"Kimse bu gelişmelerin altında yatan lanetli gerçeği fark etmiyordu. Zaten böyle bir şeyi kim tahmin edebilirdi? Hindistan'daki bazı insanlarda su rüzgâr yokken olağanüstü, açıklanamaz bir biçimde titreşir; durgun olması gerekirken çalkanır. Yüzeydeki nedensiz köpüklenmelere bakarız, dipte sürüklenen ejdarhayı fark etmeyiz.
Çoğu insanda böyle bir canavar; besleyen bir kötülük, iç kemiren bir ejderha, geceye çöken bir umutsuzluk gizlidir. Böyle bir insan diğerlerine benzer; gelir, gider. O sefilin içinde yaşayan ve onu öldüren bin dişli, ürkütücü, asalak keder fark edilmez. O adamın durağan ama derin bir uçurum olduğunu kimse bilmez. Ara sıra yüzeyinde anlaşılmaz bir karışıklık olur. Gizemli bir kırışıklık kıvrılır, sonra kaybolur ve tekrar belirir; bir hava kabarcığı yükselir ve patlar. Ufacık bir şeydir, ama korkunçtur. Bu o bilinmeyen yaratığın soluğudur."