Adı:
Godot'yu Beklerken
Baskı tarihi:
Ekim 2000
Sayfa sayısı:
124
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758240074
Kitabın türü:
Orijinal adı:
En Attendant Godot
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kabalcı Yayınevi
Baskılar:
Godot
Godot
Godot
Godot
Waiting for Godot
Godot
Godot'yu Beklerken 1948 yılında Fransızca olarak yazıldı ve 1953'te Paris'de sahneye kondu. Zamanla ülke çapında bir ün kazandı. 1954 yılında Beckett tarafından bazı değişikliklerle İngilizceye çevrildi ve başka ülkelerde de sahnelenmeye başladı. Avangard olarak nitelenmesine karşın hızla klasikleşti.

Oyunun varoluş sancıları çeken kahramanları, yolları kesiştiğinde birbirleriyle iletişim kurmaya çalışırlar. Her gün yinelenen bu ritüelde bellek işlevinin yerine getiremeyince de gerçekliğin kesinliğinden uzaklaşmaya başlarlar.

Kimilerine göre tüm zamanların en iyisi olan bu oyun, 21. yüzyılda da kafamızda soru işaretleri bırakmaya devam ediyor.
124 syf.
·6 günde·10/10
Okumayı kafama koyup da bir sebeple okuyamadığım kitaplar var. Ya satın alamadım ya araya başka kitaplar girdi ya da daha farklı olaylar neticesinde okumaya vakıf olamadığım kitaplar. Bu kitaplar için küçük bir parantez. Doğrusu öylesine garip bir bilinçaltına sahibim ki en küçük ayrıntıları bile rüyalarımda bana detaylıca işlediği olur. Kan ter içerisinde kalıpta canavarlardan kaçarken onları atlatmak adına saklandığım bir kuytuda, o okuyamadığım kitabı buluveririm. Hatta açıp içinden okuduğum cümlelerde olmuştur. Emin değilim belki de Astral seyahat ediyor, ‘Okunamayan Kitaplar Tesisi’nde’ mola veriyor ve bu kitaplara göz atıyorumdur. Ben unutsam dahi bilinçaltımın unutturmadığı kitaplar.

Yıllardır okuyacağım deyip de bir türlü okuma fırsatı bulamadığım kitaplardandır, Godot’yu Beklerken. Doğrusu okumak için bilinçaltımın hatırlatmasını mı yoksa Godot’yu mu bekledim emin olamıyorum bir anlamda zihnimin dünüyle mutabık olamıyoruz. Düşüncelere dalarken o keskin şüpheyi yaşıyor haliyle tereddüde düşüyor ve neden bu kadar beklettim okumamı diye hayıflanıyorum. Beklemeye ne zaman karar verdim; dün mü yoksa ondan önceki gün mü ya da daha mı evveliyatı var beklememin? Zaman bir zaman sonra bataklığa dönüşüyor ve beni içine çekmeye başlıyor.

Daha başka neleri bekledim sorusu zihnimin dehlizlerinde hızla kendine varacak uygun bir yer arıyor. Bir sevgiliyi, dostu, huzuru ya da ölümü? Hiçbir şeyden emin olamıyorum… Sahiden beklerken aynı anda umutlanıp çevreme taze papatyalar attığım sonrasında umudumu yitirip intihar girişiminde bulunduğum da oldu mu?

Şüphe halinde zamanın kalıntıları üzerinden geçmişimi sorgulamak beni nereye vardıracak? En iyisi beklemeye devam etmek. Onun gelmesiyle yapmak istediğim her şeyi yapabileceğim, seveceğim mesela sevilmesem de veya özür dileyeceğim affedilmesem de yahut her şeyi ardımda bırakıp gideceğim hatırlanmasam da ama şu an için beklemek gerek.

Yoksa Vladimir gibi uyku da mıyım?

