İçindeki bütün yıkıntılara bütün kederlere rağmen başını yere eğmek istemiyordu. Matemini ortaya vurmadan tek başına yüklenecek ve yeni bir hayata doğru yürüyecekti.
(Sayfa 215)
Kur'an'da "miskin" kelimesi birçok yerde geçmektedir; anlamı yalnızca maddi yoksunluğu değil, güçsüzlüğün en derin hâlini ifade eder. Kimi zaman denizin ortasında fırtınaya kapılmış, çaresizliğin sınırına itilmiş yolcuları haber verir (18/79); kimi zaman evine ekmek götüremeyenleri, toplumun merhametine muhtaç bırakılanları anlatır (2/184; 2/215); kimi zaman da himayesiz bırakılmış, kendini savunacak gücü kalmamış insanları işaret eder (4/36; 17/26). Başka bir yerde, toprağa yapışmış hâlde hayata tutunmaya çalışan kimselerin hâlini tasvir ederken (90/16) başka bir yerde ise yalnız açlık değil, kimsesizlik ve korunmasızlık hâliyle birlikte anıldığı da görülür (76/8).
Miskin kavramı, bütün bu ayetlerde ortak bir özellik taşır: Hayatın yükü altında hareket edemeyecek kadar güçten düşmüş insan. Mâûn Suresi'ndeki vurgu da tam buradadır: Miskinin yemeğe, rızka, yardıma ihtiyacı olduğu kadar; görülmeye ve fark edilmeye de ihtiyacı vardır. Bu bağlamda "taâmi'l-miskîn" yalnızca aç bir insanı doyurmak değildir; düşmüş birini kaldırmak, çöküş hâlindeki bir ruhu fark etmek, desteğe ihtiyacı olana omuz vermektir. Çünkü miskin, çoğu zaman yardım isteyemeyecek kadar güçsüzdür.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sf. 215 "...hem çevremde, hem de çevremin uzağında herkesin beklediğini gördüm, başkaca bir şey yapmıyorlar, özel bir çaba harcamıyorlar, birbirlerinin eline uyku haplarını, tıraş bıçaklarını tutuşturuyorlar, insanın ne yaptığının bilincinde olmaksızın kayalıklarda gezintiye çıkmasını, hareket halindeki bir trende sarhoşken kapıyı açmasını, ya da bir hastalığın başlamasını sağlıyorlar. Yeterince uzun bir süre beklendikten sonra, bir çöküş geliyor, uzun ya da kısa süren bir son geliyor. Kimileri buna karşın hayatta kalabiliyor, ama yalnızca kalabiliyor."
Şunu unutmayalım: Çanakkale savaşı sırasında 215 okkalık mermiyi tek başına kaldıran ve İngiliz savaş gemisi ocean saf dışı bırakan Seyit onbaşı Birgül soyadı kanunu'ndan sonra Kahraman, Yaman, aslan, topçu, şanlı gibi soyadlarından birini değil "çabuk" soyadını tercih etmiştir.
Delili: Tilavet secdesinin meşru oluşunun delili şu hadislerdir: İbni Ömer (r.a) şöyle demiştir: "Peygamber (s.a.v) içinde secde âyeti bulunan bir sûre okuduğu zaman, secde eder ve biz de secde ederdik. Hatta (kalabalık yüzünden) alnımızı koyacak yer bulamazdık." (213)
Diğer bir rivayette şöyle geçmiştir: "Peygamberimiz (s.a.v) bize Kur'ân okurdu, secde âyetine gelince tekbir alıp secde eder, biz de O'nunla birlikte secde ederdik." (214)
Hükmü: Tilâvet secdesinin hükmü sünnettir.
Nitekim Hz. Ömer (r.a) şöyle demiştir. "Ey insanlar, biz secde âyetini okuyup rastlarız; secde eden sünneti yerine getirmiş olur. Secde etmeyene de günah yoktur." (215)