Selvi

Selvi
@Eurydike
Psikoloji
116 okur puanı
Mart 2018 tarihinde katıldı
10/10
·592 syf.··
2019 28. kitabı
Cumhuriyetimizin kurucusu ve hürriyetimizin kurtarıcısı büyük önder Atatürk hakkında ve bize sağladığı sayısız hak ve özgürlük üzerine yazılacak çok şey var ama şu an bir kitap incelemesi üzerinden gitmek durumundayım. Lord Kinross’un bu yapıtı, Atatürk hakkında yazılmış en objektif eserler arasında ve Türkiye’de bulunarak 5 yıl kadar sürdürmüş olduğu titiz bir çalışma ve araştırmanın ürünü. Okumaya Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileyiş ve çöküşüyle başlayarak Kurtuluş Savaşı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşu ve yükselişi ile devam ediyoruz. Birçok olaya dair ayrıntılı bilgiler verilmesinin yanında bu olaylara Atatürk’ün kişisel yaşantısı ve anıları üzerinden diyaloglar ve dipnotlarla destekleyici anlatıların da eklenmiş olması kitabı salt tarih kitaplarına özgü bir çizgiden uzaklaştırıp keyifle ve merakla okunmasına dair bir kapı aralıyor. Bu anlamda dilinin ve yazarın anlatımının çok anlaşılır ve edebi bir çizgide sürdürülmüş olduğunu söyleyebilirim. Yer yer Atatürk’ün kişiliğine dair vurguların yapılması, okudukça belki de Atatürk’ün bilmediğiniz ya da dikkat edilmeyen farklı yanlarını görüp değerlendirebileceğiniz bir analiz imkanı sunuyor. Kararlığı, iradesi, arzuları ve hırsları sadece milletini ve milletinin egemenliğini düşünen bir eylem adamı olmasından kaynaklanıyor ve Atatürk davasının yolunda pes etmeden tüm hayatını bu ideale göre şekillendiriyor. Bu yolda verdiği tüm çabanın kişisel bir mevki ya da maddi bir çıkar sağlama amacı olmadan sadece özgür bir Türkiye Cumhuriyeti kurmak için olduğunu kitabın her sayfasından ve kişisel konuşmalarından anlıyoruz. Özellikle verdiği sayısız özgürlüğün yanısıra her ne kadar kadınlara karşı kişisel tutumu tüm hayatı boyunca bir asker olduğu için doğu-batı karmaşıklığı arasında kalmış olsa da kadın ve kadın özgürlüğüne
Tarih
AtatürkLord Kinross · Altın Kitaplar · 20232,465 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
6/10
·181 syf.··
2019 7. kitabı
İnsan olmak belki de doğduğumuz günden beri bir şekilde bulunduğumuz çevrede maruz kaldığımız bir söylem olarak kulağımıza dokunan, derin ve üstüne birçok fikir üretilmiş ve insanlığımızda görülen her insan dışı eylem için söylenmiş ‘insan ol’ lafının dilimize yerleşmesine sebep olan trajikomik bir kalıp. İnsanlar hala insan olmak için uğraşıyor. Yaşantılarımızla, eylemlerimizle, acılarımızla ve sevinçlerimizle insan olmanın eksilerini ve artılarını yaşıyoruz. Bazı anlar geliyor bir ağaç, uçan bir kuş, bir kelebek olmak istiyoruz. İnsanlığımızdan kurtulma, insan olma halinden uzaklaşma arzusu dolduruyor içimizi. İmgeler içinde kaybolup kafamızın içindeki türlü hikayelerde başrol oynuyoruz. Engin Geçtan’da işte burada bu somut gerçeklikte kendi hikayemizin başrolünde nelerle karşılaştığımızı, insan olma yolunda neler yapabildiğimizi, neler hissettiğimizi ve neler düşündüğümüzü kendi deneyimlerine ve bilgilerine dayanarak okuyucuya aktarıyor. Engin Geçtan’dan bahsedersek kendisi 2018 yılında aramızdan ayrılmış Türk psikiyatri profesörü, psikoterapist