyidüna Amr ibn-i Talk el-Hazreci (R.A.)
    242.Seyyidüna Amr ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
    243.Seyyidüna Amr ibn-i Muaz el-Evsî (R.A.)
    244.Seyyidüna Umeyr ibn-i Haram el-Evsî (R.A.)
    245.Seyyidüna Umeyr ibn'ül Humam el-Hazrecî (R.A.) (ŞEHİD)
    246.Seyyidüna Umeyr ibn'ül-Amir el-Hazrecî (R.A.)
    247.Seyyidüna Umeyr ibn-i Avf el-Muhacirî (R.A.)
    248.Seyyidüna Umeyr ibn-i Ma'bed el-Evsî (R.A.)
    249.Seyyidüna Umeyr ibn-i Ebî Vakkas el-Muhacirî (R.A.) (ŞEHİD)
    250.Seyyidüna Avf ibn'ül-Haris el-Hazreci (R.A.)
    251.Seyyidüna Uveym ibn-i Saide el-Evsî (R.A.)
    252.Seyyidüna İyaz ibn-i Züheyr el-Muhacirî (R.A.)
    253.Seyyidüna Ğannam ibn-i Evs el-Hazrecî (R.A.)
    254.Seyyiduna el-Fakih ibn-i Bişr el-Hazrecî (R.A.)
    255.Seyyiduna Ferve bin Amr el-Hazrecî (R.A.)
    256.Seyyiduna Katade bin Numan el-Hazrecî (R.A.)
    257.Seyyidüna Kudame bin Maz'un el-Muhaciri (R.A.)
    258.Seyyidüna Kutbe bin Amir el-Hazreci (R.A.)
    259.Seyyidüna Kays ibn-i Mıhsan el-Hazrecî (R.A.)
    260.Seyyidüna Kays ibn-i Mıhsan el-Hazrecî (R.A.)
    261.Seyyidüna Kays ibn-i Muhalled el-Hazrecî (R.A.)
    262.Seyyidüna Ka'b ibn-i Cemmez el-Hazreci (R.A.)
    263.Seyyidüna Ka'b ibn-i Zeyd el-Hazrecî (R.A.)
    264.Seyyidüna Malik ibn-i Ebi Havli el-Muhacirî (R.A.)
    265.Seyyidüna Malik ibn-i Ebi Havli el-Muhaciri (R.A.)
    266.Seyyidüna Malik ibn'ud Duhşum el-Hazrecî (R.A.)
    267.Seyyidüna Malik ibn-i Rifaa el-Hazreci (R.A.)
    268.Seyyidüna Malik ibn-i Rifaa el-Hazrecî (R.A.)
    269.Seyyidüna Malik ibn-i Amr el-Muhaciri (R.A.)
    270.Seyyidüna Malik ibn-i Kudame el-Evsı (R.A.)
    271.Seyyidüna Malik ibn-i Mes'üd el-Hazrecî (R.A.)
    272.Seyyiduna Malik ibn-i Nümeyle el-Evsi (R.A.)
    273.Seyyidüna Malik Mübeşşir bin Abd'il-Munzir el-Evsî (R.A.) (ŞEHİD)
    274-Seyyidüna Mücezzer ibn-i Ziyad el-Hazreci (R.A.)
    275.Seyyidüna Muhriz ibn-i Amin el-Hazrecî (R.A.)
    276.Seyyidüna Muhriz ibn-i Nasle el-Muhaciri (R.A.)
    277.Seyyidüna Muhammed ibn-i Mesleme el-Evsî (R.A.)
    278.Seyyidüna Midlac ibn-i Amir el-Muhaciri (R.A.)
    279.Seyyidüna Mersed ibn-i Mersed el-Hazreci (R.A.)
    280.Seyyiduna Mistah ibn-i Üsase el-Muhaciri (R.A.)
    281.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Evs el-Hazrecî (R.A.)
    282.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Halde el-Hazrecî (R.A.)
    283.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Rebia el-Muhacirî (R.A.)
    284.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Zeyd el-Hazrecî (R.A.)
    285.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Sa'd el-Hazrecî (R.A.)
    286.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Sa'd el-Evsi (R.A.)
    287.Seyyidüna Mus'ab ibn-i Umeyr el-Muhacirî (R.A.)
    288.Seyyidüna Muaz ibn-i Cebel el-Hazreci (R.A.)
    289.Seyyidüna Muaz ibn-i Haris el-Hazreci (R.A.)
    290.Seyyidüna Muaz ibn-üs Sımme el-Hazrecî (R.A.)
    291.Seyyidüna Muaz ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
    292.Seyyidüna Muaz ibn-i Maıs el-Hazreci (R.A.)
    293.Seyyidüna Ma'bed ibn-i Abbad el-Hazreci (R.A.)
    294.Seyyidüna Ma'bed ibn-i Kays el-Hazreci (R.A.)
    295.Seyyidüna Muattib ibn-i Ubeyd el-Evsi (R.A.)
    296.Seyyidüna Muattib ibn-i Avf el-Muhaciri (R.A.)
    297.Seyyidüna Muattib ibn-i Kuşeyr el-Evsî (R.A.)
    298.Seyyidüna Ma'kıl ibn-i Munzir el-Hazreci (R.A.)
    299.Seyyidüna Ma'mer ibn-i Haris el-Hazreci (R.A.)
    300.Seyyidüna Ma'n ibn-i Adiyy el-Hazreci (R.A.)
    301.Seyyidüna Ma'n ibn-i Yezîd el-Muhaciri (R.A.)
    302-Seyyidüna Muavviz ibn-i Haris el-Hazreci (R.A.)
    303.Seyyidüna Muavviz ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
    304.Seyyidüna Mikdad ibn'ül-Esved el-Muhaciri (R.A.)
    305.Seyyidüna Muleyl ibn-i Vebre el -Hazreci (R.A.)
    306.Seyyidüna Münzir ibn-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
    307.Seyyiduna Münzir ibn-i Kudame el-Evsî (R.A.)
    308.Seyyidüna Münzir ibn-i Muhammed el-Evsi (R.A.)
    309.Seyyidüna Mıhça' ibn'üs-Salih Mevla Ömer'ibn'ül-Hattab el Muhaciri (R.A.) (ŞEHİD)
    310.Seyyidüna Nadr ibn-i Haris el-Evsi (R.A.)
    311.Seyyidüna Nu'man ibn-i el-A'rac el-Hazrecî (R.A.)
    312.Seyyidüna Nu'man ibn-i Ebi Hazme el-Evsî (R.A.)
    313.Seyyidüna Nu'man ibn-i Sinan el-Hazrecî (R.A.)
    314.Seyyidüna Nu'man ibn-i Abd-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
    315.Seyyidüna Nu'man ibn-i Amr el-Hazrecî (R.A)
    316.Seyyidüna Nu'man ibn-i Malik el-Hazrecî (R.A.)
    317.Seyyidüna Nevfel ibn-i Abdullah el-Hazrecî (R.A.)
    318.Seyyidüna Vakıd ibn-i Abdullah el-Muhaciri (R.A.)
    319.Seyyidüna Varaka bin İyas el-Hazrecî (R.A)
    320.Seyyidüna Vedia bin Amr el-Hazrecî (R.A.)
    321.Seyyiduna Vehb ibn-i Ebî Şerh el-Muhaciri (R.A.)
    322.Seyyidüna Vehb ibn-i Sa'd el-Muhaciri (R.A.)
    323.Seyyidüna Hanî'bin'Niyar el-Hazrecî (R.A.)
    324.Seyyidüna Hübeyl ibn-i Vebre el-Hazrecî (R.A.)
    325.Seyyidüna Hilal ibn-i Mualla el-Hazreci (R.A.)
    326.Seyyidüna Yezid ibn-i el-Ahnes el-Muhaciri (R.A.)
    327.Seyyidüna Yezîd ibn-i Rukayş el-Muhacirî (R.A.)
    328.Seyyidüna Yezidi ibn-i Haram el-Hazrecî (R.A.)
    329.Seyyidüna Yezîd ibn'ül-Haris el-Hazrecî (R.A.)
    330.Seyyidüna Yezîd ibn'üs-Seken el-Evsî (R.A.)
    331.Seyyidüna Yezid ibn'ül-Münzir el-Hazrecî (R.A.)

