Ne var ki, kadının özgürleşmedi açısından en temel ölçütün seçme hakkının varlığı ve genişletilmesi olduğunu düşünen bir kadın olarak, aynı süreç boyunca, dinin ne denli güçlü bir meşrulaştırma aracı olduğunu, kadınları tek bir "kadınlık" kalıbı içine hapsederek bağımlılıklarını içselleştirmelerinde ne denli etkili olduğunu da giderek fazla kavradım.
devletin laik olduğu Amerika'da köktendinci bir harekete katılmak kadınlar açısından bir "seçim" sorunu olduğu halde; bir şeriat devleti olan İran'da, ya da devlet ile erkek müminin çıkarlarının özdeş olduğu ve bu çıkarların hem dinsel ideoloji, hem de fiziksel güçle korunduğu herhangi bir dinsel/toplumsal çerçeve içinde kadınlara tanınan, seçme özgürlüğü değil, dinin kutsal aylasıyla çerçevelenmiş bir "kader".
İş bu Cumhuriyet dönemi Surnâme'sinin yazarı der ki, hukukukun hukuk olduğundan beri ilk ve başlıca amacı, cezayı çarptırılan kişiyi değiştirerek iyi yapmak, düzeltmektir. Oysa bir suçluyu asmaksa, ona doğal hak olan değişme hakkını tanımamaktır. Ama bundan da kötüsü, doğanın ve toplumun değişmez anayasası olan sonsuz değişim yasasına inanmamak, yani ayaklarımıza bastığımız, havasını soluyup suyunu içtiğimiz dünyaya inanmamak ve yine inanmadığımız kendimizi de yadsımaktır.
Sayfa 164 - Aziz Nesin Çatalca - 20 Eylül 1975·Kitabı okudu
Gün be gün, tek başına ve kendinden emin, hayatın zorluklarıyla baş etmesini bilmişti.
Çoğu zaman üzgün olsa da, yaratılışından ötürü değildi bu. Yaşama sevinci vardı ama yaşamak ona her zaman yaşama sevinci vermemişti.