“Ağla rahatlarsın” denir. Ağlayınca rahatlanır mı? Gülmek belki ama ağlamak gibi bir eylem insanı nasıl olurda rahatlatır? Rahatlamak için mi ağlarız? Yoksa ağladığımız için mi rahatlarız?
Ağlamanın hem içsel hem de dışsal işlevleri var. Ağladığımız zaman ruhsal ve fiziksel alemimizde değişiklikler olurken, çevremizdeki insanlarla olan ilişkilerimizde de bir şeyler değişir.
Ağlama sonrasında bedenimizde olumlu fiziksel değişikliklerin olmadığı, olsa da bunun belirgin bir özellik olmadığı gösterilmiştir. Kalp hızı, tansiyon gibi temel parametreler ağlamaktan etkilenmemektedir.
Bir film seyrederken ağlayanların, ağlamayanlara göre üzüntülerinin daha uzun ve derin olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle ağlamanın doğrudan rahatlatıcı bir işlevi olmadığı söylenebilir.
Sık ağlayanların da daha mutlu insanlar olmadığını düşündüğümüzde, ağlamanın rahatlatıcı bir işlevi olduğu ile ilgili bu yaygın inanç nereden kaynaklanıyor?
Ağladığımızda etrafımızın ilgini çektiğimiz ise su götürmez bir gerçek! Çevremizdeki insanlarla kontağımız ağlayınca daha çok artar. Sosyal ve ruhsal destek gördüğümüzde, yalnız olmadığımızı anladığımızda kendimizi daha iyi hissederiz.
Neden ağladığımızda çevremizin ilgisi bizi mutlu ediyor? Çevremizin ilgisini çekmek için mi ağlıyoruz?
Anne ve babamız ile olan ilişkimiz veya çocukluk sonrası yaşadığımız aşk ilişkilerimizde bağlar ruh sağlığımızda çok önemli bir yer tutar. Ağlamanın da bu bağlanmayla ilişkisi olduğu ileri sürülebilir.
Bebeğin ağlaması ona bakanlara iletilmek üzere yollanmış bir yardım çağrısıdır. Ona bakılması, beslenmesi ve ilgi talebidir. Aslında bu açıdan baktığımızda yetişkinlikteki ağlamalarımız da benzer bir işlev görmektedir.
Bebek yardım istediğinde önce şiddetle ağlar. Bir nevi protestodur bu! Eğer bu protestosuna bir yanıt