    (RADIYALLAHU ANHUM ECMAİN)
  • 208.
    «Eğer kötülük yaparsam, beni uyarın, Allah da sizi sevsin, çünkü O'nun istediğini yapmış olursunuz. Ama, kimse günahtan dolayı beni uyarmazsa, bu, sizin dediğiniz gibi İbrahim'in çocukları olmadığınızın ve İbrahim'in bulunduğu başla bir arada bulunmadığınızın işaretidir. Allah sağ ve diridir ki, İbrahim Allah'ı o kadar çok severdi ki, sahte putları parçalayıp, anne ve babasını terketmekle kalmamış, aynı zamanda Allah'a itaat etmek için kendi oğlunu da öldürmek istemiştir.»
    Başkahin karşılık verdi: «Sana sorduğum bu; ve seni öldürmenin yollarını aramıyorum, o halde söyle bize: İbrahim'in bu oğlu kimdi?»
    İsa cevap verdi: «Senin şanının ateşi ey Allah, beni tutuşturuyor ve konuşmadan edemiyorum. Bakın diyorum, İbrahim'in oğlu İsmail'di. Ondan, kendisiyle yeryüzünün tüm kabilelerinin kutsanacağı İbrahim'e, va'd edilen Mesih gelecektir.»
    Ö zaman, bunu duyan başkahin kızdı ve bağırdı: «Şu dinsiz herifi gelin taşlayalım. Çünkü o bir îsmaili'-dir. Musa'ya karşı, Allah'ın kanununa karşı küfretmiştir.»
    Bunun üzerine, her yazıcı ve Ferisi halkın önde gelenleriyle birlikte İsa'yı taşlamak için taş kaptılar. İsa ise gözlerinden kaybolup mabetten çıktı. Ve o zaman, İsa'yı öldürmek için duydukları dehşetli arzuyla, öfke ve nefretten gözleri dönmüş şekilde birbirlerine öylesine vurdular ki, orada bin kişi öldü ve kutsal mabedi kirlettiler. İsa'nın mabetten çıktığını gören havariler ve mü'minler (çünkü o kendilerinden gizli değildi) kendisini Simun'un evine kadar izlediler.
    Bu arada Nikodemus oraya geldi ve Isa'ya, Kudüs'­ten çıkıp, Sidrun çayı ötesine gitmesini tavsiye ederek dedi: «Rab, benim Sidrun çayı gerisinde evle birlikte bahçem var, bu bakımdan sana rica ediyorum, şakirtlerinden bazılarıyla oraya git ve kâhinlerimizin bu nefreti geçinceye kadar orada kal. Sana gerekli olan her şeyi sağlıyacağım. Ve, şakirtlerin çoğunu burada Simun'un evinde ve benim evimde bırak, Allah bize her şeyi verecektir.»
    Ve, İsa yanına, ilk olarak havariler denilen yalnızca on iki kişiyi almak arzu ederek, böyle yaptı.

    209.
    Bu sırada, İsa'nın annesi bakire Meryem ibadet ediyordu ki, melek Cebrail kendisini ziyaret edip, oğluna yapılan eziyeti naklederek, dedi: «Korkma Meryem, çünkü Allah O'nu dünya (dakiler) den koruyacaktır. Bunun üzerine, Meryem ağlayarak Nasıra'dan ayrıldı ve oğlunu aramak için Kudüs'e, kız kardeşi Meryem Selâme'nin evine geldi.
    Fakat, İsa gizlice Sidrun çayının ötesine çekilmiş olduğundan, onu bu dünyada bir daha göremedi; ancak utanç işinden sonra melek Cebrail, Mikâil, (İs)rafil ve Uriel'le birlikte Allah'ın emriyle onu kendisine getirdiler.

    210.
    Mabeddeki karışıklık îsa'nin ayrılmasıyla dinince, başkâhin yüksek bir yere çıkıp, elleriyle sus işareti yaparak dedi: «Kardeşler! Biz ne yapıyoruz? O'nun şeytan'ca san'atıyla tüm dünyayı aldattığını görmüyor musunuz? Şimdi, eğer o bir büyücü değil ise, nasıl oldu da kaybolup gitti? Emin olun ki, o kutsal biri ve bir peygamber olmuş olsaydı, Allah'a karşı, kul(u) Musa'ya karşı ve İsrail'in ümidi Mesih'e karşı küfürde bulunmazdı! Ve, ne diyeyim ben? O, tüm kâhinlerimize küfretti. Bu bakımdan, bakın size diyorum ki, eğer o dünyadan ayrılmazsa, İsrail kirlenecek ve Allah'ımız bizi milletlere teslim edecektir. Dikkat edin şimdi, onun yüzünden bu kutsal mabed nasıl da kirlenmiş bulunuyor!»
    Ve, başkâhin o şekilde konuştu ki, pek çokları İsa'­yı terketti. Bunun üzerine, gizli tutulan öldürme işi açığa vuruldu. O kadar ki, başkâhin bizzat Hirodes'e ve Roma valisine gidip, İsa'yı, kendisini İsrail'e kral yapmak arzusunda olmakla suçladı ve bu konuda yalancı şahitler de buldular.
    Sonra, İsa aleyhinde genel bir toplantı yapıldı. Çünkü Romalıların fermanı herkesi korkutuyordu. Öyle ki, Roma senatosu İsa ile ilgili olarak iki kez ferman yayınlamıştı. Fermanın birinde, Yahudiler'in peygamberi Nasıralı Isa'ya Allah veya Allah'ın oğlu denilmesi ölüm cezasıyla men ediliyor; diğerinde ise, Yahudiler'in peygamberi Nasıralı İsa hakkında tartışmak para cezasıyla yasaklanıyordu. Bu nedenle, aralarında büyük bir ayrılık vardı. Bazıları, İsa aleyhinde Roma'ya yeniden yazı yazılmasını istiyordu; bazıları, bir serserinin sözleriymişçesine ne derse desin, İsa'nın kendi başına bırakılması gerektiğini söylüyor; diğerleri ise, gösterdiği büyük mucizeleri delil olarak ileri sürüyorlardı.
    Bu yüzden başkâhin, afaroz acısını göze almadan kimsenin İsa'yı savunur bir tek kelime bile konuşmamasını söyledi ve Herod ve valiyle konuşup dedi: -Her halûkârda elimizde kötü bir risk var. Çünkü, bu günahkârı öldürsek, Kayser'in fermanına karşı davranmış olacağız, yok yaşamasına ve kendisini İsrail'e kral yapmasına izin versek, o zaman durum ne olacaktır?» Bunun üzerine Hirodes kalktı ve valiyi tehdit ederek dedi: «Sakın ki, bu adamı tutman yüzünden bu ülke ayaklanmaya kalkmasın; o zaman seni Kayser'in önünde bir asi olarak suçlarım.» Bu durum karşısında vali, senatodan korkup, Hirodesle dost oldu. (Çünkü önceden birbirlerinden öldüresiye nefret ederlerdi). Ve İsa'­nın öldürülmesi üzerinde anlaşıp, başkâhine dediler: «Ne zaman bu suçlu adamın nerede olduğunu öğrenirsen, kendini bize gönder, biz sana asker vereceğiz.» Bu, «yeryüzünün reisleri ve kralları İsrail'in mukaddesine karşı birleşirler. Çünkü o, dünyanın kurtuluş yolunu ilân eder» diyerek, İsrail'in peygamberi İsa'yı önceden haber veren Davud'un peygamberî sözünün gerçekleşmesi için oldu.
    Bunun üzerine, o gün Kudüs'ün her yanında İsa için genel bir arama yapıldı.

