nevermore

Puan vermedi·263 syf.··
2026 6. kitabı
Karakter isimleri, eleştiriye açık. Bilmiyorum, insana Türkçe isimler kullanmak tuhaf geliyor olabilir. Galiba Ahmet’i, Mehmet’i gizli ajanlık yapmaya, havalı sahnelerde görünmeye, kitap okuyan entellektüeller olmaya fazla yakıştıramıyoruz. Bunun sebebi felsefeci ya da bilim adamı olan Ahmet’lerin azlığı olabilir. Ahmet dediğin gider aldatılır en fazla, aldatan lavuğu vurup hapis yatar. Ya da platonik falan olur, Ahmet’in max derinliği budur gibi geliyor. Ama sanki Umur Samaz, Nuh Tufan vs gibi isimler gizli ajan Ahmet’den daha da Uncanny Valley duruyor bir noktada. Bilmiyorum, bu öznel bir şey, hissi belki de. Kitabın kurgusu kötüydü bence. Fazla tanrının eli, yani deus ex machina var. İlginç, yaratıcı fikirler çok hoş, ama onların buluştuğu nokta, birbirlerine yapıştıran tutkal fazla göz önünde. Belki daha iyi olabilecekken beklentimi karşılamadığı için çok karamsar bakıyorumdur. Özellikle sonu acele bitmiş gibi hissettiriyor. Karakterlerin motivasyonlarını göremedim. Nuh Tufan’ın olayı neydi mesela? Çok bariz şekilde Palahniuk etkisi var, hatta fazla. Örneğin insanın başına gelebilecek olasılıkları alt alta yazdığı İbrahim Kurban bölümleri. Bu teknik Palahniuk’ta çok var. Fakat onun kitaplarında, kitabın alttan verdiği mesajla uyumlu şekilde yürüyor genelde. İbrahim Kurban neden başıma bir şey düşüp ölme ihtimalimi ve buna benzer rastgele ihtimalleri her bölüm başı alt alta sıralıyor? Palahniuk’ta bu karakterin verdiği bilgi gibi görünürken, Dublörün Dilemmasında yazarın kaleminden geliyor. Nuh Tufan çok karizma, lider ruhlu bir karakter olarak anlatılıyor. Baudelaire’den falan bahsediyor. Neden bahsediyor diye sorunca havada kalıyor karakter. Fight Club’da Tyler Durden de devamlı bir şeyler anlatıyor, anlattıklarını ve düşüncelerini eyleme döküp, kitabın temelini
Dublörün DilemmasıMurat Menteş · İletişim Yayınevi · 200517,7bin okunma
Reklam
Puan vermedi·152 syf.··
2023 2. kitabı
Özünde erkek egemenliğini, erkeklerin baskıcı düzeni eleştiren feminist bir kitap. Baskıyı yapan da, baskıdan kurtarmak isteyen de erkek, ve ikisi de kitaptaki kurban kadının yıkımına neden oluyor. Yani direkt erkeksen kadınlara karışma gibi bir yere varıyor gibi geldi, kitabın sonunda Yalçın'ın Melek'i kurtarmak istemesi de yanlış bir şey olarak anlatılmış. Yalçın şiddete başvurduğu için, kurtarmak isterken daha da mahvetmesini erkek olmasına bağlıyor. Kitapta direkt sadistlik ve kötülük gibi şeylerin erkeklere özgü olduğu mesajı veriliyor gibi geldi. Halbuki kadınlarda da olmayan şeyler değil bunlar. Erkeklerde daha fazla olması kadınları "Melek" yapmaz. Kitap güzel şeyleri savunuyor, ana fikir olarak da sağlam bir yerde durduğu söylenilebilir. Melek'in bilinç akışında, onun tüm bu kötülüğe boğulmuş hayatın ortasında, iyiliğe yönelik kafasındaki tek imgesi, silik, soluk, kucağında yattığı, ona türkü söyleyen dedesi. Melek'i bir tek o sevmiş, bir tek ondan şefkat görmüş. Hayatındaki diğer herkes onu faydalanılacak bir nesne görmüş. Melek de cahil, erkek egemenliğinde yetişen bir kadın olarak, kendini faydalanılan bir nesneden öte göremiyor. Yalçın'ın son bölümünde anlattığı gibi, o isyan edebileceğini, başkaldırabileceğini bilmiyor.Asılacak KadınAsılacak Kadın
Asılacak KadınPınar Kür · Can Yayınları · 202611,5bin okunma
8/10
·984 syf.··
Beğendi
·
2021 29. kitabı
Ayn Rand idealist bir kadın. Bu kelime bende mistik, dindar, hayalperest, a'mâ vs. vs. Gibi kavramlarla aynı anlama geliyor. Hepsini aynı değerlendirmem benim cahilliğim belki. İdealistliği körlükle bir tutmam; kötü, olumsuz bir özellik olduğunu düşündüğümden değil. Bir de tutmuyorum aslında, sadece, bu tip insanları misal: "umutlular" kümesi altına yerleştiriyorum diyebilirim. Bence idealist olmak iyi bir şey galiba, hayatta kalmak için, insan için gerekli bir şey. Ama idealistlik ve felsefe kavramları zihnimde yan yana gelmiyor, eşleşmiyor. Zıt şeyler bunlar. İdealist insan bence kör olmalıdır. Bir nedenle -gerçek-ten yüz çevirmiş olmalıdır. İdeal olan duyu organlarıyla kavranamaz. Yani sadece zihinde vardır. Gerçek nedir sorusu bu yazıyı aşar. Dursun. Yalnız, Ayn Rand'a göre var ve ancak insan onu aklıyla kavrayabilir. Howard Roark'ı gerçek bir insan olarak görmek?     