“Başkaları acı çekerken ben uyuyor muydum? Şu an uyuyor muyum? Yarın uyandığımda ya da uyandığımı sandığımda bugün hakkında ne diyeceğim? Dostum Estragon’la, burada gece çökene değin Godot’yu beklediğimi mi?”
124 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Beckett ile Joyce sayesinde tanıştım. Öncesinde bir fikrim yoktu ve bu tanışma ile hayran kalmıştım. Okuduğum 4. Beckett kitabı oldu: 2 roman ve şiirleri sonrası oyun...

Joyce'a olan hayranlığı ve onunla tanışıklığı sebebiyle, okuduğum eserlerinde Joyce etkisini hissettim. Dilin işleyiş biçimi, konu akışı, çekinmeden ( Ulysses'in yasaklanmasına sebep olan müstehcenlik) düşünceler ve akla gelen cümleleri ifade etme şekilleri, benzerlik taşıyor.

Beckett kendi içinde yapmış olduğu yolculuğu, bu yolculukla birlikte sorgulayıcı yaklaşımı, aynı zamanda sonsuz arayışı eserlerinde çarpıcı şekilde yansıtmış bizlere. Bunun en güzel örneğidir Godot...

Kitaba değinirsek içerikle birlikte;

Estragon ve Vladimir'in günler ve gecelerden oluşan bekleyiş süreci son bulmuyor ve sürekli tekrar halinde başka nesneler ve şeylerin etkisiyle ilerliyor. Birisi her şeyi unutup bedeni ile ilgilenirken, diğeri her şeyi hatırlayıp düşünceleri ile boğuşuyor. Bu kişinin kendi iç savaşını yansıtıyor.

Yaşamak bir nevi cezadır. Bu sebeple kendini asmak ve yaşamını sonlandırmak isteği oluşturuyor. Ancak bundan bir tek Godot gelirse kurtulacaklardır. Kimdir bu Godot?
Buna verilen bir sürü yanıt var elbette. Benim yanıtım ise benliktir. Kişinin kendisine yönelimi ile kurtuluşa ereceğidir. Varoluşunu kendi kendine çözümleyerek ona sarılarak yaşamını devam ettirebileceğidir. Bunu bulamayan insan ya acı çekecek ya da durumunu kabullenecektir. Acı derken acı bitmez. Hayatın her yerinde yerini alır. Sadece burda, bundan dolayı acı çekmektir dediğim.

Bulduktan sonra ise rahat olacağı fikri ise tam bir muamma... Boşluğun içinde yuvarlanıp kara delikte kaybolabilir...
Bunlardan kaçış ölüm ile olabilirdi belki de yine...

Bulmasan yani gelmezse Godot, bu sefer de katlanılmaz rutin yaşamını devam ettirir. Bu süreç yine ölüme kadar devam eder. Her şeye sağır olarak, göz yumarak ve hiçbir şey hakkında konuşmayarak yaşamak... Yaşamak için yaşamak...

Eser bu şekilde iken biraz da kendimden bahsedeyim;
Beklediğimiz çok şey var. Ben kendi Godot'umu bulmuşken, bir anda her şey yerle bir oluveriyor. Tekrar başka bir arayış ile devam ediyorum. Godot dışında O'nu da bekliyorum ben. O'nu bulmuştum tüm benliğimle sarılmıştım/sarılıyorum ve bekliyorum. Gelmesini umarak bekliyorum. Kalmasını dileyerek ve isteyerek... O kimdir? Bunu söylemiyorum. İçimde saklı ve gizli...
Bazı şeyler saklanarak değerini yitirmeden korunur. Koruyorum onu içimde. Seviyorum onu kendimle birlikte... Anlatılmayacak ve yaşaması güç olan... Bu bekleyişler, arayışlar hiçbir zaman son bulmayacak sanki... Ölene dek...

Burada rutin hayat ile alakalı ve sıradanlaşan insanları en güzel anlatan videolardan birini paylaşarak sonlandırıyorum. Mutlaka izleyin. Sevgiyle...

https://youtu.be/XSSckVrfmEs
124 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Samuel Beckett edebiyatta modernizm temsilcisi ve Absürd Tiyatro’nun kurucusu olarak biliniyor. Eserlerini İngilizce ve Fransıza dillerinde yazıyordu, oyunu ‘’Godot’yu beklerken’’ yazdıktan sonra dünyaca tanınan biri oldu, dramaturji de en önemli eserlerinden biri de ‘’Godot’yu beklerken’’dir,1969 da Nobel ödülünü almıştır.