    211.
    Sidrun çayı ötesinde, Nikodemus'un evinde bulunan İsa havarilerini rahatlatıp, dedi: «Dünyadan ayrılma vaktim yaklaşmış bulunuyor; kendinizi teselli edin ve üzülmeyin, çünkü ben gittiğim yerde hiç bir ızdırap duymayacağım.
    «Şimdi, benim hayrıma üzülürseniz, benim dostlarım olmuş olur musunuz? Emin olun ki hayır, bilakis düşmanlar (ım olmuş olursunuz). Dünya neşeleneceği zaman siz üzülün, çünkü, dünyanın neşelenmesi ağlamaya dönüşür; ama sizin üzüntünüz sevince dönüşür ve sizin sevincinizi kimse sizden alamaz; çünkü, kalbin, yaratıcısı Allah'ta duyduğu sevinci tüm dünya çekip alamaz. Allah'ın benim ağzımla size söylediği sözleri unutmamaya bakın. Dünyaya karşı ve dünyayı sevenlere karşı incil'imle yaptığım şahitliği tahrif edecek herkese karşı, benim şahitlerim olun.»

    212.
    Sonra, ellerini Rabb'e kaldırıp, dua ederek dedi: «İbrahim'in Allah'ı, İsmail ve İshak'ın Allah'ı, babalarımızın Allah'ı, Allah'ımız Rabb, bana verdiklerine merhamet et ve onları dünyadan koru. Onları dünyadan al demiyorum, çünkü, benim İncil'imi tahrif edeceklere karşı onların şahitlik etmesi gerekiyor. Bunun yerine, onları şerden koruman için dua ediyorum, ki, Senin Hüküm Günü'nde, benimle birlikte, senin ahdini bozan İsrail ailesine karşı ve dünyaya karşı şahitlik etmek için gelsinler. Putatapıcı babaların oğullarına karşı, tam dördüncü soya kadar putatapıcılıktan intikam alan kadir ve gayyûr Rabb Allah, benim Senin oğlun olduğumu yazdıkları zaman, bana verdiğin İncil'imi tahrif edecek olan herkesi Sen ebediyyen lanetle. Çünkü, çamur ve toprak olan ben, Senin kullarının hizmetçisiyim ve hiç bir zaman kendimi senin iyi bir kulun olarak düşünmedim; şundan ki, ben Sana, bana verdiklerin karşısında hiç bir şey veremem. Çünkü, her şey Senindir. Bin nesilde Sen'den korkanlar üzerinde merhametini gösteren Rahim Rabb Allah, bana verdiğin Kelâmı'na inananlara merhamet et. Çünkü, nasıl Sen gerçek Allah'san, benim söylediğim söz de öyle gerçektir. Çünkü, o Senindir. Görüyorsun ki, okuduğu kitapla yazılı olandan başkasını okuyamıyan bir okuyucu gibi konuştum; bana verdiğini işte bu şekilde anlattım.
    Koruyucu Rabb Allah, şeytan'ın kendilerine karşı hiç bir şey yapmaması için bana verdiklerini koru; yalnız onları değil, onlara inanacak her şeyi koru.
    «Merhameti bol ve zengin Rabb, Hüküm Günü'nde Elçi'nin cemaati içinde bulunmasını kuluna bahşet; yalnızca bana değil, bana verdiğin herkese, onlarla birlikte, tebliğleri sonucu bana inanacak herkese. Ve, Kendin için bunu yap ki Rabb, şeytan Sen Rabb'e karşı böbürlenmesin.»
    «Nimetinden kavmim îsrail için gerekli olan her şeyi sağlayan Rabb Allah, dünyayı kendisi için yarattığını Elçi'nle kutsamayı va'd ettiğin yeryüzünün tüm kabilelerini hatırdan çıkarma. Dünyaya merhamet et ve Elçi'ni çabucak gönder ki, düşmanın olan şeytan, imparatorluğunu yitirsin.» Ve, İsa bunu söyledikten sonra üç kez, «Amin, yüce ve rahîm olan Rabb!» dedi.
    Ve, ağlayarak karşılık verdiler. «Amin!»; Yehuda hariç, çünkü o hiç bir şeye inanmıyordu.

