Bana öyle geliyor ki, ben çocukluğumda, birçok basit ve silik kişilerin, tıpkı arılar gibi, yaşam üzerindeki deney ve düşüncelerinin balını getirip bıraktığı bir kovan gibiydim. Bunlardan her biri ve herkes kendi tarzına göre, ruhumu cömertçesine zenginleştiriyordu. Bu bal gerçi çoğu defa kirli ve acıydı, ama ne de olsa, bilginin her türlüsü değerli bir maldır.
Birden bütün neşemin bir camın kırılışı kadar ses ve şıngırtı çıkararak düşüp kırıldığını gördüm. Ayakucuma düşüp kırılan neşemi gözlerimle topladım.Ters yüzüne evime dönüp odama kavuştum.
Baktım gülüşünden güzel şiir olur,
Sevdim gitti.
Sen yüzüne sürgün olduğum kadın;
Madem sevmiyorsun,
O zaman sahip çık gözlerine!
Dönüp, dolaşıp
Değmesinler gözlerime!
Belki de konuşuyordur gözlerin,
Ama ben gözce bilmiyorum ki.
Sessizce biliyorum,
Usulca biliyorum,
Masumca biliyorum...
Sahi, sarkıntılığa girer mi acaba,
Ayrılırken gözlerimin sana sulanması?
Dökmeye niyetim yok içimi,
Zor sığdırdım zaten...
Özledim.
Söyleyeceklerim bu kadar,
Kısa ve derin.
Bu arada,
'Kimse benimle oynamıyor' diyen ağlayan çocuk,
Sen büyü hele,
Bak ne oyunlar oynayacaklar seninle...
Ve bugün Bir kez daha anladım!
Adamlığı, kadınlardan öğrenecek erkek çok...