Kazakistan topraklarında yürütülen kazı çalışmalarında "Altın Elbiseli Adam veya Kadın” adı verilen bu tür buluntulardan 8 tanesine ulaşıldı. Altın Elbiseli buluntuların şu ana kadar 6 tanesinin erkek, 2 tanesinin ise kadınlara ait olduğu belirtiliyor.
"Anında iki şey netleşti. Bir, babamın odasının tamamıyla ona aitmiş gibi hissettirmemesinin sebebi, öyle olmamasıydı. Odasını tamamıyla anneme adamıştı. Ya da ikisine ve birbirlerini ne kadar derinden sevdiklerine."
Balkan Harbi’nden sonra, felâketin verdiği dehşete, memleketin istikbali için bütün benizleri sarartan endişeler de karışınca, hasta adama her biri kurtarıcı birer deva koşturmak derdine düşen fikir sahipleri arasında bütün meseleleri ortaya döken münakaşalar başgöstermişti: Türk tarihi Sultan Osman’dan mı başlar, daha evvelden mi? Timurlenk bizden sayılır mı, sayılmaz mı? Osmanlı İmparatorluğu’nun banileri Türk müdürler, değil midirler? Cengiz mi daha büyüktür, Yavuz mu? Tanzimatçılık taklitçi ve zararlı bir ruh mudur, değil mi? Medrese kalmalı mı, kalmamalı mı? Turan mı, irfan mı? Tesettür ve taaddüdü zevcad kalkabilir mi, kalkmaz mı? Ulema sınıfından bu memlekete ziyan mı gelmiştir, fayda mı? Şiîlik mi, Sünnîlik mi? İslam terakkiye mani mi, değil mi? Lâtin harflerini alalım mı, almayalım mı? Arap ve Acem kültürlerinden tecrit edilen bir Türk’ün medenî bir kıymeti kalır mı, kalmaz mı?
“Ne öneriyorsun? Kollarımızı kavuşturup eninde sonunda bu adamların suyumuzu bulandırıyorsunuz diyerek bizi yaka paça zindana götürmelerini beklememizi mi? Bu nasıl olsa olacak, bari bir iş görelim, kendimize saygımız olsun…”