    213. "O, başkaları için hazırladığı çukura düşecektir"
    Kuzuyu yeme günü gelince, Nikodemus kuzuyu îsa ve şakirtleri için gizlice bahçeye gönderdi ve vali ve başkâhinle birlikte Hirodes'in ferman ettiği her şeyi bilirdi.
    Bunun üzerine Isa ruhen sevinip dedi: «Kutsal adını tesbih ve takdis ederim ey Rabb, çünkü beni, dünyanın işkence edip öldürdüğü kullarının sayısından ayırdın. Şükürler olsun sana Allah'ım, çünkü Senin işini yerine getirdim.» Ve, Yehuda'ya dönerek, ona dedi : «Arkadaş, neye beklersin? Benim vaktim yakın, o halde git de, yapman gerekeni yap.»
    Şakirtler, İsa'nın Yehuda'yı Fısıh günü için bir şeyler almaya gönderdiğini sandılar; ama îsa, -Yehuda'nın kendisine ihanet edeceğini biliyordu; bu nedenle, dünyadan ayrılmak arzusuyla böyle konuştu.
    Yehuda karşılık verdi: «Rab, yememe izin ver, sonra giderim:»
    «Yiyelim« dedi İsa, «çünkü sizden ayrılmadan bu kuzuyu yemeği çok arzu ettim.» Ve, kalkıp, bir havlu aldı ve beline doladı, sonra bir leğene su koyup, şakirtlerinin ayaklarını yıkamaya başladı. Yehuda'dan başlayıp, Petrus'a geldi. Petrus dedi: «Rab, benim ayaklarımı yıkamıyacak mısın?»
    îsa cevap verdi: «Benim ne yaptığımı sen şimdi bilmiyorsun, ama daha sonra bileceksin.»
    Petrus karşılık verdi: «Benim ayaklarımı hiç yıkamıyacaksın.»
    O zaman, İsa kalktı ve dedi: «Sen de Hüküm Günü'nde benim bölüğüme katılmayacaksın.»
    Petrus karşılık verdi: «Yalnız ayaklarımı değil Rab, ellerimi ve başımı da yıka.»
    Şakirtler yıkanıp da, yemek için sofraya oturduklarında îsa dedi: «Ben sizi yıkadım, yine de tamamen temiz değilsiniz; öyle ki, denizin tüm suyu bana inanmayanı yıkamıyacaktır.» îsa bunu, kendisine kimin ihanet etmekte olduğunu bildiği için dedi. Şakirtler bu sözlere üzülmüşlerdi ki, İsa yine dedi: «Bakın size diyorum ki, sizden biriniz bana ihanet edecek, öyle ki, bir koyun gibi satılacağım; ama yazıklar olsun ona, çünkü, babamız Davut'un böyle biri hakkında söylediği, «O, başkaları için hazırladığı çukura düşecektir» sözünü tümüyle yerine getirecek.»
    Bunun üzerine şakirtler birbirlerine bakıp, üzüntü içinde dediler: «Hain kim olacak?»
    Sonra Yehuda dedi: «Ben mi olacağım o, ey muallim?»
    İsa cevap verdi: «Bana ihanet edecek olanın kim olduğunu söyledim.» Ve, on bir havari bunu duymadı.
    Kuzu yenilince, cin Yehuda'nın sırtına bindi ve o da evden çıkarken, İsa kendisine yeniden dedi: «Yapman gereken şeyi çabuk yap.»

    214.
    İsa evden çıkıp, ibadet etme adeti üzere, yüz kez dizlerini büküp, secdeye vararak ibadet etmek için bahçeye çekildi. Bu sırada, İsa'nın şakirtleriyle birlikte bulunduğu yeri bilen Yehuda başkâhine vardı ve dedi: «Bana va'd olunanı verirseniz, bu gece aradığınız İsa'­yı elinize vereceğim; çünkü o onbir ashabıyla birlikte yalnızcadır.»
    Başkâhin karşılık verdi: «Ne kadar istersin?» Yehuda dedi: «Otuz altın.»
    O zaman, başkâhin hemen kendisine parayı saydı ye asker getirmesi için vali ve Hirodes'e bir Ferisi gönderdi ve bir lejyon asker verdiler, çünkü halktan korkuyorlardı; bu nedenle, silahlarını alarak değnekler üzerindeki meş'ale ve fenerlerle Kudüs'ten çıktılar.

    215.
    Askerler Yehuda'yla birlikte îsa'nın bulunduğu yere yaklaştıklarında, Isa çok sayıda kişinin yaklaştıklarını işitip, korkuyla geri eve çekildi. Ve, on bir (havari) uyumakta idiler.
    O zaman kuluna gelen tehlikeyi gören Allah, elçileri Cebrail, Mikâil, (İs)rafil ve Uriel'e İsa'yı dünyadan almalarını emretti.
    Kutsal melekler gelip, İsa'yı güneye bakan pencereden çıkardılar. Onu götürüp, üçüncü göğe, daima Allah'ı tesbih ve takdis etmekte olan meleklerin yanına bıraktılar.

    216.Yahudi İskariyot Mucize ile İsa'ya Benzetiliyor
    Yehuda herkesin önünden hızlı hızlı îsa'nın yukarı alındığı odaya daldı. Ve, şakirtler uyuyorlardı. Bunun üzerine, mucizeler yaratan Allah yeni bir mucize daha yarattı. Öyle ki, Yehuda konuşma ve yüz bakımından Isa'ya o şekilde benzetildi ki, O'nun İsa olduğuna inandık. Ve, o bizi uyandırdı. Muallim'in bulunduğu yeri arıyordu. Bunun üzerine, biz hayret ettik ve cevap verdik : «Sen Rab, bizim muallimimizsin; bizi unuttun mu?»
    O, gülümseyerek dedi: «Şimdi, benim Yehuda îskariyot olduğumu bilmeyecek kadar budalalaştınız!»
    Ve, o bunu derken askerler girdiler, ellerini Yehuda'nın üzerine koydular, çünkü o, her bakımdan îsa'ya benziyordu.
    Biz, Yehuda'nın dediklerini duyup, yığınla askeri de görünce, delirmiş gibi kaçtık.
    Ve, keten beze dolanmış olan Yuhanna da uyanıp kaçtı ve askerin biri kendisini keten bezden yakalayınca, keten bezi bırakıp, çıplak olarak kaçtı. Çünkü Allah, İsa'nın duasını duymuş ve on bir (havariyi) şerden korumuştu.
  • Lâ İlâhe İllallâhu Vahdehu Lâ Şerike Leh, Lehü’l-Mülkü
    ve Lehu’l-Hamdu ve Huve Alâ Kulli Şeyin Kadîr

    Subhânallâhi ve Bihamdihi Subhânallâhi’l-Azîm

    Lâ Havle Velâ Kuvvete İllâ Billâh

    Allâhumme Salli Alâ Muhammed

    Estağfirullâhe Ve Etûbu İleyh

    Lâ ilâhe illallah.

    Sübhanallahi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber.

    Sübhanallah.

    Elhamdülillah.

    Allahu ekber.

    La ilahe illallahü halimül kerim la ilahe illallahül aliyyül azim

    (Kalbler, ancak Allahı zikretmekle itminana [sükûna, rahata] kavuşur) [Rad 28]

    Allâh (Celle Celâlühû)

    ''Sallallahu Aleyhi Ve Sellem''

    “Rabbini, kendi içinde (kalbinde), yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle, gece-gündüz zikret! Gâfillerden olma!” (el-A’râf, 205)

    “...Allâh’ı zikretmek; elbette en büyük (ibâdet)’tir...” (el-Ankebût, 45)

    “(O gerçek akıl sâhibi) mü’minler, ayakta dururken, otururken ve yanları üzerinde yatarken dâimâ Allâh’ı zikrederler...” (Âl-i İmrân, 191)

    “Ey îmân edenler! Allâh’ı çokça zikredin!” (el-Ahzâb, 41)

    “Beni zikrediniz, anınız ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin ve küfre sapmayın.” (Bakara Sûresi / 152)

    “Allah’ı çok zikret ve gece gündüz onu tesbih et.” (Âl-i İmran Sûresi / 41)

    “Allah’ı nefsinde, içinde huşû ve korku ile an, gece gündüz açık gizli onu zikret, sakın gâfillerden olma.” (Â’râf Sûresi / 205)

    “…Kalpleri, Allâh’ı zikretmek husûsunda katılaşmış olanlara yazıklar olsun; işte bunlar apaçık dalâlettedirler.” (ez-Zümer, 22)

    “İman edenlerin kalbleri ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur. Kalbler ancak Cenâb-ı Hakkı anmakla mutmain olurlar.” (Ra’d Sûresi / 28)

    “Namaz kılınız, muhakkak ki namaz, insanları kötülüklerden ve inkara sapmaktan korur. Allah’ı anmak en büyük ibâdettir.” (Ankebût Sûresi / 45)

    “Allah’ın azabından korkarak, Rabbının rahmetini umarak gecenin (ilerleyen) saatlerinde secdeye kapananlar, ayakta durur hâlde tâat ve ibâdet eden kimseler, Allah’ın rahmet ve mağfiretine nâil olurlar.” (Zümer Sûresi / 9)

    "Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 191)

    "Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır." (Nisa Suresi, 103)

    "Ey iman edenler, bir toplulukla karşı karşıya geldiğiniz zaman, dayanıklılık gösterin ve Allah'ı çokça zikredin. Ki kurtuluş (felah) bulasınız." (Enfal Suresi, 45)

    "Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır." (Ahzab Suresi, 21)

    "Ey iman edenler, Allah'ı çokça zikredin." (Ahzab Suresi, 41.)

