Şevval

Şevval
@4sevvval
nec bella fuerunt, faginus astabat dum scyphus ante dapes. instagram.com/recollect.ion
Film gibi kitap? Tam olarak bu.
10/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2018 26. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 15 Ağustos 2018 12:49
İlk kez bir kitabını okuduğum, keşfettiğim bir yazar, Brad Thor. İyi ki de keşfetmişim. Büyük Oyun'u D&R'da ilk elime aldığımda hemen arkasını çevirip konusunu özetle bir okudum. Ve dedim ki "Bu da ne?!" abartmıyorum bu arada. Polisiye, gerilim, aksiyon, macera hep en bayıldığım türler olmuştur. Ajanlar, savaşlar, stratejiler hep ilgimi çekmiştir ve bu kitap yazdıklarımın çoğunu kapsıyor. Siz de bu türleri seviyorsanız bu kitabı okurken sıkılmanız imkansız. Bir cümleyle bu kitabı özetle deselerdi kesinlikle şunu söylerdim: "Film gibi kitaptı." Üç kelimeyle de özetlenir, 300 sayfalık kitap. İşte böyle. Kitabı direk satın almak istedim, almasaydım gerçekten aklımın bir köşesinde hep kalırdı. Yeni bir kitap aldığımda okumaya başlamadan önce hep 1k'dan bakarım. İncelemelere, alıntılara, diğer okuyucular tarafından nasıl karşılandığına. Bu uygulamaya bayılıyorum gerçekten. Fakat Büyük Oyun için arama yapıp baktığımda kitabın kayıtlı olduğunu ama çok az okunduğunu gördüm. Hakkında hiç alıntı veya inceleme yoktu. Şaşırdım biraz. Bence okunmayı hak eden bir kitap. Sanırım bu kitabın ilk incelemesi olacak, umarım güzel bir şekilde bu kitabı açıklayabilirim. Not: Ufak spoiler vermiş olabilirim belki :) Başrolümüz Scot Harvath. Kendisi eski bir Deniz komandosu ve ülkenin en üst düzeydeki kontra-terör görevlisi. Yakın bir zamanda kendi köşesine çekilmiş ve kız arkadaşıyla beraber sakin bir yaşam sürüyor. Gerçekten görevinde başarılı, zeki ve mükemmel stratejiler kuran, aldığı eğitimler sayesinde insanları ufak bir mimiğinden tanıyan, her adımını özenle takip ettiğiniz bir karakter. Köşeye sıkışıp kaldığında bile muazzam stratejiler üretip en az hasarla kurtulmaya çalışan, hayran kalınası bir başrol. Ve tabi, hayran kalınası bir ekip. Bu esnada ülkede yeni bir başkanlık
Büyük OyunBrad Thor · Altın Kitaplar · 201533 okunma
10/10
·247 syf.··
Beğendi
·
2018 23. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Temmuz 2018 12:36
Onlarca yıl önce ilk basımı, yayınlanması gerçekleşen bu kitap hala gücünü koruyor ve bence onlarca yıl sonrasında da etkisini hiç kaybetmeyecek. Uzun zamandır merak ettiğim bu kitap tam şu sıralar bitti ve kitaplığımın en üst kısmında yerini aldı bile. Bense ara sıra kitaplarıma bakar, konusunu hatırlar, düşüncelere dalarım. Fahrenheit 451'e bakınca çok daha değişik düşünceler, eleştiriler, olurlar, hayır olamazlar, yok canım o kadar da değiller, hayır tam da o kadarlar başlıyor kafamda didişmeye. Kitap günümüzden 500 yıl sonrasında geçiyor. Öncelikle bunu belirtelim. Ortada çok ters bir mantık var. Saatte 110 kilometre hızla giden kapsüller, kodlamasını sizin yaptığınız ve tamamen sizin emrinizde olan mekanik tazılar, yanmayan evler... Tüm bunlar güzel, 500 yıl sonrasından bahsedince gayet olası görünen şeyler. Fakat olay