‘’Godot’yu beklerken’’ iki perdeden oluşan piyes, düzyazı o dönemde yazamadığı için kafayı dağıtmak amaçlı yazılan bir oyundur diye söylüyordu yazar.
Estragon ile Vladimir, iki arkadaş, zaman onlar için bir bataklıktır ve onlar bu bataklıktan çıkamıyorlar, onların çok beklediği Godot da bir türlü gelmiyor. Kendilerini kandırmaktan başka bir şey yapamıyorlar, gelecek onlar için yok, intihar bile akıllarına geliyor ama harekete bir türlü geçemiyorlar.
Pozzo ve Lucky, bu tuhaf ikilinin arasında bey-uşak ilişkisi ve Pozzo’nun emrivaki konuşmaları sürüp devam ediyorlar . Fakat Lucky’nin sözde dilsiz ve köle olup sonra olan monoloğu okuduğumda hiç de dilsiz sınıfa koyamadığım ,hatta köle düşüncesini göremedim.
Beşinci oyuncu Godot ile ilgili haberi getiren çocuktur. O masum, temiz ve yalansız biridir.
Oyunda ki ağacın belli bir coğrafyadan ayırt edilebilecek bir özelliği olmadığı için dünyanın neresinde olursa ve ne zaman olursa olsun Godot’yu beklemek mümkün gibi görünüyor.
Lucky’nin boynuna geçirilmiş ip Pozzo ‘nun elinde kalması sömüren ve sömürülenin arasında ki bağı simgelediğini düşünüyorum.


… Bekliyorlar, insanlar hep bekliyorlar sadece Vladimir ve Estragon değil hepimizin beklediği bir şey vardır mutlaka ve sadece beklemek, eylemde bulunmamak ise Godot’yu beklemek demektir. Godot bir tanrı, ölüm veya güçlü biri olarak görebilir adlandırabilirsiniz fakat o boş beklentileri, olmayacak hayalleri ile ibarettir.
124 syf.
Godot kimdir? Godot'yu beklemek nedir? Godot, insandır. İnsanın ta kendisidir. Peki ya Godot'yu beklemek? Godot'yu beklemek, hiçbir zaman gelmeyecek olanı beklemektir. Zamanı yitirmektir. Zamanın neresinde olduğunu bilememektir. Yaşamın gerçek mi rüya mı olduğuna karar verememektir. Kendini bu yaşama kimin veya neyin getirdiğini aramaktır. Neresi olduğunu bilmediğin yerlere gitmek isteyip nasıl gideceğini bulamamaktır. Aynada görüntünü görememektir. Aramak, düşünmek, unutmak, anımsamak, sonra yine unutmaktır. Hep en başa dönmek ve bu döngü içinde deliliğe yeniden bir dönüştür. Yitmektir. Biz ne yapıyoruz? Hepimiz! Godot'yu bekliyoruz. Peki Godot ne zaman gelecek?
124 syf.
·2 günde·9/10
Godot’yu Beklerken’i ilk kez NTV’de Önce Söz Vardı isimli programı izlerken duymuştum. Uzun süredir tiyatro eseri de okumamıştım ve bu şekilde kitaba başladım. Kitap kısa bir eser 124 sayfa ve ve iki perdeden oluşmakta. Samuel Beckett ilk postmodernislerden olarak anılıyor ve absürd tiyatronun en önemli yazarlarından ayrıca 1969 yılında da Nobel Edebiyat ödülüne de layık görülmüş.
Absürd tiyatro nedir peki ? : Absürd tiyatro; Bütün kalıplara, alışılmış düzene karşı çıkar. Mantık sınırlarını tanımaz. Olaylar arasında bağ kurulmaz. Kahramanları genelde zavallı, suçlu, bilgisiz ve zayıf kişilerdir. Belli bir olay dizisi yoktur. Verilmek istenen mesaj yoruma açıktır. Böylesi anlamı olan absürd tiyatronun en baba kitabından bizlerinde farklı anlamlar çıkarması sanırım gayet mümkün.

