Merhaba arkadaşlar
Bu aralar Rabindranath Tagore ile beraber Hindistan'da, "Aynı derede iki defa yıkanılmaz" diyen Herakleitos 'a inat kutsal nehirfe (Ganj'da) 50 defa günahlarımdan arındım, sonra Yamuna nehrine çiçekler attım. Derede arınmak, yüzmek ve yıkanmak güzeldir, Herakleitos ne karışır yahu, aristokrat fiozoflar konuşacağına küveti keşfetselermiş:)
Rabindranath Tagore 'nin1913 Nobel edebiyat ödüllü bu kitabı, ülkemiz milli eğitim bakanlığı tarafından 100 temel eser listesinde kendine yer bulmuştur. Ama 1000Kitap 'da bu yazarın pek okunmadığını görmek beni çok üzdü. Avare Kuşlar kitabıyla tanıdığım yazara hayran kaldım desem yeridir. Hindistan edebiyatına bakışımı tamamiyle değiştiren yazar hakkında (onu biraz tanımak maksadıyla) küçük bir parantez açmak isterim.
Mahatma Gandhi 'nin çok yakın dostu olan Rabindranath Tagore 13 kardeşin en küçüğü olarak Kalküta'da (1861) dünyaya geldi. Babası varlıklı bir din adamı olması hasebiyle Hindistan'da özel öğretmenlerce eğitim almasının yanı sıra 17 yaşında Londra'da hukuk eğitimi de almıştır. Nerdeyse uğraşmadığı sanat dalı yok. Müzisyen, ressam, tiyatrocu, şair, yazar, aktör, çevirmen... (vs.)
Gora kitabıyla Nobel edebiyat ödülü almasından sonra 1915 yılında İngiltere tarafından kendisine "sir " (Şövalye) ünvanı verilmiş ancak yüce gönüllü yazarımız bu ünvanı kabul etmemiş. Hayatı boyunca kast sistemi ve bağnazlıkla mücadele etmiş olan yazar, panteist bir tutumla Hinduizm, Müslümanlık ve Hristiyanlıkla harmanlanmış yeni bir din akımı olan Brohmoizim'in temellerini atmıştır. Bu yeni dinin amacı Hindistan'da etrafa saçılmış tüm dinleri bir çatı altında toplayıp hepsine hitap etme yetisini oluşturmak ve bu sayede sosyolojik çatışmaların önüne geçmektir. Bu minvalde Tanrı'yı kısaca "Tektir ve biçimi yoktur, ama binbir amaçla, binbir şekle girer..." Şeklinde
Hint destanı. 9 ciltten oluşan bir kitap. Hint kültürünü merak edip aldığım ama bu kadar da saçmalık olmaz diye zorla bitirdiğim bir kitap çok boş vaktiniz yoksa Uzak durun.
Spoiler :(
Bazı kitaplar vardır tadı damağınızda kalan, yüreğinize dokunan. Fareler ve İnsanlar benim için öyleydi. Kitap gizliden gizliye bize o kadar çok mesaj veriyor ki; yoksulluk, ırkçılık, dostluk, vefa, hırs, masumiyet, saflık... vb. konulara değinmiş zengin içerikli bir kitap.
Fareler ve insanlardan kasıt bence büyük insanlar ve KÜÇÜK insanlar. Zengin toprak sahibi olan insanlar¿ kendilerini o kadar büyük görüyor ki alt sınıftan olan insanlar kendileri için fareden farksız. Sadece karın tokluğuna çalıştırmak "köpek bağlasan durmaz" deyimiyle ifade edilen yerlerde onları barındırmak kitapta ince ince işlenmiş bir kısımdır. Geniş ve büyük halk topluluklarının, sayıca ve hacimce küçük ama etkili devlet sistemleriyle olan etkileşimleri kafamı kurcalayan kısımdı.
En sevdiğim kısım George ve Lennie ' nin hayata tutunmalarını sağlayan hayalleri olmuştu. Belki gerçekleşmesi zordu ama o kadar masum bir hayaldi ki. Tek istedikleri kendilerine ait bir toprağın olması. Kendileri ekip kendileri biçecek kimseye muhtaç olmadan gül gibi geçinip gideceklerdi.
Kitapta en değer verdiğim kısım ise hiç şüphesiz s*yahi karakter olan Crooks' un, Lennie' e yaşamını anlattığı sahne oldu. Crooks o kadar güzel ifade etmişti ki hissettiği üzüntüyü orada bir bir parça içim burkulmadı değil.
- Lennie: Neden istemiyorlar senin gelmeni ?
+ Crooks: Zenciyim diye. Orada hep iskambil oynarlar, ama ben oynamam, çünkü ben z*nciyim. Leş gibi de kokarmışım. Ben sana bir şey söyleyeyim mi Lennie , asıl siz leş gibi kokuyorsunuz
(Günümüz insanlarının bence en büyük sorunudur ırkçılık. Bu kısım beni çok etkilemişti. * Irkçılık Fransa’da doğdu, Almanya’da gelişti, Amerika’da uygulanmaktadır. *)
En çok üzüldüğüm ve beni en çok etkileyen kısım ise George 'nin , Lennie' i öldürmesi oldu :( Hiç beklemiyordum