    "Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi? Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış olanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler." (Zümer Suresi, 22)

    "Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?" (Kamer Suresi, 32)

    "Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel." (Müzzemmil Suresi, 8.)

    "Ve sabah, akşam Rabbinin adını zikret." (İnsan Suresi, 25. ayet)

    “Ey îmân edenler! Sakın mallarınız ve evlâtlarınız, sizi Allâh’ı zikretmekten alıkoymasın! Kim böyle yaparsa, işte onlar hüsrâna uğrayanların ta kendileridir.” (el-Münâfikûn, 9)

    “Öyle erler vardır ki, onları ne ticaret ne de alışveriş Allâh’ı zikretmekten, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin (dehşetten) allak bullak olduğu bir günden (kıyâmetten) korkarlar.” (en-Nûr, 37)

    “(Rasûlüm!) Sana vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı kıl! Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allâh’ı zikretmek, şüphesiz en büyük iştir. Allah yaptıklarınızı bilir.” (el-Ankebût, 45)

    Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki:

    Allah (Azze ve Celle) : "Ben kulumun her zaman yanındayım. Beni zik­rederken de onunla beraberim. O beni gönlünden zikrederse, ben de onu nefsimde zikrederim. Beni bir cemaat içinde zikrederse; ben onu o cema­attan daha hayırlı bir cemaat içinde zikrederim. Bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım; bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak gelirim, buyuruyor.” (Muslim 48/21)

    Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Mekke'den Medine'ye hicret eden Müslümanların fakirleri Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek şöyle dediler:

    – Varlıklı Müslümanlar cennetin en yüksek derecelerini ve ebedî nimetleri alıp götürdüler. Bizim kıldığımız namazları onlar da kılıyorlar. Tuttuğumuz oruçları onlar da tutuyorlar. Fazla malları olduğu için hac ve umre yapıyorlar, cihad ediyorlar ve sadaka veriyorlar, biz veremiyoruz.

    Bunun üzerine Resûl–i Ekrem onlara:

    "Sizden önde gidenlere yetişebileceğiniz, sizden sonra gelenleri geçebileceğiniz, sizin yaptığınızı yapanlar dışında herkesten üstün olacağınız bir şeyi haber vereyim mi?" diye sordu.

    "Evet, söyle yâ Resûlallah!" dediler.

    Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    "Her namazın ardından otuz üçer defa Allah’ı tesbih eder, O’na hamdeder ve tekbir getirirsiniz.”

    Hadisi Ebû Hüreyre’den rivayet eden Ebû Sâlih’in söylediğine göre, sahâbîler bu zikirleri nasıl okuyacaklarını sorunca Resûl–i Ekrem şöyle buyurdu:

    “Her birinden otuz üçer defa olmak üzere sübhânallah, elhamdülillah, Allâhü ekber, dersiniz."[14]

    Müslim’in bir rivayetinde şu ilâve vardır:

    Birkaç gün sonra fakir muhâcirler Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e tekrar gelerek:

    "Zengin kardeşlerimiz bizim yaptığımız zikirleri duymuşlar. Aynını onlar da yapıyorlar." dediler.

    Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    "Ne yapalım! Artık bu Allah'ın bir lütfudur, Allah lütfunu dilediğine verir." (Müslim, Mesâcid 142.)

    En Hayırlı En Değerli En Kazançlı Amel
    Ebü’d–Derdâ radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashâbına:

    “Size en hayırlı, Allah katında en değerli, derecenizi en fazla yükseltecek, sizin için sadaka olarak altın ve gümüş dağıtmaktan daha kazançlı, düşmanla karşılaşıp da sizin onların boynunu vurmanızdan, onların da sizi öldürmesinden daha çok sevap getirecek amelin ne olduğunu haber vereyim mi?” diye sordu. Onlar da:

    "Evet, söyle." dediler. Resûl–i Ekrem de:

    “Allah Teâlâ’yı zikretmektir.” buyurdu. (Tirmizî, Daavât 6. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 53.)

    Peygamberimizin Sahabiye Tavsiyesi
    Abdullah İbni Büsr radıyallahu anh şöyle dedi:

    Bir adam Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’e hitâben:

    "Yâ Resûlallah! İslâmiyet’in emirleri çoğaldı. Bana sıkı sıkıya yapışacağım bir şey söyle." dedi. O da:

    “Dilin hep Allah’ı zikretsin!” buyurdu. (Tirmizî, Daavât 4. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 53.)

    Kulun Allah'a En Yakın Olduğu Yer
    Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    “Kulun Rabbine en yakın olduğu hal secde halidir. İşte bu sebeple secdede çok dua etmeye bakın!” (Müslim, Salât 215. Ebû Dâvûd, Salât 148;)

    Rabbini Zikreden Ve Etmeyenin Farkı
    Ebû Mûsâ el–Eş‘arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    “Rabbini zikredenle etmeyenin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir.” (Buhârî, Daavât 66.)

    Müslim ise bu hadisi şöyle rivayet etmiştir:

    “İçinde Allah’ın anıldığı ev ile Allah’ın anılmadığı evin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir." (Müslim, Müsâfirîn 211.)

    Zikreden Bir Kul Olmak İçin Okunacak Dualar
    “Ey Allahım! Bana seni zikretme, sana şükür ve güzelce ibadet etme konusunda yardımcı ol.” Hz. Peygamber (s.a.s) Muaz İbn Cebel’e her namazda veya her namazın sonunda bu duayı yapmasını tavsiye etmiştir. (A. İbn Hanbel, V, 247.)

    “Rabbim! Beni sana çokça şükreden, seni çokça zikreden, senin azabından çekinen, sana hakkıyla itaat eden, sadece senin için eğilen, daima sana yalvarıp yönelen bir kişi eyle! (İbn Mâce, Duâ, 2.)

    Namazda Allah'ı (c.c) Zikretmektir
    "Sizden biri uyku sebebiyle veya unutma yüzünden bir farz namazı kılmazsa, hatırladığı zaman onu hemen kılsın. Çünkü Allah Teâlâ; "Beni zikretmek için namaz kıl (Tâhâ, 20/14.)”, buyurmuştur.” (Müslim, Mesâcid, 316Tirmîzî, Salât, 16, Mâce, Salât, 10.)