Kitapta iki ana karakter var Estragon ve Vladimir iki arkadaş bir yerde beklemektedirler Godot’yu. Beklerler, beklerler, beklerler… Beklemektir kitabın asıl teması isminde olduğu gibi. Sonrasında iki karakter daha gelir. Pozzo ve Lucky, bu tuhaf ikilinin arasında bey-uşak ilişkisi mevcut. Ama Pozzo’nun davranışları acımasızca, gaddarca; bana köleliği anlattı bu ikili. Eziyeti, vahşeti, acımasızlığı, sömürgeciliği gösterdi. Bu kısımda sinirlendiğimi belirtmek isterim. Bir de çocuk karakteri var tabi masumluğu, temizliği gösteren…

Kitap herkese farklı olarak kendini anlatmış yorumlarda. Gerçekten de öyle çünkü bu dalın yani absürd tiyatronun amaçlarından biri. Bu kitap bir klasik gerçekten. Her duyguya hitap edecek zenginlikte. Umut dolu derken bir anda kendini asmaya çalışmak gibi zıtlık ve bulanıklığa sahip. Bir anda sevinirken anında üzen bir yapıda. Anlamsız bir anlam içeriyor bu klasik. Gerçek dünyada mı yoksa hayal âleminde bu kişiler diye sorgulamanız mümkün. Biri unutur, diğeri hatırlatır ve döngü devam eder durur. Varoluşsal felsefenin dibine vurmuştur yazar bunu da belirtmek isterim. Gerek cümle ile gerekse anlattığı konu ile bunu bizzat belirtmiş.
Sonuç olarak kendilerini kanıtlayan karakterler, farklı konularda anlamlar taşıyan ve zıtlıklar oluşturan cümlelerle dolu; sıradan, basit, saçma konuşmalarla dolu ama bir o kadar da anlamlı, akıcı ve kısa cümlelerden oluşan bir eser. Umutla Godot’u bekleyen ikili.

Farklı bir türde, kendimce de bir klasik yapıt okuduğum için mutluyum, sizlere de tavsiye ederim.
124 syf.
Bekledim bekledim ama gelmedi...

Sanırım hiç bir zaman gelmeyecek beklenen yarın, öbür gün belkide ondan sonra ki gün bile. Gelmeyecegini bildigimiz halde bekledik Vladimir ve Estragonla.

2 perdelik trajikomik bir hikaye ben okurken büyük bir haz aldım.Dili sade ve komik absürtluk had safada küçük prensi okuyup içinde kendimize dair bir seyler bulduysanız Godot u beklerken de onu bulacaksınız.

Fazla abartmayayım sonra gözünüzde büyütmeyeyim.Bence okuyun ama sizi dusundurmesine izin verin çala kalem yazılmadığı gibi okunmuyorda.
124 syf.
·8/10
Tiyatro oyununda oynama şerefine nail olduğum kitap.Ben de değeri büyüktür.İlk okuduğumda meğer kitaptan edinmem gereken derin anlamları nasıl da kavrayamamışım.Aradan yıllar geçtikten sonra okuduğumdaysa ne kadar büyüdüğümü,zamanın bizleri nasıl da olgunlaştırdığını buruk bir sevinçle farkettim.Godot kimdir dostlarım,kahramanlarımız neyi bekliyor? Parayı mı,umudu mu,tanrıyı mı? Bu bizim hayatta neyi beklediğimize göre değişen bir olgu olduğunu düşünüyorum ben.Sindire sindire,altını çizerek okumanızı tavsiye ediyorum.Lütfen hayattan beklentisi olmayanlar,yüreği hâlâ çocuk ümidiyle dünyayı kucaklayanlar okumasın.Kendine biraz daha olgunlaşabilmek için zaman tanısın.Yüreğinizdeki sancılarla boğuşmaya başladığınızda okuyunuz.On günde tamamladım.On günümün en kıymetli etkinliği oldu.Büyük bir beklentiyle kitaba başlamayın demeyeceğim.Bilakis başlayınız.Pişman olmayacaksınız.
124 syf.
·1 günde·10/10
ya sazlıktaki rüzgârlardan biriyse bu gelen ya söğüt ağacının dökülen yapraklarındansa bu hışırtı? godot gelmiş miydi? belki de çoktan gelmişti. belki de hiç gelmemişti. belki de var olmamıştı.

