Sanki zamanın durduğu, rüzgarın bile nefesini tuttuğu bir eşikteyiz.
Bir zamanlar dalgaları mağrur bir edayla yaran o devasa çelik gövde, şimdi denizin serin avucuna başını yaslamış, bitmek bilmez bir uykuya dalmış gibi.
Pasın kızıllığı ile denizin griye çalan mavisi arasındaki bu sessiz kavga, aslında mağlubu çoktan belli bir hikayeyi anlatıyor.
Gökyüzündeki kurşuni bulutlar, bu devin üzerine hüzünlü bir yorgan gibi serilmiş. Üzerindeki her bir pas lekesi, yaşanmış bir hikayenin, yarım kalmış bir kahkahanın veya uzak bir limana duyulan özlemin mührü sanki.
Mediterranean Sky, artık bir gemi değil; denizin ortasında terk edilmiş, pas tutmuş bir hatıra defteri. Suya değen yanıyla geçmişin ağırlığını taşırken, göğe bakan yanıyla hiç gelmeyecek bir kurtarıcıyı bekliyor.
Doğa, insan elinden çıkan bu görkemli enkazı yavaş yavaş kendi parçası haline getiriyor; onu hem yutuyor hem de ölümsüzleştiriyor.
Bu manzara, bize en görkemli olanın bile bir gün sükûnete teslim olacağını fısıldıyor.
Bir zamanlar yolları birleştiren bu dev, şimdi sadece sonsuzluğa giden bir yolculuğun kıyısında, sessizliğin en derin mısrasını yazıyor...
"Suya düştüğünüz için boğulmazsınız; orada kaldığınız için boğulursunuz"
Mediterranean Sky: 1970'li ve 80'li yıllarda Yunanistan (Patras) ile İtalya (Ancona ve Brindisi) arasında seferler yaparak büyük bir popülerlik kazandı. Yaklaşık 1.000 yolcu ve 470 araç kapasitesine sahipti...
Ve şu anda... Fotoğrafta gördüğünüz yerde; Elefsina’nın sığ sularında, bir hatanın değil, bir vazgeçişin kurbanı olarak yatıyor.