    Melekler Zikir Meclislerinde Ne Yapıyorlar
    Peygamber (s.a.v)' naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar :

    Şüphesiz ki : Allah Tebareke ve Teâla'ntn bir takım seyyar fazla me­lekleri vardır. Bunlar zikir meclislerini araştırırlar. İçerisinde zikir olan bir meclis buldular mı onlarla beraber otururlar. Ve kanatlarıyla birbirlerini kuşatırlar. Ta ki kendileriyle alt semanın arası dolar. Cemaat dağıldıkları vakit yükselir ve gökyüzüne çıkarlar.

    Allah (Azze ve Ce'le) onları bildiği halde kendilerine : "Nereden geldiniz?" diye sorar.

    Onlar da : Senin yer­yüzündeki bazı kullarının yanından (geldik), onlar sana teşbih ediyor, tek­bîr, tehlilde bulunuyor, sana hamdediyor ve senden istiyorlar, cevabını ve­rirler.

    Teâla Hazretleri : Benden ne istiyorlar? diye sorar : "Senden cenne­tini istiyorlar, derler. Onlar benim cennetimi gördü mü? der. Hayır yâ Rab-bî! cevabını verirler. Acaba cennetimi görmüş olsalar ne yaparlar? der.

    Melekler : Senden eman dilerler, derler. Benden neden eman dilerler? Diye sorar. Senin cehenneminden yâ Rabbi! diye cevap verirler. Onlar benim cehennemimi görmüşler mi? der. Hayır! cevabını verirler. Acaba cehennerıimi görmüş olsalar ne yaparlar? der. Senden mağfiret dilerler, derler. O da : Ben onları mağfiret ettim, ne diledilerse kendilerine verdim. Ve on­ları eman diledikleri şeyden kurtardım, buyurur.

    Bunun üzerine melekler : Ya Rabbİ! İçlerinde filân var, günahı çok bir kul. O ancak oradan geçer­ken onlarla beraber oturdu, derler.

    Teâla Hazretleri : Onu da affettim. On­lar öyle bîr cemaat ki, onlarla düşüp kalkan şakı'olmaz, buyurur.»(Müslim 2689/25)

    Peygamberimiz (s.a.v) Hutbede Sesleniyor!
    “Ey insanlar!

    Ölmeden önce tevbe edin; fırsat elde iken sâlih ameller işlemeye bakın! Gizli-açık bolca sadaka vermek ve Allâh’ı çok çok zikretmekle Rabbinizle aranızı düzeltin! Böyle yaparsanız, rızıklandırılır, yardım görür ve kaçırmış olduğunuz şeyleri elde edersiniz." (İbn-i Hişâm, I, 118-119, Beyhakî,Delâil, II, 524)

    Tüm Mahlûkat Allah'ı (c.c) Zikrediyor
    “Hayvanlarınıza, onları yormadan güzelce binin ve (kullanmadığınız zaman da) güzel bir şekilde istirahat ettirin. Onları yollardaki ve sokaklardaki konuşmalarınız için kürsü edinmeyin (sırtlarında durarak sohbet etmeyin). Nice binilen hayvan vardır ki, sırtına binenden daha hayırlıdır ve Allah Tebâreke ve Teâlâ’yı ondan daha çok zikretmektedir.” buyurdu. (Ahmed, III,439)

    Kalplerin Cilâsı Nedir?
    Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz:

    “–Kalpler, demirin paslandığı gibi paslanır.” buyurmuştu.

    Sahâbe-i kirâm:

    “–Onun cilâsı nedir ey Allâh’ın Rasûlü?” diye sordular.

    Allah Rasûlü (s.a.v):

    “–Allâh’ın kitâbını çokça tilâvet etmek ve Allâh’ı çok çok zikretmektir.” cevâbını verdi. (Ali el-Müttakî, II, 241)

    Cennet Ehli Dünyada Neye Hasret Duyar?
    Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, vefât etmiş olan sâlih mü’minlerin duyduğu hasret ve pişmanlığı şöyle ifâde buyururlar:

    “Cennet ehli, başka hiçbir şeye değil, sâdece, dünyâda Allâh’ı zikretmeksizin geçirmiş oldukları anlara hasret ve nedâmet duyarlar!” (Heysemî, X, 73- 74)

    Allah (c.c) İçin Biraraya Gelenlerin Mükafatı
    “Bir topluluk Allâh’ı zikretmek üzere bir araya gelirse, melekler onların etrafını kuşatır. Allâh’ın rahmeti onları kaplar, üzerlerine sekînet iner ve Allâh Tealâ onları yanında bulunanlar arasında zikreder.” (Müslim, Zikir,39)

    Allah'ı (c.c) Sevmenin Alameti

    Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurur:

    “Allâh’ı sevmenin alâmeti, Allâh’ı zikretmeyi sevmektir.” (Süyûtî, II, 52)

    Dünyada Kıymetli Olan Üç Şey
    Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

    “Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allâh’ı zikretmek ve O’na yaklaştıran şeylerle, ilim öğreten âlim ve öğrenmek isteyen talebe bundan müstesnâdır.” (Tirmizî, Zühd, 14)

    Her İbadetten Daha Üstündür
    "Allâh’ı zikir, zikirsiz olan her ibadetten üstündür.” (İhyâ, I, 847)

    Sırf dil ile zikretmek kolaydır. Lâkin Rabbimiz’in biz kullarından asıl murâdı; zikrin feyziyle dolarak dâimâ Allah ile beraberliğin şuur ve idrâki içinde bulunan, rakik, hassas ve ârif bir kalptir.

    1- Allah: Her ismin vasfını ihtiva eden öz adı. Kendinden başka ilah bulunmayan tek Allah.

    2- Er-Rahmân: Dünyada bütün mahlûkata merhamet eden, şefkat gösteren, ihsan eden.

    3- Er-Rahîm: Ahirette, sadece müminlere acıyan, merhamet eden.

    4- El-Melik: Mülkün, kâinatın sahibi, mülk ve saltanatı devamlı olan.

    5- El-Kuddûs: Her noksanlıktan uzak ve her türlü takdîse lâyık olan.

    6- Es-Selâm: Her türlü tehlikelerden selamete çıkaran. Cennetteki bahtiyar kullarına selâm eden.

    7- El-Mü’min: Güven veren, emin kılan, koruyan, iman nurunu veren.

    8- El-Müheymin: Her şeyi görüp gözeten, her varlığın yaptıklarından haberdar olan.

    9- El-Azîz: İzzet sahibi, her şeye galip olan, karşı gelinemeyen.

    10- El-Cebbâr: Azamet ve kudret sahibi. Dilediğini yapan ve yaptıran. Hükmüne karşı gelinemeyen.

    11- El-Mütekebbir: Büyüklükte eşi, benzeri yok.

    12- El-Hâlık: Yaratan, yoktan var eden. Varlıkların geçireceği halleri takdir eden.

    13- El-Bâri: Her şeyi kusursuz ve mütenasip yaratan.

    14- El-Musavvir: Varlıklara şekil veren ve onları birbirinden farklı özellikte yaratan.

    15- El-Gaffâr: Günahları örten ve çok mağfiret eden. Dilediğini günah işlemekten koruyan.

    16- El-Kahhâr: Her istediğini yapacak güçte olan, galip ve hâkim.

    17- El-Vehhâb: Karşılıksız nimetler veren, çok fazla ihsan eden.

    18- Er-Razzâk: Her varlığın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan.