ve başarılı bir yazar. Özellikle analiz yeteneğinin çok güçlü olmasıyla birlikte bunu okuyucuya da çok açık ve başarılı bir şekilde aktarabiliyor. Bu kitabında ise çocukluğumuzdan başlayıp yetişkinliğimize kadar olası duygudurumlarımız ve hepimize azar azar tanıdık gelen birçok senaryo ile hepimizin içindeki insan yönlerini ortaya çıkarıyor. Öfke ve düşmanlık duygularımızın sebeplerinden değersizlik duygularımıza ve kaygılarımıza kadar birçok bilişsel hataları görmemizi sağlayarak genel bir öz farkındalık yaşatıyor. Bu noktada ekleyeceğim birkaç alıntı kitaba dair bir öngörüş oluşturmanızda fayda sağlayabilir. “Değersizlik duyguları yaşayan biri için diğer insanlar ya kendinden üstündür ya da aşağı; eşiti yoktur. Bazı
1000Kitap
İnsan OlmakEngin Geçtan · Metis Yayınları · 202533,4bin okunma
8/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2019 17. kitabı
Nevroz... Belki de çevremizde çoğu zaman duyduğumuz ama tam manasıyla bilmediğimiz bir kelime olabilir bu terim. Bu kitap analizinde de biraz bu terimden bahsedip belki de artık duyduğumuz zaman bu terim hakkında ne düşünebileceğimiz konusunda biraz bilgi sahibi olmaya çalışacağız. Öncelikle yazardan başlayacak olursam Karen Horney Alman kökenli Amerikalı bir psikanalist. Diğer psikanalistlerde olduğu gibi Karen Horney de Freud'un yolundan gitmeyi tercih etmiş ama bazı konuların üstüne kendi fikirleri ve deneyimleri doğrultusunda eklemeler yapmıştır. Horney'e göre de zaten psikanalizi bu anlamda statik bir düzeyde tutmak yerine geliştirmek önemli ve gereklidir. Bu anlamda Freudyen bakış açısından biraz saparak kişiliğin ve bahsedeceğimiz nevrozun oluşumunda kültürel etmenlerin belirleyici olduğunu öne sürer. Gerçekten de toplumların kültürleri ve alışkanları, neyi önemli görüp görmedikleri normallik anlayışlarında farklılıklar yaratır. Bu anlayış farklılıkları da kişiliğimizin belirlenmesinde biyolojik faktörlerin yanında başka bir ölçüt olarak kendini gösterir. Karen Horney de kitapta bu kültürel öğelere değinerek farklı kültürden insanların aynı olaya nasıl farklı tutum ve tepkiler geliştirebileceğini örnekler üzerinden bize anlatıyor. İşte bu noktada nevrozun oluşumunu da "var olan kültürlerde yaşamını sürdüren insanların bu kültürlere mahsus örüntülerden sapması" dahilinde ortaya çıkabileceğini vurguluyor. Kültürlerdeki alışılagelmiş davranışlara anormal ve aykırı düzeyde karşılıkların olması nevrozun anlaşılmasına olanak sağlıyor. Horney bu sapmalara kişilerin çocukluğundan gelen ya da yetişkinlikte ortaya çıkan yüksek düzeyde kaygıların sebep olduğunu ve kişinin bu kaygıyla uzlaşma girişimlerinin bu ruhsal rahatsızlığa sebebiyet verebileceğini söylüyor. Horney'e
1000Kitap
Çağımızın Nevrotik KişiliğiKaren Horney · Sel Yayıncılık · 20201,190 okunma
Puan vermedi·143 syf.··
Beğendi
·
2019 16. kitabı