pezzo'nun uşağı lucky'nin talihsiz kaderiydi o belki, pezzo'nun mağrur diliydi veyahut. her akşamüstü haber getiren çocuk olabilir miydi? pekâlâ olabilirdi. godot her şey olabilirdi, bir o kadar da hiçbir şey. godot gelmeden de varız, beklerken de. o hâlde godot'u beklemeden de var olabiliriz. godot olmadan da.

nihilist bir anlayışla egzistansiyalizm arasındaki ikilemdir bu tiyatro aslında. eylemlerimizle, düşüncelerimizle mi var oluyoruz; yoksa hiç mi var olmamıştık? estragon'un her şeyi unutmasına bakıyordu bir önceki gün hatta daha önceki gün yaşananların hiç var olmaması için. zira vladimir'le ondan başkası yoktu orada. ara sıra pezzo ve uşağı uğrar gelir ancak yıllar geçmişçesine bir önceki güne nazaran oldukça değişmişlerdir...

zaman kavramı ne zaman ki vuzuhsuz bir hâl alır, flulalışır; işte o zaman varız diyebilir miyiz? peki ya hiç var olmadığımızı iddia edebilir miyiz? bizden başka kimse var olmasa dünyada, yine zamandan ve kendi varlığımızdan dem vurabilir miydik?

velev ki godot geldi ve bir sonraki gün onu beklememize lüzum olmayacak, iki tarafın da menfaati karşılanmış olacak. ardından ne olacak?

belki vladimir ve estragon bir ip bulup kendilerini o ağaca asacaklar. belki de tekrar oraya gidip estragon çizmelerini çıkaracak vladimir düşüncelere dalacak. rutinleşmiş eylemler bizi var edebilir mi? gayrimuayyen bir girdabın içinde git gide kayboluyorsak ne olacak?

godot gelebilmek için bazı şeylerin değişmesini bekliyor olabilir miydi?

bu da pekâlâ olabilirdi.

godot herkes için bir şey ifade etmeli. kimisi için herhangi bir kişi, kimisi için umut, kimisi için ölüm... felsefî bir tiyatro metnidir ve ancak bu şekilde hakkını verebiliriz.

söyle godot'a çocuk, onu artık beklemiyorum ama burada duracağım. kımıldayamıyor muyum ne? olsun, godot'un gelmesi pek de mühim değil. gelse güzel olur, belki daha çok var olabiliriz. belki de yok oluruz... kim bilir?

hadi gidelim, vladimir... gidemeyiz deme, godot gelmeyecek.
124 syf.
·1 günde·9/10
Su gibi akıp giden bir kitap. Güzel bir insanlık eleştirisi. Kitapta ikili diyolaglar hakim. Bu diyaloglar da kısa cümlelerden oluşuyor ve kısa sürüyor. Hep bir bitmemişlik var. Kitap boyunca karamsarlık ve kararsızlık hakim. Bir şey yapılmaya karar verilse de yapılmıyor. Neden? Çünkü Godot bekleniyor. Bu absürtlük kitabın başından sonuna kadar sürüyor.

İki sahneden oluşuyor kitap. İki sahne de aynı yerde aynı bekleyişle bir çırpıda bitiyor. İnceleyince bir çok alt metin bulmak mümkün. Buram buram sembolik ögeler var. Didi ve Gogo'nun bütün insanlık olduğunu söylemek mümkün, belki de bir insanın iki farklı tarafı olduğunu. Bunlara ego ve id diyen de var, bu da mümkün. Pozzo ve Lucky için de aynı şekilde pek çok yorum yapılabilir. Belki zengin sınıf ve halk, belki devlet ve millet, belki derebey ve işçi, belki yönetici sınıf ve bilim adamı... Nereye çekerseniz oraya gelir. Çok yoruma açık bir metin.