    19- El-Fettâh: Her türlü sıkıntıları gideren.

    20- El-Alîm: Gizli açık, geçmiş, gelecek, her şeyi, ezeli ve ebedi ilmi ile en mükemmel bilen.

    21- El-Kâbıd: Dilediğinin rızkını daraltan, ruhları alan.

    22- El-Bâsıt: Dilediğinin rızkını genişleten, ruhları veren.

    23- El-Hâfıd: Kâfir ve facirleri alçaltan.

    24- Er-Râfi: Şeref verip yükselten.

    25- El-Mu’ız: Dilediğini aziz eden.

    26- El-Müzil: Dilediğini zillete düşüren, hor ve hakir eden.

    27- Es-Semi: Her şeyi en iyi işiten, duaları kabul eden.

    28- El-Basîr: Gizli açık, her şeyi en iyi gören.

    29- El-Hakem: Mutlak hakim, hakkı bâtıldan ayıran. Hikmet sahibi.

    30- El-Adl: Mutlak adil, yerli yerinde yapan.

    31- El-Latîf: Her şeye vakıf, lütuf ve ihsan sahibi olan.

    32- El-Habîr: Her şeyden haberdar. Her şeyin gizli taraflarından haberi olan.

    33- El-Halîm: Cezada, acele etmeyen, yumuşak davranan, hilm sahibi.

    34- El-Azîm: Büyüklükte benzeri yok. Pek yüce.

    35- El-Gafûr: Affı, mağfireti bol.

    36- Eş-Şekûr: Az amele, çok sevap veren.

    37- El-Aliyy: Yüceler yücesi, çok yüce.

    38- El-Kebîr: Büyüklükte benzeri yok, pek büyük.

    39- El-Hafîz: Her şeyi koruyucu olan.

    40- El-Mukît: Rızıkları yaratan.

    41- El-Hasîb: Kulların hesabını en iyi gören.

    42- El-Celîl: Celal ve azamet sahibi olan.

    43- El-Kerîm: Keremi, lütuf ve ihsânı bol, karşılıksız veren, çok ikram eden.

    44- Er-Rakîb: Her varlığı, her işi her an gözeten. Bütün işleri murakabesi altında bulunduran.

    45- El-Mucîb: Duaları, istekleri kabul eden.

    46- El-Vâsi: Rahmet ve kudret sahibi, ilmi ile her şeyi ihata eden.

    47- El-Hakîm: Her işi hikmetli, her şeyi hikmetle yaratan.

    48- El-Vedûd: İyiliği seven, iyilik edene ihsan eden. Sevgiye layık olan.

    49- El-Mecîd: Nimeti, ihsanı sonsuz, şerefi çok üstün, her türlü övgüye layık bulunan.

    50- El-Bâis: Mahşerde ölüleri dirilten, Peygamber gönderen.

    51- Eş-Şehîd: Zamansız, mekansız hiçbir yerde olmayarak her zaman her yerde hazır ve nazır olan.

    52- El-Hak: Varlığı hiç değişmeden duran. Var olan, hakkı ortaya çıkaran.

    53- El-Vekîl: Kulların işlerini bitiren. Kendisine tevekkül edenlerin işlerini en iyi neticeye ulaştıran.

    54- El-Kaviyy: Kudreti en üstün ve hiç azalmaz.

    55- El-Metîn: Kuvvet ve kudret menbaı, pek güçlü.

    56- El-Veliyy: Müslümanların dostu, onları sevip yardım eden.

    57- El-Hamîd: Her türlü hamd ve senaya layık olan.

    58- El-Muhsî: Yarattığı ve yaratacağı bütün varlıkların sayısını bilen.

    59- El-Mübdi: Maddesiz, örneksiz yaratan.

    60- El-Muîd: Yarattıklarını yok edip, sonra tekrar diriltecek olan.

    61- El-Muhyî: İhya eden, yarattıklarına can veren.

    62- El-Mümît: Her canlıya ölümü tattıran.

    63- El-Hayy: Ezeli ve ebedi bir hayat ile diri olan.

    64- El-Kayyûm: Mahlukları varlıkta durduran, zatı ile kaim olan.

    65- El-Vâcid: Kendisinden hiçbir şey gizli kalmayan, hiçbir şeye muhtaç olmayan.

    66- El-Mâcid: Kadri ve şânı büyük, keremi, ihsanı bol olan.

    67- El-Vâhid: Zat, sıfat ve fiillerinde benzeri ve ortağı olmayan, tek olan.

    68- Es-Samed: Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, herkesin muhtaç olduğu merci.

    69- El-Kâdir: Dilediğini dilediği gibi yaratmaya muktedir olan.

    70- El-Muktedir: Dilediği gibi tasarruf eden, her şeyi kolayca yaratan kudret sahibi.

    71- El-Mukaddim: Dilediğini yükselten, öne geçiren, öne alan.

    72- El-Muahhir: Dilediğini alçaltan, sona, geriye bırakan.

    73- El-Evvel: Ezeli olan, varlığının başlangıcı olmayan.

    74- El-Âhir: Ebedi olan, varlığının sonu olmayan.

    75- Ez-Zâhir: Yarattıkları ile varlığı açık, aşikâr olan, kesin delillerle bilinen.

    76- El-Bâtın: Aklın tasavvurundan gizli olan.

    77- El-Vâlî: Bütün kâinatı idare eden, onların işlerini yoluna koyan.

    78- El-Müteâlî: Son derece yüce olan.

    79- El-Berr: İyilik ve ihsanı bol olan.

    80- Et-Tevvâb: Tevbeleri kabul edip, günahları bağışlayan.

    81- El-Müntekım: Asilerin, zalimlerin cezasını veren.

    82- El-Afüvv: Affı çok olan, günahları mağfiret eden.

    83- Er-Raûf: Çok merhametli, pek şefkatli.

    84- Mâlik-ül Mülk: Mülkün, her varlığın sahibi.

    85- Zül-Celâli vel İkrâm: Celal, azamet, şeref, kemal ve ikram sahibi.

    86- El-Muksit: Mazlumların hakkını alan, adaletle hükmeden, her işi birbirine uygun yapan.

    87- El-Câmi: İki zıttı bir arada bulunduran. Kıyamette her mahlûkatı bir araya toplayan.

    88- El-Ganiyy: İhtiyaçsız, muhtaç olmayan, her şey Ona muhtaç olan.

    89- El-Mugnî: Müstağni kılan. İhtiyaç gideren, zengin eden.

    90- El-Mâni: Dilemediği şeye mani olan, engelleyen.

    91- Ed-Dârr: Elem, zarar verenleri yaratan.

    92- En-Nâfi: Fayda veren şeyleri yaratan.

    93- En-Nûr: Âlemleri nurlandıran, dilediğine nur veren.

    94- El-Hâdî: Hidayet veren.

    95- El-Bedî: Misalsiz, örneksiz harikalar yaratan. (Eşi ve benzeri olmayan).

    96- El-Bâkî: Varlığının sonu olmayan, ebedi olan.

    97- El-Vâris: Her şeyin asıl sahibi olan.

    98- Er-Reşîd: İrşada muhtaç olmayan, doğru yolu gösteren.