Öncelikle bu kitabı uzun bir süredir okumak istiyordum ve nihayet okudum. Kitabı almadan önce kafamda konusuyla ilgili bazı fikirler oluşmuştu ancak okuyunca beklentilerimle uyuşmayan bazı noktalar gördüm. Öncelikle biraz Jung'dan bahsedersek, Jung 1875 doğumlu psikiyatri alanında uzmanlaşmış ve önemli fikirleri olan çoğunlukla da parapsikoloji ve mitlere ilgi duyan ve sanırım bu sayede de kolektif bilinçdışı terimini literatüre kazandıran Freud'un eski kankası ve saygıdeğer bir abimiz. Öncelikle kitabı okurken okumanızı daha da kolaylaştıracak arketip kavramını açıklayalım. Arketip Jung'un düşüncelerimizdeki tipik zihinsel imgeler ya da hayali temsiller dediği ve her insanda bulunduğunu öne sürdüğü evrensel bir kavram. Örneğin herkesin kendine göre oluşturduğu bir anne simgesi gibi. Kitaba başlamadan önceki beklentilerim aslında bu kitabın Jung'un 4 temel arketipini açıkladığını sanmamdı. Jung kişiliğin oluşumunda önemli rolü olan 4 temel arketipten bahseder ve bunlar: Persona, Anima ve Animus, Gölge ve Self'tir. Kitap sandığım gibi bu 4 temel arketipi açıklamak yerine Jung'un yazdığı makalelerinin bir derlemesini oluşturuyor ve farklı arketiplere değiniyor. Ama kitap içerisinde özellikle Anima,Animus ve Gölge arketiplerine rastlamak mümkün. Peki nedir bu arketipler? Jung Anima ve Animus'u cinsiyet kimliğimizin içinde bulunan karşıt cinsimiz olarak açıklıyor yani erkek psişesinin(ruhunun) kadın yönü animayken, kadın psişesinin(ruhunun) erkek yönünün animus olduğunu söylüyor ve bu özelliklerimizin karşı cinsle iletişimimizde bir çerçeve oluşturduğu ve ideal karşı cins imajımızı belirlediği gibi işlevlerinden söz ediyor. Gölge arketipini ise psişemizin en karanlık ve derin yönü yani hayvani yönümüz olarak açıklıyor. Bu bilgileri bilerek okunduğunda kitaptan gerçekten
1000Kitap
Dört ArketipCarl Gustav Jung · Metis Yayınları · 20262,673 okunma
6/10
·152 syf.··
2019 4. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2019 23:05
“O gece, köşedeki bu evde bir doktorun yaşadığını içlerinden biri hatırlamış olmalıydı.” Açıkçası bu cümle kitabın tamamına baktığımda kitabı ve isminin bile öğrenilmesine gerek duyulmadığı için kitapta ismini öğrenemediğimiz “yabancı” doktorun içinde bulunduğu yalnızlığı ve topluma karşı yalıtılmışlığını bana en açık şekilde gösteren bir uyarıcı işlevindeydi. Aslında olaylardan çok yabancı doktor karakterinin kendisine odaklandım ve yapmış olduklarının böylesine depersonalize bir insan için makul olduğu kanaatine vardım. Doktorun kendisinde biraz daha konuşabilecek gücü bulmasını ve şizoid dünyasının tüm gizliliğini ortaya çıkarmasını çok isterdim ama her karakterin kendine özgü doğası gibi bu sessiz ve duyarsız doktorun da yine sessizce ölüp gitmesi ve arkasında kendisine sayılı kişiler haricinde nefretle bakan bir güruh bırakmış olması da son derece ilginç bir tabloyu karşımıza çıkarıyor. Üç ağızdan ve bakış açısından dinlediğimiz öykü bize parçaları birleştirmemiz adına daha çok yanıt sunuyor. Kitapta yaşanmış olaylara atıfların dışında yine insanların ön yargılarının topluma nasıl aktarıldığı, bu ön yargıların toplumsal boyuta nasıl geçtiği ve toplumsal bir nefretin nasıl oluştuğunu görüyoruz. Kitabı bitirdikten sonra kimin tarafında olacağınız konusu tamamen size kalıyor ama önemli olan faktörün her zaman çoğunluğun görüşüne uymak yerine önce azınlığın kararını sorgulamak olduğunun taraftarıyım. İyi okumalar.
Edebiyat
Yaprak FırtınasıGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 20244,456 okunma