Godot ise bunların çözümü. Tanrı mı? Para mı? Ölüm mü? Sevgi mi? Bilemiyoruz. Zaten gelmiyor da...

Eserin böyle zamansız olması ve bu kadar yankı uyandırmasını buna bağlıyorum. Altını çizecek cümleler bulamıyorsunuz belki ama okuyunca anlam yükleyecek çok şey bulabiliyorsunuz.
124 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Kendime göre algı biçimimi etkilememesi için okumadan izlemek istememiştim ama oyun zaten yüzlerce farklı anlama bürünecek bir içeriğe sahip. Dolayısıyla, ister izleyin ister okuyun, herkese ulaşan içerik apayrı olacaktır. Absürt sanat dallarının, hayatın sıradan temalarını olduğu gibi işlemesinden nasibini almış bir eser. Prematüre ifadesini bir küfür olarak görebilir, sorulan sorunun duyulmadığı için cevaplanmamasıyla karşılaşabilirsiniz. Çünkü hayat tam olarak bu duyulmama eyleminin kendisi kadar sıradan. Kitabın, çok basit cümlelerle, çok yalın betimlemeler içerme sebebi de budur. Çünkü gerçek hayatın içinden çıkıp gelen de tam olarak bu basitlik.
Haliyle bu kısa oyunun beni derin düşüncelere gark etmesi elden değildi. Baştan aşağı semboller ve metaforlarla döşeli her bir öge, yaşadığımız dünyanın ögelerinden ve ruhsal buhranlarımızdan başka bir şey değil. Beklenen Godot, bir insan, mahluk, eşya, metafiziksel bir öge, hiçlik ya da varlığın ta kendisi olabilir. Varoluşçuluğun her adımında karşılaştığımız nasıl değil neden sorusu, kitabın her sayfasında imlek imlek işlenmiş. Evrenin bütün sırları çözülse bile, bu kitabın karakteri çıkıp "İyi tamam ama bu hala bana neden yaşadığım sorusunun cevabını veremez." diyebilir. Nasıl bir gerçeklikte yaşadığın değil neden o gerçeklikte ya da hayaller dünyasında yaşadığını arar durur, kitabın ana iki karakteri. Biri unutkan, diğeri yardım eli bekleyen insanlığı simgeler. Aslında insanın her iki yanını da simgelemiş olur. Bu nedenin cevabını ısrarla ararken, hayat bu mu, bu kadar mı, gerçekten biz bu muyuz diyerek varoluşsal sancılara gömülerek kitabı bitirmiş oluyorsunuz. Çünkü o cevap bir kurtuluştur, kurtuluş Godot'dur. Godot cevapların ta kendisidir. O cevap bir gün gelecek mi, hep yarını mı bekleyeceğiz bilinmez. Ama hepimizin beklediği bir Godot'nun olduğu da su götürmez bir gerçek.
124 syf.
·2 günde·9/10
Hepimizin hayatta beklediği bir şeyler var ve bekleyip de beklediğimizin farkında olmadığımız şeyler var. Kimimiz gerçek sevgiyi, kimimiz ölümü, kimimiz bir insanı, kimimiz de dolmasını bekleyen ceza günlerini bekliyor. İnsanoğlu her zaman bir bekleyiş ile sabrını sınıyor. Geçmek bilmeyen zamanı saatine bakarak tüketiyor. Bazen ise kafalardaki yorgunluk neyi beklediğini bile unutturuyor ama insan yine de neyi beklediğini bilmeden bekliyor.

