Kitap bitti, ben tükendim.
Laf olsun diye değil, öyle ki damarlarımdan kanın çekildiğini hissettim, azar azar, acıta acıta... Her cümlede öyle bir sızı... Okurken sizle de paylaştım birçoğunu. Tükenirken sizi de tükettim.
Kehribar Geçidi...
Yedi Uyurlar'ı hiç duymuş muydunuz?
Okuyacağım kitapları genelde önceden araştırır, ona göre okurum, ön bilgim olur. Bu defa bodoslama daldım bu esere. Elime geçer geçmez, sıcağı sıcağına... Nereden esinlenmiş, neyden yola çıkmış yazar hiçbir bilgim yoktu. Okuya okuya keşfettim her şeyini. Yılın son kitabı olmasını planlamıştım. Öylesine alt üst etti ki beni bu seneye sarktı. Daha da sarkacaktı yüzüme bir soğuk su çarpmasaydım.
Sıcağı sıcağına yaptığım bir inceleme oldu. O kadar hassas noktalara değinmiş ki yazar, duygu yoğunluğu ile neyden nasıl ve ne kadar bahsedeceğimi bilemiyorum. Darmadağın ruhumla sıvadım kollarımı. İster istemez "spoiler" de içerdi. Bilerek okuyun ki çok az şeye hevesimizin kaldığı şu dünyada kitaba olan hevesimiz kaçmasın.
Eskiler bilir (çok eskiler demeyim, yaşlı hissetmeyelim) Deli Yürek diye bir dizi vardı. Kuşçu karakteri bir taşlama söylerken oldukça etkilenmiştim:
"Bu çağın düzeni
Bu çağın düzeni
Olmaz olsun
Alçağın düzeni"
Öyle zamanlar vardır ki nefret ederiz yaşadığımız çağdan. Hatta Cahit Zarifoğlu "Ben bu çağdan nefret ettim. Etimle, kemiğimle nefret ettim." der. Sahi, sorun çağda mı yoksa o çağı öyle bir çağ yapan insanlarda mıdır?
Milattan sonra 300'de başlıyor eser. Dönemin güçlü Roma'sı... Öyle bir imparator var ki başında dünyada tek bir Hristiyan bırakmamaya ant içmiş. Hristiyan olduğu düşünülenler mahkeme edilip acımasızca ölüme mahkum ediliyor. Puta tapmamak en büyük suç. Öyle ki Hristiyan olduğu için öldürülen kim varsa yedi göbek sülalesi de yüzünde o "kara leke"yi taşıyor. Her