    99- Es-Sabûr: Ceza vermede, acele etmeyen.
  • Güngör'ün (1995: 215) belirttiği gibi, ailedeki eğitim ve öğrenme, kendiliğinden bir süreç olarak işlemektedir. Ailede çocuk eğitilirken belirli bir müfredat takip edilmez. Hâlbuki okuldaki eğitim şekilcidir. Çocuk, ailesinden öğrendiklerini hayatın normal akışı içinde kavramakta, doğruyu ve yanlışı tecrübe yoluyla bulmaktadır. Çocuğun aileden öğrendikleri ona mutlak hakikat gibi görünmekte ve zihninde yer etmektedir. Çocuk, okulda daha çok bilgi edinmesine rağmen okul, çocuğun karakter gelişimine aile kadar etki edememektedir. Aile ile çocuk arasındaki kendiliğinden gelişen eğitim ilişkisi, ailenin çocuk üzerinde okula göre çok daha etkin olmasını sağlamaktadır.
  • SUMER DİLİ İLE TÜRK DİLİNİN
    KARŞILAŞTI RILMASI*
    Sumerliler bundan 6000 yıl önce Dicle ve F ırat nehirlerinin arasında bulunan Mezopotamya'nın güneyine gelip yerleşmişlerdir.
    Orada büyük bir uygarlık kurarak en az 2000 yıl varlıklarım korumuşlardır. Uygarlıklarının en önemli olayı dillerine göre bir yazı
    icat etmeleri, okullar kurarak, kil üzerine yazarak bu yazıyı geliştirip her istediklerini yazabilmeleridir. Çiviyazısı adı verilen bu yazıyı , gerek Sumerliler zamanında var olan, gerek daha s onra tarih
    sahnes ine çıkan Ortadoğu milletleri de kendi dilleri için kullanmışlardır. 1 800 yıllarının başlarından itibaren bu yazının ve dilin çözülmesi çalışmaları başlamıştır. N ineve'de Asurbanipal kitaplığının
    bulunmasıyla yazının ve Asur dilinin 1 855 yılında çözümü başarılmıştır. Okunan bazı Asurca metinlerin satır aralarında başka dilde
    yazılmış satırlar da vardı. İlk olarak bu satırların İskit veya Turan
    dilinde yazılmış olacağım ve yazının onlar tarafından icat edildiğini, çiviyazılarını çözmeyi başaran Rowlinson ileriye sürmüştü.
    1 869'da J ule Oppert bu dile Sumerce adını verdi ve bu dilin T ürk,
    Fin ve Macar dillerine akraba olduğunu söyledi. 1 874'te Francois
    Leonorment da dili Ural-Altay dil grubuna koydu. Joseph Halevy
    ise bunlara tamamıyla karşı çıkarak, bu dilin, Sami Akadlar tarafından özel bir amaçl a uydurulmuş bir dil olduğu konusunda ısrar etti. Onun bu direnişine başkaları da katılıyordu ve 50 yıl kadar bu sav sürdü. Daha sonra Güney Mezopotamya'da yapılan kazılarda
    çıkan bol miktardaki Sumer belgeleri üzerinde büyük bir gayretle
    çalışıldı ve sözlükleri, gramerleri yapılmaya başlandı. Bunlar üzerinde çalışanların hepsi Batılı bilginlerdi. Onlar Türkçe bilmiyorlardı. Türkçenin etimolojik bir sözlüğü de yoktu. Yine de Fritz
    Hommel, 1 Diyakonov, İzakar Andercyas,2 İrene İskendcri3 gibi bilim insanları Sumer dilini Fin, Kafkas Uygur dillerine benzeterek
    bir hayli eşanlamlı Türk ve Sumer kelimesini karşılaştırmışlardır.
    Herhangi geniş bir çalışma yapmadan Sumer dilini Türk diline
    benzetenler ise A. Falkenstein,4 Hartmut Schmökel ve S.N. Kramer'dir.5 Kramer birçok yazısında yeri geldikçe bunu tekrarlamıştır. Ölümünden iki ay önce çevirisini yaptığım ve Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlanan Tarih Sumer'de Başlar kitabını eline aldığı 28 Eylül 1990'da bana şöyle yazmıştı: "Ne de olsa bu kitap büyük bir olasılıkla Türkçe gibi bitişken bir dil konuşan ve Güney
    Mezopotamya'ya 6-7 bin yıl önce Orta Asya'nın herhangi bir yerinden göçmüş olan Sumer halkı hakkında. Sumerlilerin Türklerle ilgili bir halk olduğu fikri Atatürk zamanında geçerliydi. Böyle olabileceği hakikatten hiç de uzak değildir."
    Sumeroloji Hocam Benno Landsberger de, "Sumer dili, hem dil
    bakımından, hem de bütün Asya boyunca dağlık bölgelerde konuşulan dil olması bakımından önemlidir. Bu türden olup bugün hala
    yaşayan dil Türk dilidir" diyor. Türkmen yazarları da Sumercenin
    daha çok Türkmen Türkçesine benzediğini ileri sürüyorlar. 6 Sumer dili ile Türk dilini karşılaştırmak o kadar kolay bir iş değil. Öncelikle yazılı kaynak olarak bugün için elimizde Orhun Kitabeleri var. Arada 4000 yıla yakın bir zaman dilimi bulunuyor. Bu
    süre içinde Türkçe kuşkusuz birçok değişikliğe uğradı. Diğer taraftan Sumerce kendisinden (ayrı bir gruba ait olan Akad dili yoluyla çözüldü. Akadca da ı, o, ö, ü gibi sesli harfler ç, f, ğ, n, g gibi sessiz harfler yok. Sumerce işaretlerin birkaç tür okunuşu var.
    Şöyle ki, somut bir kelimeyi anlatan resim yazısından çevrilmiş bir
    işaret, o resimle ilgili soyut anlamları da taşıyor. Örneğin; göğü ifade eden bir işaret hem gök, hem de tanrı anlamına geliyor. Ayrıca
    aynı işaretin hece okunuşu da var. Bu bakımdan okunuşlarda yanlışlıklar olabilir. Diğer taraftan, Türkçenin en eski kelimelerinin çeşitli Türk dillerindeki okunuşlarını bildiren tam bir etimolojik sözlük yok. Ayni şekilde MÖ 3000-1850 yılları arasında yazılmış olan
    Sumer dilinin de bir etimolojik sözlüğü yok. Kuşkusuz bu süre
    içinde Sumer dili de bir hayli değişmiş olabilir. Karşılaştırma yapmak hiç de kolay değil.

    1 Fritz Hommel, Ethnologie and Geographie des alten Orients, 1925, München, s.
    16-22.
    2 Zakar Andereyas, "Current Antropolagie", ı\brld Joumal of the Science of Man,
    197 1, s. 212.
    3 !rene Iskenderi, Der Tarikia Hazereha, s. 215.
    4 A. Falkenstein, W. Van Saden, Sumerische und Akkadisch Hymnen und Gebete,
    s. 7.
    5 S. N. Kramer, Cradle of Civilization, s. 33.
    6 Ödek Odekap, Sumer Hak.da Kelam Ağız, 1990 Yaşlılık Jurnali, sayı 1 2, s. 30;
    Begmyrat Gerey, 5000 Yıllık Sumer-Türkmen Bağlan.