Godot'yu Beklerken kitabı okuyanına göre farklı yorumlanan bir kitap. Beklemek kısmı sabitken okuyan kişi neyi beklediğini farkına varıp ona göre yorumlandırıyor. Bana göre ise kitapta beklenen şey bir kişi değil, insanlık. Zorluklar içinde kalmış iki karakter kendi kurtarıcısı olduğuna inandığı insanlığı bekliyor. Kimi zaman gelmeyeceğine inanıp ölüm fikrini akıllarından geçiriyorlar. İnsan bekleyip sabrının sonuna geldiğinde, umutları tükenip ölüm duygusuna kapılıyor. Umudun bittiği yerde ölüm bekleyişi başlıyor. Bekleyişimiz hiçbir zaman bitmiyor. Her an her dakika ömrümüzü bekleyiş içinde tüketiyoruz. Niye ve neyi bekliyoruz orası ise muamma...


Kitabın Konusu

Samuel Beckett'ın bu kitabı tiyatro oyunu şeklinde
yazılmış. İki karakter günlerce aynı yerde aynı kişiyi (Godot'yu) bekliyorlar. Açlık ve sefalet içinde olan bu adamlar Godot'un onların kurtarıcısı olduğuna inanmakta ve umutla beklemektedir. Bekleyişleri ne kadar zamandır sürmekte bilgileri bulunmamaktadır. Kaç ay, kaç yıl beklediklerini hatırlamadıkları ve bilmedikleri için varoluşsal bir sorgulama başlatılıyor. Godot'yu gelmemeye devam ettikçe umutlarını yitirip intihar düşüncesine kapılıyorlar. Bekleyişleri ise bekleyiş ile son buluyor. Diğer tiyatro oyunlarına göre kendini tiyatro sevmeyene bile okutturan bir kitap.

Sizin de hayatınızda beklediğiniz şeyin ne olduğunu anlamanıza yardımcı olacak bir eser. Okumanızı tavsiye ederim.
''Sıkıntıdan patlayacağız, inkar edemeyiz bunu. Güzel. Peki. Bir değişiklik oluverince ne yapıyoruz? Fırsatı kaçırıyoruz. Hadi işe koyulalım. Birazdan her şey bitecek ve biz yeniden yalnız kalacağız, hiçliğin orta yerinde.''

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Godot'yu Beklerken
Baskı tarihi:
Ekim 2000
Sayfa sayısı:
124
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758240074
Kitabın türü:
Orijinal adı:
En Attendant Godot
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kabalcı Yayınevi
Baskılar:
Godot
Godot
Godot
Godot
Waiting for Godot
Godot
Godot'yu Beklerken 1948 yılında Fransızca olarak yazıldı ve 1953'te Paris'de sahneye kondu. Zamanla ülke çapında bir ün kazandı. 1954 yılında Beckett tarafından bazı değişikliklerle İngilizceye çevrildi ve başka ülkelerde de sahnelenmeye başladı. Avangard olarak nitelenmesine karşın hızla klasikleşti.

Oyunun varoluş sancıları çeken kahramanları, yolları kesiştiğinde birbirleriyle iletişim kurmaya çalışırlar. Her gün yinelenen bu ritüelde bellek işlevinin yerine getiremeyince de gerçekliğin kesinliğinden uzaklaşmaya başlarlar.

Kimilerine göre tüm zamanların en iyisi olan bu oyun, 21. yüzyılda da kafamızda soru işaretleri bırakmaya devam ediyor.

Kitabı okuyanlar 2.413 okur

  • Sevcan babacan
  • Merve
  • Lara
  • Fluxs
  • Onur Emniyet
  • Ahmet Aykut
  • Soner T
  • Nuran
  • Bilge
  • Yusuf çıtır

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.3
14-17 Yaş
%1.2
18-24 Yaş
%26.9
25-34 Yaş
%40.4
35-44 Yaş
%17.1
45-54 Yaş
%4.8
55-64 Yaş
%0.5
65+ Yaş
%3.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%57.2
Erkek
%42.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.4 (182)
9
%19.1 (132)
8
%15.5 (107)
7
%5.5 (38)
6
%2.3 (16)
5
%0.9 (6)
4
%0.1 (1)
3
%0.1 (1)
2
%0.1 (1)
1
%0.3 (2)

Kitabın sıralamaları