kurumların ters bir mantıkla çalışmasında. Kitapta da olduğu gibi itfaiyeciler yangınları söndürmek yerine yangın çıkarıyorlar mesela. Yaktıkları tek şey ise: Kitaplar.... "İyi ama neden?" diye defalarca kendi kendime sorup dururken itfaiye şefi Beatty kitabın ortalama 80. sayfalarında falan sonunda bir açıklama yapıyor fakat ben hala kitapların yakılıyor olmasını kabullenemiyorum. "... bitişik evdeki kitap, dolu bir silahtır. Yakın gitsin. Silah ateş etmesin. Adamın kafasını koparın. İyi okumuş bir adamın hedefi olmayacağını kim bilebilir ki? Ben mi? Ben böylelerini hazmedemem, bir dakika bile...” Önyargısız bir şekilde kitabı ve karakterleri tanımaya çalışırken burayı okuduktan sonra Beatty’i gerçekten sevmemeye başladım. Bir insan nasıl böyle bir düşünce yapısına sahip olabilir ki? Anlam verememekle beraber kitabın günümüzden yüzyıllar sonrasında geçtiğini hatırladıkça “Neden olmasın ki?” diyebildim sadece. Yine de Beatty’den hiçbir zaman
Fahrenheit 451Ray Bradbury · İthaki Yayınları · 2022108,5bin okunma
10/10
·398 syf.··
Beğendi
·
2018 22. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 10 Temmuz 2018 17:19
Başkomser Nevzat, Komiser Ali, Kriminolog Zeynep, Evgenia... Bu karakterler artık o kadar yakın ki bana. Bu sanırım okuduğum dördüncü Ahmet Ümit romanı ve bütün kitaplarını okumak gibi bir isteğim var. Bu kitabı okuduğum için hem çok mutlu hem de üzgünüm çünkü bitince gerçekten boşlukta hissettim. Üç dört kitapta bir Başkomser Nevzat ile cinayet çözme isteği uyanıyor içimde. O yüzden hepsini arka arakaya okumasam da hazırda Ahmet Ümit kitaplarım bekliyor rafta. Kitap okuduğum diğer romanları arasından beni en çok etkileyen kitaptı. Sanırım konunun hassasiyetinden dolayı. Maalesef şu dönemin en büyük sorunu, çocuk tacizleri. Hepimizin sorunu ve bu yüzden fazla önemli, okurken fazla içine çeken bir kitap. Konuya biraz daha değinecek olursam tabii başlangıç İstanbul'da işlenen cinayet vakasının Nevzat Başkomser ve ekibine düşüyor olması ile oluyor. Ekip hem Körebe lakaplı bir seri katili bulmaya çalışıyor hem de Suriyeli sığınmacılar ile ilgili konularla uğraşıyor. Başta iki konunun birbirinden farklı gitmesi "Ne oluyor burada?" dedirtiyor insana. Fakat iki konu da ilerleyen sayfalarda birbiriyle önemli bir noktada kesişiyor. Hassasiyetin hat safhada olduğu bir kitap gerçekten. Etkilenmemek elde değil. Körebenin kim olduğu, neden cinayetler zinciri oluşturduğu, öldürdüğü kişileri neye göre seçtiği sorabileceğiniz en önemli sorulardan. Kitabın olayı burada ve okudukça bırakamayacağınız bir kurguya sahip. Şahsen iki saat okuyup ara vermek istesem bile elimden bırakamadım. Özellikle kitabı anlayıp ilk yarıyı geçtiğinizde ve olaylar yavaş yavaş anlam kazanmaya, çözülmeye başladıktan sonra asla bırakamayacaksınız. Ahmet Ümit'i ilk romanını okuduğum günden beri hep sevmişimdir. Kırlangıç Çığlığı adına demek istediklerim de açık. Konu hepimizi, tüm Türkiye'yi, tüm dünyayı
Kırlangıç ÇığlığıAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201839,9bin okunma
Bilginize: Sadece bir cinayet romanı değildir kendileri.
