--Spoiler--
'Beyaz geceler' derin bir yalnızlıkla pençeleşmemiş insanların anlayamayacağı kadar hüzün dolu...
Aşk ve yalnızlık üzerine kaliteli bir hikaye.
Bölümlere 4 gece diye ayrılsa da toplamda 6 gecelik bir zaman diliminde gerçekleşiyor...
Beyaz geceler ismi de malum hepiniz biliyorsunuz; petersburg'a özel bir durum. ama yine de burada şuna dikkat etmek gerekki, beyaz saflığı, iyiliği, hayali temsil eder. romanda da böyledir, romanda özellikle beyaz geceler döneminin seçilmiş olması dostoyevski'nin edebi gücüne bir örnektir...
Dostoyevski'nin eserlerindeki en önemli özelliklerinden biri de kahramanlarıdır. kahramanlar genellikle hayattan kendini soyutlamış tiplerdir,bu romanda da hem anlatıcı kahramanı hem de Nastenka'yı tipik Dostoyevski karakterleri diye niteleyebiliriz.
Erkek karakterleri her daim aşkına sadık karakterlerdir öyle ki başka bir erkeğe tercih edilse dahi sevdiğine toz kondurmaz, tıpkı burada kahramanın Nastenka'ya yaptığı gibi.
Gideceğini bilir Nastenka'nın. susacağını bilir kendinin; gelince sever, çok sever... gidince... gidince de sever.
aslında sevdiği Nastenka değil, Nastenka'yı sevmeyi sevmektir...
Dostoyevski'de kadınlar ise genel itibari ile kötüdür. birçok romanına bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız . Nastenka bu romanda ,Dostoyeviski'nin tipik kadın karakteridir; iki yüzlü, ne istediğini bilmez bir karakterdir...Bu Dostoyevski'nin kendi özel hayatından gelen bir tezahür müdür derseniz olabilir derim.
En çok dikkatimi çeken şey; Dostoyeviski'nin anlatımı..öyleki bu yanıyla diğer bütün eserlerden ayrılıyor bu noktada:
Anlatımın hem yazar tarafından yapılması (ki karakterin yalnızlığını çok etkileyici bir üslupla ele alıyor), hem ilahi bakışla ele alması hem de yeri geldiğinde kız karakter Nastenka'nın ağzından yapılması (
Sadece bir kez, tek bir kez haykırmak istiyorum. Pencerelerin ötesindeki karanlığa doğru koşmak istiyorum...
Kimse bana yardım edemez
Kimse hayatımı kurtaramaz
Kimse tekrar nefes almamı sağlayamaz
“Enine boyuna yapısıyla herkesin önderiydi,
ama tatlı dilli bir konuşmacıydı: Hekademos’un
ağacına tünemiş, tatlı ezgiler yayan
ağustosböcekleri gibiydi tastamam.”
-Phliuslu Timon’ın, Platon hakkındaki cümleleri.
1. Platon Kimdir?
“…derler ki adalet kurdun hakkını da savunmayı gerektirir.” (sayfa 62)
M.Ö. 428 ya da 429’da doğduğu düşünülen Platon (Eflatun), Atinalı bir filozoftur. Diogenes Laertios, “Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri” adlı kitabında anne tarafından soyunun Atina’nın ünlü devlet adamları ve şairlerinden Solon’a dayandığını söyler. Baba tarafından ise Atina’nın efsanevi krallarından Kodros’un ve Messenia Kralı Melanthos’un soyundan geldiği rivayet edilir. Aristokrat bir sınıfa mensup olan Platon’un bütün hayatı da yine bu çizgide devam eder.
Asıl isminin Aristokles olduğu ve bu ismi dedesinden aldığı, Platon ismini ise beden eğitimi hocasının taktığı söylenir. Ve modern dünyada bizler onu Platon olarak tanıyoruz. İslâm dünyası ise "Eflatun" olarak hitap eder Platon'a. Şiir, resim, müzik ve gramerle de ilgilenen Platon’un tragedya yazdığı da bilinir fakat yarışmalara katılacağı esnada Sokrates’in sesini duyduğu ve anlık bir kararla şiirini yaktığı rivayet edilir.
Siyasetçi olmaya hazırlanan Platon, hem anne hem de baba tarafından kolaylıkla siyasi arenaya atılabilecekken o felsefeyi seçer. Bunda, ailesinin hocası Sokrates’e karşı olan tutumlarının etkisi büyüktür. Sokrates'i sevmedikleri için, Platon'un felsefeyle ilgilenmesini de desteklemezler. Bir diğer önemli etmen ise Sparta ile Atina arasında süregelen Peloponnessos Savaşları ve onun sonuçlarıdır. Bu gibi sebeplerle siyasetle arasındaki mesafeyi açan Platon böylelikle dünya tarihinin en büyük filozoflarından biri olur. M.Ö. 348 ya da 347 yılında öldüğü düşünülen Platon, günümüz dünyasında eserleri ve fikirleriyle var olmaya devam
Miguel de Cervantes, modern Batı Dünyasının en önemli yazarlarındandır. Hatta Modern Avrupa nın ilk romanı olan Don Quijote (2 Cilt Takım) un da yazarıdır. Kurgulanış olarak döneminin, hatta günümüzün bile, bu kitap çok ilerisindedir.
İspanyol edebiyatını araştırdığınız vakit Cervantes in adını en yukarıda görürsünüz. Zaten İspanyol edebiyatı altın çağını da Cervantes in sayesinde yaşamıştır. Roman geleneğinin de yine bu İspanyol dünyasında başlamasına da vesile olmuştur.
Cervantes in hayatını okuyanlar onun hayatına da çok şaşıracaktır. Kendi ülkesinden sırf isim benzerliği olduğundan dolayı tutuklama kararı çıkmış ve bu kararın kendisini aklayana kadar çok fazla mağduriyet oluşturacağı ve yoktan yere sağ elini tamamen kaybedeceğinden ötürü İtalya ya kaçmıştır. Daha sonra meşhur deniz savaşı tarihteki İnebahtı Deniz Savaşına da katılan Cervantes, sol kolunu bu savaş neticesinde Osmanlı güllerinin isabeti sonucu kaybeder. Kendi ülkesinden yanlış anlaşılmadan dolayı sağ kolunu kaybetmeyeyim diye kaçan Cervantes, bu sefer diğer elini bir başka nedenden dolayı kaybeder. İlerleyen senelerde de Cezayir li korsanlar tarafından kaçırılan Cervantes, 5 yıl boyunca Cezayir de yaşamak zorunda kalmıştır. İşte dünyaca ünlü eseri olan ve gelmiş geçmiş en çok okunan eserlerden de biri olan Don Quijote (2 Cilt Takım) böyle bir dönemin neticesinde yazılmıştır. Cezaevinde kaleme alınmıştır.
Birazda içeriğine girelim: Kitap epik bir eserdir. 1605 ve 1615 yıllarında iki bölüm halinde yayınlanmıştır. Tüm zamanların en çok satan eserlerinden de biridir. Johnny Depp in Ninth Gate isimli filminde çok hoşuma giden bir sahnesi vardı bu kitabın. Hem filmi, hem de o sahneyi izlemenizi öneririm. Depp in oynadığı karakter, bir kitap koleksiyoncusu. Bir zengin ailesinin evine geliyor ve işe yarar kitapları toptan almak istiyor. Don Kişot