Trevor önceki gece hayatini kaybetmişti; iki parçaya ayrildim, diyordu mesaj. iki parça, koltuğumda otururken düşünebildiğim tek şey buydu, bir insani kaybetmenin bizi, yani yasayanlari, nasil daha fazla, iki parça yapabildiği.
Sarkilarin bir köprü olabileceğini söylerler, anne. Ama bence sarkilar aylynı zamanda üzerinde durduğumuz zemin. Belki de kendimizi düşmekten alıkoymak için sarkı söylüyoruzdur. Belki kendimizi alıkoymak için.
Sokagin karsisinda oturan adam Paris'te egitim görmüş bir konser piyanistiydi. Steinway' ini avlusuna cikarip aksamlari bahçe kapisi açik piyano çalardi. Ve köpegi, o ufak sivah köpek, surama filan geliyordu, ayaga dikilip dans etmeye bas-lardi. Küçük dal gibi bacaklarıyla topragin üstünde pıt pıt daireler çizerdi, ama adam köpeğe hiç bakmaz, çalarken gözlerini kapal tutardi. Bu o adamin gücüydü. Kendi elleriyle gerçekleştirdigi mucizeyi umursamiyordu. Orada, yolda oturur ve sihir oldugunu düsündügüm seyi seyrederdim: Müzigin bir hayvan bir insana dönüstürmesi. O kaburgalari sayılan, Fransiz muzigi eşliğinde dans eden köpege bakar ve her seyin mümkün oldugunu düsünürdüm. Her seyin.
Adam çalmayı biraktiginda, kuyruğunu sallayan kopegin yanina gittiginde ve açik agzinin içine ödül mamasini koyarak köpege bu insani beceriyi kazandiran seyin müzik degil açlik, sadece açlik oldugunu bir kez daha kanitladiginda bile buna inaniyordum. Her seyin mümkün olduguna.
Belki de aynalara yapnizca -ne kadar aldatici olursa olsun- güzellik aramak için degil, gerçeklere rağmen hala burada oldugumuzdan emin olmak için bakiyoruzdur. Içinde hareket ettigimiz avlanmis bedenin henüz yok edilmediginden, kazınıp silinmediginden emin of-mak için. Kendini hala kendin olarak görmek, yok sayilmamis insanlarin bilemeyecegi bir sığınaktır.
Hayatta oluşumuzun