Ayn Rand ve türdeşlerini en iyi tanımlayan kelime benim için "umutlu". Ayn Rand'ı tanımlamaya çalışırken onu mutlaklaştırmış oluyorum aslında. Etiketliyorum, kelimelerimin zindanından çıkamaz hale getiriyorum, en azından bu yazıda. Bunu yaparken ben de kendimle çelişmiş olacağım(Ayn Rand'ın kendiyle çeliştiğini düşünüyorum) çünkü benim Hayatın Kaynağı'nı okurken Ayn Rand'a karşı sürdüğüm argüman insanın dinamikliğiydi. Onu tanımlamak onu yeknesak bir biçimde sunmak olur. Yani amaca yönelik bir makine olarak yarattığı ve kutsadığı Howard Roark'ın gerçek hayatta var olamayacağı düşüncesine ihanet etmiş olurum. Ama yazı zaten mecburen düşünceyi dondurur, bu yüzden dinamik olamaz, yazı Howard Roark gibidir; kendini güncelleyemez BİLİNÇTEN YOKSUNDUR, yani insan değildir. Dünyada nefes alabilen bir Howard Roark yok, sayfalarda donmuş halde duran başka karakterlerin olamayacağı gibi. Ayn Rand'da yazıda
Hayatın KaynağıAyn Rand · Plato Film Yayınları · 20133,728 okunma
9/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2019 7. kitabı
Tıkanma, bence cevabı olmayan bir soruyla ilgili. Ben neyim sorusu. Birine kendimizi anlatmamız gerektiğinde, şunu severim, şunu yaparım dememiz bizi tanımlıyor mu? Ben şunu yapmayı severim demek basit, ama gerçekten seviyor muyum diye sorduğunuzda çıkışı olmayan bir sorgu odasına girmiyor musunuz? Aslında bunu yaparken sıkılıyor olabilirsiniz, belki mecburiyetten, belki de yapacak daha iyi bir şeyiniz olmadığından yapıyorsunuz. Şunu anlatmaya çalışıyorum, gerçekten kim olduğumuzu bilemiyoruz bence. Bu yüzden insanlar hikayelere inanmak istiyor, kendilerini tanımlayan hikayelere. Ben Allahın kuluyum, ben şu topluluğun üyesiyim vs. Kendini bir şeyin parçası olarak görmek istemeyenler bile kendilerine inanılacak başka hikayeler arıyor. Misal topluma karşı anarşistim, ateistim(ki bu da bir çeşit bir topluluğa aidiyet ihtiyacı) hatta ben sosyopatım, şizofrenim, bu yüzden farklıyım vs vs. Kimliğimizden emin olmadığımızda, boşluğa düştüğümüzde bile bir imajımız olsun istiyoruz, depresif imajı misal. Bunlara çok denk geldim. Her neyse işte, bir kimlik arıyoruz, yaşadığımızın teminatı, hayatımızın bir anlamı olduğunu hissetmek istiyoruz. Ama asla ne olduğumuzu bilemeyeceğiz. Toplumdaki ben mi benim, yalnızken ki ben mi, şurdaki ben mi yoksa buradaki mi? Ben bilmiyorum. Victor Mancini de bilmiyor. Poposuna bir maymun tarafından kestaneler sokulan tarzan olmak istiyor. Çünkü o orada, o bir şey, o var. Ben buyum diyebiliyor ve hiçbir şey umurunda değil. Victor Mancini kendisini seks bağımlısı olarak tanımlıyordu, insanları kandırarak onlardan faydalanan biri olarak. Toplum tarafından kötü diye nitelenen biriydi. Hayatına Paige Marshall girince her şey değişmeye başladı. Ona Isa nın sünnet derisinden doğduğunu söyledi. Victor'un sahip olduğu benlik, içinde yaşadığı dünya yıkılmaya
TıkanmaChuck Palahniuk · Ayrıntı Yayınları · 20033,317 okunma
9/10
·111 syf.··
Beğendi
·
2020 31. kitabı
Albert Caraco başta annesini sevmediğini söylüyor. İnsani zayıflıklardan tiksiniyor. Kadınların doğum yapması, hamile kalması, adet kanamaları yada erkeklerin bazı davranışları, aşk gibi şeylerden. Annesinin ölümünden sonra onu yüceltip kafasında onu sevebileceği bir yere koyuyor. Sonra da çizdiğim anne benim annem değil itiraf ediyorum diyor. Acı ve zevki reddediyor. Dünyaya duyduğu nefretiyse en saygın hissi olarak görüyor. Annesinin zayıflıkları onu Albert Caraco'nun gözünden düşürüyor. Belki de annesinin ölümüne üzülmesini yada bundan acı duymasını, kendi insani yönünü gösterdiği için onu idealleştirerek reddetmeye çalışıyor. Sevdiği şey dünya üzerindeki zayıf annesi değil daha yüce bir şey olacak böylece. Acının çaresi aşkınlıktır diyor. Çünkü bu adam yaşamayı reddetmiş. Acı duymak bile onun için yaşamak demek. Sonda ise "Ben yaşadım mı hiç bilmiyorum. Benim yaşamım çevrilecek bir sayfadan fazlası olmadı, yaşım elliye gelirken, elimde mürekkebin kararttığı sayfalar kaldı yalnızca. Yaşamım diye adlandırmaya cüret edemediğim şeyin tek olayı annem oldu, onun zaferi tamdır ve benim kendimi tin olarak hissetmem için yetecek kadar tenim var" demiş. İlginç adammış rahmetli.
Post MortemAlbert Caraco · Versus Kitap Yayınları · 2008749 okunma
Reklam