Öncelikle Düşünceler’i okurken aklımıza gelmesi gereken ilk soru şudur: Bu kitap neden yazıldı? Filozof İmparator, yani Platon’un deyimiyle, Philosophus Marcus Aurelius kendi kendine durdurak bilmeden düşünürken neydi amacı? Neden değerli vaktini bir şeyler yazmaya harcadı?
Hayatın bitmeyen karmaşasının içinden sıyrılıp etrafa bir göz attığımızda aklımızda binlerce soru oluşur. Biz, artık düşünmeye, yani kendimize vakit ayırmışızdır. Ama bu o kadar korkunçtur ki hemen kafamızı nereden çıkarttıysak oraya geri sokarız. Çünkü kendine düşünme fırsatı vermemiş biri için düşünmek korkunç bir eylemdir. Çünkü düşünmek yarındır, dündür, yapılmamış işlerdir, tutulmamış sözlerdir, söylenmemiş cümlelerdir, yani düşünmek; geçmiş ve gelecektir. Belki de imparatorumuz da böyle bir gecede düşüncelerinin içinde uyuyamamış ve kalkıp bir deftere “Düşünceler” başlığı atarak, bu eserin doğumuna sebep olmuştur.
Kitabı okumaya başladığımızda Aurelius’un üslubunun emrivaki olduğunu fark ederiz ve kafamızda soru işaretleri oluşur. Bu senli benli üslubun nedeni nedir? Bu kitap aslında bir bilinç günlüğüdür. İmparator tecrübeleri ve aklındakiler ile yaptığı çıkarımları yazmıştır. “İnsanları gerçekten, ama gerçekten sev” der kendi kendine. Çünkü o da bilir ki insanları bir bütün olarak iyisiyle ve kötüsüyle sevmek çok zordur. Ama her şeye rağmen der ki “Biz hepimiz tanrısal parçalar taşırız ve hepimiz aslında bir bütünün parçalarıyızdır” ve bundan dolayı, “bana akrabamdan zarar gelmez, bana kötülük veya bir yanlış yaptıysa da bilerek yapmamıştır bunu” der. Burada aklınızda “nasıl?” sorusunun oluşması çok muhtemeldir.
Kötülük Hakkında
Düşünür der ki “Kötülük bilerek yapılmaz”, bilgisizlikten ve erdemsizlikten doğar. Kötülüğü veya yanlışı yapan kişi gerçekten yaptığının farkında olsaydı bunu