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2018 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2018 18:09
Bir insanı veya insanları dışı görünüşüne göre, nasıl göründüğüne, tavır ve hareketlerine göre nasıl da değerlendiriyoruz değil mi? O ilk andaki davranışlarını, o kişi hakkında daha önce duymuş olduklarımızla ne güzel harmanlıyoruz. Ne güzel hatalar yapıyoruz. "E şimdi bir insanı tanımaya başlarken de ne yapalım, nereden başlayalım, bunlar doğrultusunda o insanı tanımlamanın nesi hata?" diyebilirsiniz bence de çok haklı bir soru şu an diğer ben'e hak verdim. Ama okuyunca görüyorsunuz işte. Allah'ım kitapların bu güzelliğine bayılıyorum. Bakın arkadaşlar söyle özetleyeyim; en hiç ummadığınız insanlar, hiç ummadığınız taşların altından çıkabilirler. Gerçekten. Kimseye güvenmeyin demek istemem bu da yanlış bir bakış açısı ama bir insanı tanımak gerçekten kolay değil. İnsan. Her insan bambaşka bir dünya gibi. O kişiyi tanımak, anlamak, bilmek gerçekten zaman ve emek ister. Ve emin olun bir insanı ne kadar uzun süre tanırsanız tanıyın o insandan hala yepyeni şeyler öğrenebilir, o insanda hala yepyeni şeyler görebilirsiniz. Çünkü adı üstünde: İnsan. Değişik varlıklarız cidden. Şaşırtıcıyız. Kimseye güvenmeyin demeyelim de kimseye körü körüne güvenmeyin diyelim. Bu bölümü atlarsak ve kitaba gelirsek "Zaten cinayet kitabı işte, en ummadığın insan katil çıkar, klasik." demeyin. O nasıl bir ön yargıdır öyle. Yapmayın onu. Kitapta orta yaşlarda zengin bir adam, kimilerine göre bilerek aptalı oynayan ama aslında çok zeki; kimilerine göre ise gerçekten aptal ama genç ve güzel bir kadın yer alıyor. Ve bu adam ve kadının gerçek hikayesi ilk aşamada asla akla gelmez ama okudukça "Eh artık ama ya!" dedirten cinstendi. Okumak denmez bu kitaba, akıyor. Sayfalar anlatılanlar, karakterler. Herkesi bir anda tanıyıveriyorsunuz ve onları Müfettiş Bland ile birlikte "Hımm, acaba?" diye
Sonuncu KurbanAgatha Christie · Altın Kitaplar · 20191,413 okunma
9/10
·137 syf.··
Beğendi
·
2018 19. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2018 10:00
Sevgiyi, gerçek sevgiyi sorgulatan bir kitap. Değirmen. "Sen sevgiline ne verebilirsin sanki? Kalbini mi ? Pekala, İkincisine ? Gene mi o ? Üçüncü ve dör­düncüye de mi o? Atma be adaşım, kaç tane kalbin var senin?..." Bu kadarını gerçekten okumamıştım. Yıllar öncesinde yazılmış bu güzel öykünün günümüzle ne kadar çelişiyor oluşu hala kafamı kurcalıyor. Gerçekten. Bir şey diyemiyorum. Acemi olduğunu ve kötü yazdığını söylüyor Sabahattin Ali. Buna acemilik dersek... Öykülerin her biri farklı ve kendini okutturuyor. Ben bir kaçını biraz da olsa sıkılarak okusam bile okudum çünkü konular öyle güzel seçilmiş ki istemeseniz bile farkında olmadan okuyorsunuz. Yazarın önsözünün en az öyküleri kadar anlamlı ve düşündürücü ve duygulu olması? Anlam veremiyorum kitabın bu kadar anlamlı oluşuna. Her satırının. Daha öykülere giriş yapmadan yazmış okurlarına Sabahattin Ali: "Şiir ve öykülerim arasında yazmış olmaktan utanacağım kadar kötüleri olduğunu biliyorum. Bunların bir kısmının çocuk denecek bir yaşta yazılmış olmaları bence bir mazeret değildir; çünkü bu çeşit bir yazıyı bugün herhangi bir imzanın üstünde görsem, sahibini ıslah olmaz bir zevksizlik ve tam istidatsızlıkla suçlandırmakta tereddüt etmem. Bunların, benim san'at hayatımın gelişmesini göstermesi bakımından, sadece kendim için ehemmiyeti vardır ki, bu da onları başkalarına okutmak için sebep olamaz. Buna rağmen bu yeni baskıdan onları çıkaramadım. Çünkü, bir kere okuyucuyu önüne sermiş olduğum taraflarımı sonradan örtbas etmeye hakkım olmadığı kanaatindeyim; ama böylece belki de eski bir hatayı devam ettirmekten başka bir şey yapmıyorum. İyiyi kötüden ayırmak külfetini okuyucuya bıraktığım için özür dilerim." On altı tane birbirinden farklı öykü var bu kitapta. Hepsinin farklı anlamları var. Her birinde farklı
Edebiyat
DeğirmenSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202556bin okunma